Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 06 Haziran 2019  -  Saat : 20:00:53   Görüntülenme: 1708

Bir şehir dört mevsim
Bir günde dört mevsim yaşanan Antalya’nın iki yüzü: Merkezde güneş ve deniz, yaylalarda kartopu keyfi.

Turizmin başkenti Antalya’da Ramazan Bayramı dolayısıyla sahillerde yoğunluk oluştu. Alanya ve Gündoğmuş ilçeleri arasındaki Torosların zirvesindeki karlı krater gölü de ziyaretçilerin akınına uğradı. Tatilciler 2 bin 600 rakımlı yaylalarda kartopu oynarken, Antalya kent merkezinde 30 dereceye ulaşan sıcak havanın tadını Akdeniz’in mavi sularında yüzerek değerlendirdi. 

Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği Antalya ve ilçelerinde dünyaca ünlü plajlar, bayram tatilinin geçirmek isteyenlerin tercihi oldu. Hava sıcaklığının 30, deniz suyu sıcaklığının 26 derece ölçüldüğü kentte, farklı illerden ve yurt dışından gelen tatilciler yüzerek serinlemeye çalıştı. Konyaaltı sahilinde plajları dolduran tatilciler, şezlonglarda güneşlendi, sahilde yürüyüş yaptı. Aileleriyle suda eğlenen çocuklar renkli görüntü oluşturdu. 

"Bayram yoğunluğu" Almanya’dan Antalya’ya gelen Mehmet Turan, çok iyi bir bayram geçirdiklerini belirterek, “Tatile geldim. Her sene geliyoruz. Dünyanın en güzel yerlerinden biri Antalya. Antalya’da bayramla başka bir yoğunluk var. Her taraf dolu” dedi. 

"Ruslar mutlu" Moskova’dan Antalya’ya tatile gelen Jenya Trofinova, “Rusya’dan geliyorum, Türkiye çok güzel. Tatilimi hep Antalya’da geçirmek istiyorum. Bir aydır Antalya’dayım. Buranın güneş güzel çok bronzlaşıyorsunuz. İnsanlar çok güzel herkes neşeli. Bu atmosferi seviyorum" diye konuştu. 

Jelena Budeyava ise Moskova’dan geldiklerini belirterek, “Ailemle birlikte tatile geldim. Tatilimizi burada geçiyoruz. Antalya’nın denizi, maviliği, güneşi, insanları çok güzel. Misafirperverlik bizi daha da çekiyor. Her yıl Antalya’ya gelmeye çalışacağım” ifadelerini kullandı. 

Sahilde yaz, zirvede kış turizmi : te yandan sahildeki yoğunluğa girmek istemeyen tatilcilerin adresi ise torosların zirvesinde karlı dağlar oldu. Torosların 2 bin metre yükseğinde Alanya ve Gündoğmuş ilçeleri arasında yer alan Eğrigöl başta olmaz üzere Karıngöl, Dipsizgöl gibi pek çok krater küçük gölleriyle yılın orta yerinde hem kar hem de renk renk çiçekleri, çimenleri ve küçük küçük dereleriyle görsel şölen sundu.

Kar birikintileri üzerinde kayanlar, kartopu oynayıp kardan adamlar yapanlar renkli görüntüler oluşturdu. 

 "Attalos Yurdu" anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır.

M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir.

Modern şehir, antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın en güzel antik eserlerinden biridir.

Antalya şehri ve çevresine antik çağda, “çok verimli” anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege denizinin Batı kıyılarından göçenler; Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren Bergama Kralı II. Attalos, Side’yi kuşatmıştı. Antalya’nın yaklaşık 75 km. doğusundaki Side’yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere gelerek bir şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman içinde Atalia, Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir. 

Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşadığı ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla;  Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais, Selevkos, Bergama Krallığı’nın idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. Antalya’nın antik çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III. yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını kaybetti.

Yöre Doğu Roma ya da Türkiye’de tanınan adıyla Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207’de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşiretinin bir kolu olan Hamitoğulları’nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenistan’da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir.

XI. yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antalya’nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur’un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı da Teke yöresidir. Osmanlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke sancağı denirdi. İlin şimdiki adı ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde verilmiştir.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi olduğunu belirtir.  Şehrin çarşısı ise kale dışındaymış.  Evliya Çelebi’ye göre limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklüktedir. İdarî bakımdan Konya’ya bağlı Teke Sancağı’nın merkezi olan Antalya, Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında bağımsız sancak haline getirildi.

Kaleiçi ; büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrilidir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3.000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antalya'nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır.

1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle "Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu" tarafından "SİT bölgesi" olarak koruma altına alınmıştır.

Turizm Bakanlığı'na "Antalya- Kaleiçi Kompleksi" restorasyon çalışmasından dolayı, 28 Nisan 1984’de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskarı ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.

Bir şehir dört mevsim
Bir şehir dört mevsim Bir günde dört mevsim yaşanan Antalya’nın iki yüzü: Merkezde güneş ve deniz, yaylalarda kartopu keyfi.