Erkekler Melek Midir? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Erkekler Melek Midir? | Karamandan.com - | Karaman Haber

23 Eylül 2019 Pazartesi
Erkekler Melek Midir?

Sağ-sol kavgalarının bittiği, Amerika ile Rusya’nın arasındaki husumetlerin çözüldüğü, küresel ısınma konusunda dünyanın birçok ülkesinin ortak karar aldığı, nesli tükenme tehlikesi altında olan canlıların avlanmaması konusunda avcıların hemfikir olduğu, AB’ye girmeme pahasına kokoreç, işkembe çorbası ve kelle-paçaya sadakatin gösterildiği, stadyumlardan dikenli tellerin sökülüp hakeme küfretme yasağına kitlelerin uyduğu, bebek maması üreticilerin ilk altı ayda anne sütünün önemli olduğunu vurguladıkları, sağlık için çayı şekersiz içenlerin yarım kilo baklavayı bir oturuşta yediklerini itiraf ettikleri, otobüs duraklarından padoglara benzer demir bariyerlerin kaldırıldığı, yaya geçitlerine yaklaşan şoförlerin frene basıp hızlarını düşürdüğü dünyada; çözülemeyen bir konu kaldı. Kökü çok eskilere dayanan bu konu kadın erkek konusudur. 

“İnsanlar iki konu üzerine konuşmayı çok severlermiş; metafizik konular ve kadın erkek mevzuu… Bin yıllardır konuşulmuş, üzerine bir sürü söz söylenmiş ama bir türlü çözüme ulaştırılamamış bir konudur, kadın erkek ilişkileri” dedi, Kemal SAYAR. 

Aile hayatında kadınları çözülemeyen gizemli bir varlık haline sokan, erkekleri ise kalbi olmayan, duyguları alınmış mekanik ama çok işlevli bir robot yerine koyan günümüz anlayışı; kadınlarımızı mutsuz ederken erkeklerimizi de kırgın hale getiriyor. Erkeğin kalbi kırılırken, çatır çutur çıkan kırılma sesleri kadınlar tarafından pek duyulmasa da kadınların mutsuzlukları tüm evrene ışık hızıyla yayılıyor ve insanlar arasında kadınlar tek mağdurmuş hissi kâinata hâkim oluyor.  

“Kadınlar Melek Değildir!” adlı yazımızı okuyan çevremizdeki hanımlardan gelen bazı tepkiler şöyle oldu: “Şadan! Yazıyı akşam okudum ve sana sinir oldum”. “Bir kere erkekler kadınları anlayamaz; onun için de yazamaz. Hııııhh”. “Ablacım! –Dikkat edin ünlem işareti var yine- yazdıkların çok doğru ama yazan erkek olunca gıcık oldum”. “Bu yazı harfi harfine bir kadının elinden çıksaydı ne güzel olurdu”. “Şadannn, seni boğabilir miyim?” 

Şimdi gelelim “Erkekler Melek Midir?” konusuna… 
  
Toplumsal olarak; din, mantık, ahlak, modern kurallar, ekran ışıkları ve nefsimiz arasında gelgitleri olan değerler üretmeye çalıştık. Üretilen bu değerler zamana göre, duruma göre, menfaate göre, baskıya göre değişip, yanlış da olsa bir yanlışın üstünde bile standardı yakalayamadık. Sürekli değişen değerlerin arasında insanların değersizleştiği bir ortama daha çok aşina olduk. Doğrunun yeri belli olup gidilecek yol ortadayken bizler yanlışların içinde kaybolup o yollarda ters yöne doğru gittik ve gitmeye devam ediyoruz. Ters yöne doğru gitmekle, doğruya gidilemeyeceğini anlayamıyoruz. Ters yönde gidilen bu yolculuktan dolayı kafa kafaya çarpışmalar da eksik olmuyor toplumumuzda.  

Elmanın diğer yarımı olan erkeklerin de kadınlardan farklı tarafları vardır. Bu farklılıktan dolayı erkek ve kadın birbirinin tamamlayıcısı olarak dengeyi sağlamaktadır. Eğer bu farklılıklar olmayıp, sağlanması gereken bir denge unsuru da olmasaydı ne aile olurdu, ne nesil olurdu, ne de bir toplumsal düzen olurdu. Düzensizliğin verdiği dünyada kargaşa eksik olmaz, edep kurallarının esamisi okunmaz, doğanın enerji kaynağı olan sevginin yokluğu ile siyah beyaz renklerin hâkim olduğu dünyaya hapsolurduk. 

Matematikte iki nokta arasındaki en kısa yola ‘doğru’ denir tanımı erkeklerin dünyasında büyük öneme sahiptir. Erkekler bir işe sonuç odaklı bakarlar ve sonuca en kısa şekilde ulaşmak onlar için önemlidir. Sonuçlara ulaşmak için gidilen yolun güzergâhı, güzelliği, dinlenme noktaları erkeklerin hesabında pek yoktur. Bundan dolayı da kadınlar tarafından sıkıcı bulunabilirler.  

“Erkeklerin düştükleri en büyük hatalardan biri de kadınların kendileri gibi duyup düşündüklerine inanmalarıdır” dedi, Esther VİLAR.

Erkeklerin hayatı doğduğu günden beri sadelik içindedir. Bebekken çorap, zıbın ve tulumla çocukluğa adım atarlarken; şort, pantolon ve tişörtle yetişkinliğe ulaşabilmektedirler. Bu süreç içinde de bir ayakkabıyı her çeşit elbisenin altına giyebilmektedirler. Kızlar gibi renk uyumuna, tokasından çorabına kadar çeşitli zevklere hitap eden tasarımlara ihtiyaç duymazlar. Zaten erkekler ne yeni aldığı elbiseyi göstermekten hoşlanırlar, ne deneme kabininde sıra beklemekten hoşlanırlar, ne de mağazalarda vakit geçirmekten hoşlanırlar. Erkekler bu konuya ihtiyaç olarak bakarlar, tarz ve moda olarak düşünmezler. Bundan dolayı bu alandaki yeniliklere itibar etmediklerinden tekstil ürünlerine daha az maddi bedel öderler ve mağazalarda daha az vakit geçirirler.  

“Hemen bütün erkekler, adeta üniformayı andıran, gri veya koyu renkli, dayanıklı ve kir götüren cinsten elbise giyerler. İç çamaşırı, gömlek ve çoraplar da adeta normlaşmış olup, erkekten erkeğe sadece numarada fark eder. Dolayısıyla her hangi bir tuhafiyeciden aynı şeyleri, fazlaca vakit kaybetmeden temin etmek mümkündür. Sadece kravatlar konusunda erkeklere kısmi bir serbestlik verilmiştir. Erkek elbiseleri normlaştırılmış olduğundan ucuzdur” dedi, Esther VİLAR. 

Yaratılıştan gelen fiziksel özellikler ve dünya var olduğundan beri dışarıdaki görevleri üstlenmiş olan erkek için güç de çok önemlidir. Gerek hem cinslerine karşı gerek eşlerine karşı güçlü görünmek erkeğin kendine güvenini artırır. Erkeklerin güçlü olması ve bu gücü kullandıklarında ortaya olumsuz şeyler çıkacağını bilmesi onların daha mantıklı olmalarını sağlar. Bu mantıklı davranışı icra edebilmek için erkekler olaylara daha soğukkanlı bakıp daha akıllıca hareket edebilirler. Bundan dolayı erkekler bir işin sonunu düşünebildikleri için daha uzun vadeli düşünebilirler.   

“Erkekler agresif ve kavgacıyken, kadınlar sessiz ve sakindir. Erkekler olaylara daha soğukkanlı yaklaşırken, kadınlar daha aceleci ve sezgisel davranmayı tercih ederler. Erkekler birbiriyle güç yarıştırmayı çok sever, kendilerini başkalarından daha güçlü hissettiklerinde çok mutlu olurlar” dedi, Kemal SAYAR. 

Tarihteki büyük düşünürler, yöneticiler, komutanlar, bilim adamları kahır ekseriyette erkek olsa da, zekâ yönünden erkeklerin daha üstün bir varlık olduğu söylenemez. Erkekler zekâlarını daha iyi kullanıyor olabilirler tarihsel sürece bakarak. Lakin erkeklerin zekâlarını kullanması sonucu ortaya çıkanlara bakınca sonucun kadınların daha çok işine yaradığının görülmesi bu hususta kimin daha zeki olduğunu belirlemede bir bulanık ortam oluşturuyor. Eğer erkeklerin daha zeki bir varlık olduğunu iddia edecek olsaydık hayata pek faydası olmayan gereksiz icatların peşine düşmelerini açıklayamayacağımızdan kendi iddiamızdan vurulacaktık.     

“Yeni buluşlar erkekler eliyledir. Hatta çocuk psikolojisi ve bakımı ile konservecilikteki yeni buluşlar bile erkeklerin eseridir, öyle ki, kadın modası ile ancak lüks otellerde ürünlerini gördüğümüz aşçılık sanatının ürünleri bile onlar tarafından geliştirilmiştir. Şurası bir gerçektir ki, erkekler eğer sürekli olarak düdüklü tencere, daha beyaz yıkayan temizlik tozu, solmayan halı, öpülünce çıkmayan dudak boyası için kafa yormak yerine, insanlığın temel meseleleri ile uğraşmış olsalardı, dünyamız muhakkak ki tahminimizden çok değişik olurdu” dedi, Esther VİLAR.

Erkekler işlerinde mantığı ön planda tutup daha akılcı kararlar alırken; beyin yapısı bu işlem sürecinde âşık olduğu zaman hata verir. Mekanik bir yapısı olan erkeklerin bu sistem hatasına karşı ‘açma-kapama’ düğmesi olmadığından renk körlüğü ile baş başa kalır. Bu renk körlüğünden dolayı erkek her yeri tozpembe her rengi ise pembenin farklı tonlarında görmeye başlar. Pembe bir dünyanın içinde pembe kurallar hâkim olduğundan erkekler daima koruyan, kollayan ve fedakârlık gösterip feda olan taraftır. “Adabı muaşeret kurallarının en adi yönü, erkeği koruyucu rolünü oynamaya zorlamasıdır. Bu proses, erkeğin kadınla birlikte merdiven çıkarken düşmesini önlemek için bir adım geriden gelmesi veya onunla giderken kaldırımın cadde tarafından yürümesi kuralıyla başlar ve erkeğin askere veya savaşa çağrılmasıyla son bulur. Bu anlamdaki adabı muaşeret kuralı ‘gerektiğinde erkek kendi hayatını tehlikeye atarak kadını her türlü bela ve tehlikelerden kurtarması gerekir’ şeklindedir” dedi, Esther VİLAR. Tozpembe renklerin yavaş yavaş kaybolup her maddeyi gerçek renginde görmeye başlayınca erkek; aşkın büyüleyici etkisi gidip hayatın gerçekleriyle yüzleşerek mantığına tekrar kavuşur. 

Toplumun edebi o toplumdaki erkeklerin ahlakı kadardır. Herkes büyüyüp yetiştiği toplumun ve kültürün çocuğudur. “Edeb iledir nizam-ı âlem / Edeb iledir kemâl-i âdem” derler. 

Bir hanım yazarın kaleminden erkekleri özetleyip son sözlerimize geçelim…

“Erkeğin saygıya ihtiyacı vardır. Erkeklerin terazisinin ölçü birimi mantıktır. Erkekler öfkelendiğinde beden gücünü kullanırlar. Erkeklerin dünyasının değer birimi güçtür. Erkeklerin geçmişle pek fazla işleri yoktur. Erkekler netliği sever. Yaradan erkeklere açık güçler, kadınlara da gizli güçler vermiş. Erkekler hükümetse, kadınlar gizli devlet. Yöneten erkekler, yönlendiren kadınlardır. Erkeğin dili nettir. Erkek mantığı sadece akla dayanır. Erkeklerin duyguları ile mantıkları ayrı ayrı çalışır. Tek istisna ise âşık olmalarıdır. Erkekler teşekkür etmede pek cimridir. Erkeklerde alınganlık huyu çok var” dedi, Sema MARAŞLI.

Kadınlar ve erkekler üzerine iki dizi halinde bu yazıyı kaleme alma sebebimiz her ikisinin de insan olduğunu anlatabilmektir. Kadınları ‘şeytan’ olarak gören orta çağ anlayışı ile kadınları ‘melek’ olarak gören bu çağın anlayışı arasında hiçbir fark olmadığını düşündürebilmek istedik. Bir uçtaki aşırılığın zincirlerinden kurtulup diğer uçtaki aşırılığın kör düğümlerine hapsolmamak istedik. Nefsi, ihtiyaçları, eksiklikleri, zayıflıkları ve eceli olan insanların melek veya şeytan olarak göstermeye çalışmak yaratılış gayesine aykırı olduğunu belirtmek istedik.  

“Neyi savunduğumuz, büyük ölçüde neye karşı durduğumuzla belli olabilir” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

Kadınlarımızın toplumdaki yerinin sırasıyla; babalarının nazlı çiçeği, beylerinin göz bebeği, evlatlarının her şeyi ve torunlarının pamuk ninesi olmasını istiyoruz. Erkeklerin toplumdaki yerinin de sırasıyla; annelerinin paşası, hanımlarının beyi, evlatlarının şefkatli otoritesi ve torunlarının aksakallı dedesi olmasını istiyoruz. Evlatlarımızın; anne ve babalarının yanında kurallar içinde büyüyüp, dede ve ninelerinin yanında esnetilen kurallarla şımarmasını istiyoruz. Nesiller arasında gelişen muhabbeti ve birbirlerini anlayan toplumsal devamlılığı istiyoruz. Sevmeyi ve sevgiyi muhabbetle yaşatmayı istiyoruz. Sevgiden muhabbete, muhabbetten gönüllere ulaşmayı istiyoruz. 

“Üç şey muhabbete vesile olur” dedi, Hz. Ali ve şöyle devam etti: “Güzel ahlak, yumuşaklık ve tevazu”.

Şadan Sezgin

Düzenleme : 13 Eylül 2019 17:37 Okunma : 1123