Son Türkçüler! | Karamandan.com - Karaman Haber

Son Türkçüler! | Karamandan.com - Karaman Haber

06 Temmuz 2020 Pazartesi
Son Türkçüler!

Doğu Perinçek
Rasim Ozan Kütahyalı.

Hüseyin Nihal Atsız, 1944 tarihli "Türkçülük ve Turancılık" davasından sonra Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan ile, Tophane askeri hapishanesinde yatarken Türkçülük bayramını kutlamışlar, o günden beri de kesintisiz kutlanır olmuştur. 

Amaç;

Heyecan olsun, millete aksiyon lazım veya yeşillik olsun diye değildi.

Amaç;

Hafızasını kaybetmiş, şahsiyetini yitirmeye az kalmış Türk ulusunun genetik kodlarını tamir etmekti, amaç!

Türk toplumun kaybolan kültür ve mefkûresini kuvvetlendirmekti, amaç!

Türk Toplumunun kaybolan tarih ve kültür kodları milli şuur ve idraklerini arayan kalabalıkların hafızalarını toparlamada yardımcı olmaktı, amaç!

Şaşkın durumda olan Türk milletinin "millet vasfı" olma duygusunu bulmada ve muhafaza etmeleri konusunda yardımcı olmaktı, amaç!

Dahası Türk devletinin yenilmez, zinde hayat gücü kazanmasını ve Türk milletinin teminatı ve istikbali gençliğe bir mesajdı.

"Millet olma vasfını" kaybeden toplumun ebediyete kadar yaşayacağına inanıp, Türk milliyetçilerinin yeniden doğuşuna inandıkları için kutlamışlardır.

Türk milliyetçilerinin,Türk milletinin varlık davasında çektikleri ıstırabın, elemin, gözyaşının ifadesini bir acı ve sızı olarak hissettikleri için bu bayramı kutlamışlardır. 

En önemlisi "büyük Türkiye" ve "milliyetçi Türkiye" idi…

Milli üstünlük inancını 'ırkçılık' olarak değerlendirenler dava açmışlardı. Halbuki büyümek isteği, yani milli ülküdür. Milli ülküler, toplulukların yaratıcı kuvvetidir. Bütün yaratıcı güçler gibi de, aykırılıkları yok etmek özelliğine maliktir. Türk yaratıcı gücü, yani Türk ülküsü, yüzyıllardan beri prensip haline gelmiş, uğrunda çarpışılmış bir ülküdür…

Kozanın içine çekilmiş zihniyet veya bazı kesimlerin hayal diye baktığı bu ülkü, hayal içinde gevşeyip tembelleşmiş olanlardır.

H. Nihal Atsız bu kararı ve düşüncelerini "tabutluk" davasında yargılanan Alpaslan Türkeş başta olmak üzere diğerleri ile paylaşırken yukarıda sıraladığım ve maddeler halinde yazdığımdan daha önemli bir şey daha vardı o da;

Faşizmin yerle yeksan olması ve dalgalar halinde yayılan "komünizm" tehdidi idi…

Toplum o dönem milli bilincini yitirmişti. Baskı, dayatma, zehirli ideolojiler Türk toplumunun genetik kodlarını bozmuş ve ülke kriminalleşmişti. Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş, "yitik" ve "kayıp" gibi negatif sözcüklerinin yerine pozitif "Türkçülük" anlamını yükleyerek, toplumun "Türk" olmasını sağlamışlardır…

Bu dava nasıl sonuçlandı?

Karar:

"-Sanıklar suçsuzdur, beraatlerine..."

"-3 Mayıs milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir..."

Bu kadar!

Şimdi ise yeni Türkçüler ve milliyetçiler türedi.

Doğu Perinçek ve Rasim Ozan Kütahyalı gibi!

Türkçülük bayramını kutlaması gereken kişi, kurum ve kuruşlar "sırça köşklerde" endişe ve kaygılar nedeni ile ve kendine olan güvensizliklerle oluşan bir kozanın içine girdi meydan boş kaldı. Boş kalan meydanı birileri sahiplenir ve kutlama yapar…

Aşağılık duygusu ve taklitçilik unsuru tavan yapmış biri olan Doğu Perinçek'in "Türkçülük" bayramını kutlaması "akıl tutulmasıdır." Bunun yanı sıra değerlerine yabancılaşma eğilimi gösteren, savunduğu veya savunmaya çalıştığı ideolojiden utanan, değerlerini küçümseyen ve o "kozanın" içindekilerin boşalttığı meydana birileri gelir ve sığınır.

Sığınmakla yetinmez, yanında başka hayat biçimleri ve yabancı değerler arar, bulur ve onları da getirir ve o kutlamayı da yaparlar!

Bunu da değişik kılık, düşünce, değişik isim altında ve "makul" gerekçelerle vitrinlemeyi tercih ederler. Ederler ve bizimkiler de "sazan" gibi atlarlar!

"Kutlama yaptılar" diye!

Yaa işte böyle…

Doğu Perinçek'in "Türkçülük" bayramı ile attığı tweete bir akl-ı evvel ise şöyle yorum yapmış;

"Değer ve yargılar, toplum hayatının her alanında "değer ifade eden" yapı taşlarıdır. Onların aşındırılması, toplumun kendine kıyması ile eş değerdedir."

Çağrım;

Kozanın içinde bir ömür boyu kalmak hem kendinize, hem size bahşedilen yaşam armağanına en büyük haksızlıktır.

Kendinizle yüzleşme, sorumluluğunuzu alma, hatalarınızı görme cesareti hem kozayı delecek hem de sizi güçlü kanatlara kavuşturacaktır.

Çıkın kozadan!

Meydanları boş bırakmayın!

Yaşar Kiraz

Okunma : 2857