Sıfır Noktası | Karamandan.com - Karaman Haber

Sıfır Noktası | Karamandan.com - Karaman Haber

18 Eylül 2020 Cuma
Sıfır Noktası

Yaz mevsiminde; ülkemizin her vilayetinden ve dünyanın da birçok ülkesinden insanların tatil yapmaya geldiği sıfır noktasında yer alan sahil şehirleri…

Yazın sokaklarında insanların sel gibi aktığı, kışın sel afetinden sonraki durum gibi hayalet şehre dönen tatil beldeleri… 

Yazı sezon, kışı da ölü sezon olarak nitelendirilen yerler…

Otellerin terkedildiği, mağazaların kapalı tutulduğu, sahillerin bomboş olduğu ve hayat namına bir emarenin gözükmediği bu yerlerde yaz kış yaşayan insanlar var!

Tabelasındaki yıldız sayısıyla fiyatların orantılandığı, insanların girişte hayvan küpelenir gibi bileklerine bantların takıldığı, müşterilerin günde üç öğün açık büfe olarak sunulan yerlerde acıkmadan sofraya oturduğu, tatların birbirine karıştığı, yeşilin ve denizin hâkim olduğu doğada betona hapsolup yüksek meblağlarla tatil için ikamet edilen mekânların olduğu yerde özgürlüğünü bedel vererek kaybediyor zamane insanı. 

Akşam yemeğinden sonra curcunanın ve gürültünün haddinden fazla olduğu otelde sükûnete kavuşmak için sokakları arşınlayıp, kaldırımların ıssızlığına, ağaçların yalnızlığına şahitlik etmek gerekir. Denizden gelen serin rüzgârın hissettirmiş olduğu serinlik algı kapılarını daha da açar.

Akşam vakti yıldızların altında, bomboş halde bulunan bol yıldızlı otellerin arasında yürürken bedenimiz kaldırımın üstünde, ruhumuz başka yerde dudaklarımızda ise sakin bir mırıldanma; Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’ten: “Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında / Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum / Yolumun karanlığa saplanan noktasında / Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum”.  

İnsanların parayla özgürlüğünden vazgeçtiği bu beldelerde maddi bedel ödemeden özgürlüğünü ilân eden insanlar da var!  

Kendi kendini hapseden insanların olduğu bu beldelerde özgürlüğün ne olduğunu bilip, şımarık dünyanın içinde kendi haline çekilip kendinden başkasını kınamak için görmeyen, nefsi için de kendini hiç görmeyen insanlar da var!

Midelerin doyduğu, gönüllerin aç bırakıldığı bu şehrin sokaklarında gezerken saat kulesinin karşısında masalarının ve sandalyelerinin bir kısmı dışarıda bırakılmış kapalı duran lokantanın önünde bir adam... Üzerindeki elbisesi ve tıraşı pejmürde olmayan lakin lokantanın önündeki masalardan birinde kendine hazırladığı mütevazı sofrayla dikkat çekiyor. Menüde fasulye konserve, bir ekmek, bir de yarım litrelik su var. Bu adamın yanından geçerken adımımızı yavaşlatarak birkaç metre ilerledikten sonra adeta zamanı geriye sardık ve adamın tekrar hizasına gelip selamımızı verip yanına oturmaya müsaade isteyecekken sofraya davet edildik. 

Adı Besim… 51 yaşındaymış… Aslen Diyarbakırlıymış… Hem yetim hem öksüz büyümüş… Hayata eksiden başlamış ama hâlâ sıfır noktasına gelememiş, sıfır noktasında yaşadığı sahil kenarında. Değişik işlerde çalışmış ama sigortası hep eksik yatırılmış. Toplam 400 günü anca varmış. 

Mideler bir şekilde doyuyor da gönülleri doyurmak büyük bir mesele! Bizler de tok midelerle gönüllerimizi doyurmak için oturduk sofraya. 

Kendimizi tanıttıktan sonra sofra başında başladı bir muhabbet…

Yıllar evvel gelmiş bu yere. Hiç arayanı yokmuş. Yaz kış buradaymış. Başka şehre gitmiyormuş. Çalışamıyormuş. Esnafların desteğiyle karnını doyuruyormuş. Hiç dilenmemiş. Alkol ve sigaraya tövbe etmiş ve o günden beri de ağzına hiç almamış. Bir arkadaşına ait kapalı bir mekânda kalıyormuş, hem yağmur da almıyormuş. Sağlığı ve sıhhati yerindeymiş.

Sofranın başında hayatı ile ilgili maddi bilgileri aldıktan sonra sohbet daha da derinleşti. Sohbetin derinleştiği yerde belli bir seviyeden sonra hırçın dalgaların sahili dövdüğü denizden daha engin, durgun havada dibi net şekilde görünen deryadan daha berrak oluyor dinlediklerimiz. 

Açık büfede şımaran midelere inat gariban sofrasında gönüllerin doyurulduğu bu yerde “bu halimize çok şükür” dedi, Besim dayı ve sözüne şöyle devam etti: “Hayat işte böyledir! İnsan geçmişini geri getiremediği gibi geleceğine de hükmedemiyor. Böyle geldik ve inşallah son nefesimizi de güzel şekilde veririz”.

“Ömür dediğin urgan inceldikçe incelir / Alırsın cevabını bir melekten, gün gelir” dedi, Üstad Nurullah GENÇ. 

Kabaca hatları anlatılan muhabbet aramızda geçip ayrılmak için müsaade istemeden evvel hatıra amaçlı fotoğraf çektirme talebimize olumsuz cevap veren Besim dayıyla helalleşip ayrıldıktan sonra arkamızdan seslendi…

Gençlerrr! Bu dünyada ne “ne oldum” deyin, ne de “ne olacağım” deyin. Her ikisi de sizin elinizde değil! Siz sadece sizin elinizde olan “ne olmalıyım” sözünü dilinizden ve gönlünüzden düşürmeyin!

Şehrimize selamlarını gönderen Besim dayı Antalya’nın Kemer ilçesinde varlığını yokluk içinde şükürle sürdürüyor. 

Yolu oraya düşenlere muhabbeti, yemek saati karşılaşanlara ise nasibi olan o günkü azığından ikramı var; kısacık dünyada samimi bir halle.

Evimize dönmek için yola düşerken dudaklarımızda yine bir mırıldanma Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’ten: “Yağız atlı süvari, koştur atını koştur! / Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları / Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur… / Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…”  

Şadan Sezgin

Okunma : 1332