Şehit Ramazan Aydoğan | Karamandan.com - Karaman Haber

Şehit Ramazan Aydoğan | Karamandan.com - Karaman Haber

22 Eylül 2020 Salı
Şehit Ramazan Aydoğan

Bir gündü mevsim bayat
Ve esnemekte hayat.....
Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir ahenk sezdim, çerçevede bir endam.

Orta Anadolu’nun bağrı yanık topraklarında zaman ve mekândan münezzeh bir yolculuğun tam ortasındayım.

Hava sıcak.

Yol uzun.

Araba büyük bir hızla tüketiyor altımızda uzayan yaban elleri. Evler geçiyor penceremden, tarlalar, kavak ağaçları…

İnceden bir türkü cızırdıyor radyodan. Hece hece işliyorum sözlerini gönlüme. İçimde eksik bir dörtlük kalıyor sanki. Tamamlayamadığım bir şeyler olduğunu düşlerken yavaşladığımız hissine kapılıyorum. Başımı kaldırdığımda çölün ortasında insanı hayal gördüğüne ikna etmeye çabalar bir endamla İvriz beliriyor ötelerden. 

Önce suyun kaynağına değiyor çatlamış dudaklarımız. Ardından sarmaşıklar altında bir masa buluyoruz kendimize.

Bilet kesen biletçilere takılıyor gözlerim,

Çay geliyor.

Sözler kayıyor gönüllerden.

Çay geliyor.

Gülüşmeler yükseliyor masadan.

Çay geliyor.

Sohbetin tadı mı yoksa yirmi bardak çayın hazzı mı bilemem ama saatler dakika endamı ile terk ediyor bizi. Gün tepenin ardında kaybolma telaşındayken kalkıyoruz. 

Araba yeniden çalışıyor. 
Yolda bir okul görüyorum.
Hemen ardından bir sokak.
İkisinde de aynı isim…
Ramazan Aydoğan.

Bu kez kendi halinde bir İvriz köyüne giriyoruz. 

Kerpiç bir ahırın önünde kesiliyor arabanın hırıltısı. Tebessüm dolu bakışlarla karşılıyor bizi oturanlar. Kiraz ağaçları ile dolu bahçe ilişiyor gözüme ilkin. Kırmızı dallar arasına kondurulmuş tek katlı bir Anadolu evi görüyorum sonra. 

Köylük yerlerde aptallaşan bir şehir çocuğu edası ile atıyorum adımlarımı. İçimi bir sıcaklık kaplıyor burada. Yolda dinlediğim türkü geliyor aklıma. İstemsiz mırıldanıyorum. Adımlarım hızlanıp eşiğe doğru manevra yaparken alıyorum bana doğru savrulan tüm samimi karşılama sözcüklerini. 

Sonra onu görüyorum.

Başörtüsünü düzelterek açıyor yaşlı ellerini iki yana. Ellerini tutup öpmek için çekiyorum kendime. Sahtelikten eser bulunmayan gülümsemesi yayılıyor yüzüne. İçeriye buyur ediyor bizi

İkramlar eşliğinde başlıyor sohbet. Memleketimi soruyor bir ara.

Demez olayım!

Düğüne gelmiş bizim oralara yollar fenaymış. Öyle kızıyor öyle kızıyor bana. Aldırmıyorum. Memleketçilik yapmak şöyle dursun katılıyorum sözlerine. Fıkra anlatıyorum gülüyorlar. 

Biraz sohbet ettikten sonra koyun sağmak için ahıra geçiyor. O hengamede fotoğrafını çektiğimi fark ediyor. Gülümsüyor…

Onlar işlerini hallederken kirazların arasına karışıyorum. Bir ağacın altına oturup bahçeyi dinliyorum. Gözüm bir ara gökyüzüne takılıyor. Nazlı nazlı dalgalanan Albayrak selamlıyor sanki beni.

Onu düşünüyorum
Şu kiraz ağacını o dikmiş.
Şehadetinden sonra bir daha meyve vermemiş o ağaç…
Ağaçlar arasında koşturan çocuklar görüyorum.
Onu düşünüyorum…

Belki o da koştu burada soluk soluğa diyorum. Şu ağaca tırmanırken düştü de dizini kanattı. Askerliğe kabul mektubunu işte şurada açtı heyecanla… 

Babası göçtüğünde ötelere belki de burada -benim durduğum yerde- ağladı gizli gizli…

Gözlerimi siliyorum.

Evin önünde karşılaşıyoruz yeniden. Albayragın dibinde bir sandalyeye bırakıyor yorgun bedenini. Biraz daha söyleştikten sonra gitmek için müsaade istiyorum. Elini vermek istemiyor bu kez. Pis olmuş koyunlarla uğraşırken. Biraz daha ısrar edip öpüyorum.
Utançla kaçırıyor gözlerini bu defa.

Bilmiyor ki o elindeki kokuyu ömrüme yayılan bir hasretle hatırlayacağım…
Bilmiyor ki utançla çevirdiği boynuna sarılıp saatlerce ağlamak var içimde…

Bir dahaya gelmeden haber edecekmişiz sıkma yapacakmış bize. Ha bir de hanımları da götürecekmişiz. Yoksa karışmazmış.
Araba yeniden çalışıyor.

Geriye sarılmış bir film sahnesi gibi okulun önünde buluyoruz kendimizi. Tabelada Şehit Ramazan Aydoğan yazıyor…
Yola koyuluyoruz.

11 Haziran 2017 de Ufuk Demirkıran yürüyor şehadete.
Ertesi gün onun adını verdikleri operasyonda Ramazan abi…

Hangisini anlatayım size?

Şehadetten önce ailesini toplayıp şehadet konuşması yapmasını mı?

Kimseyle paylaşmadığı sigarasını ne zaman dönecekleri belli olmamasına rağmen bana artık gerekmiyor diyerek şehadetinden kısa süre önce dağıtmasını mı?

Veya son anda keşfettiği sızmaya karşı koymak için ateş açarken Eypye basarak şehit olmasını fakat arkadaşlarını hayatta tutmasını mı?

İnsanlar artık böyle haberlere alıştılar sanırım.

Şehadetin ekranlara yansıması dahi saniyelerle ölçülür olmuşken lüzumsuz geliyor belki bazılarına bu kadar kelam etmem.

Ama bir vebal yüklüyorum hepinizin omuzlarına.

Orada bir kardeş var.

Düğün gününde ilk işi bir mezarın başına gidip damatlığını abisine gösteriyor ve içi çıkana kadar ağlıyor…

Orada bir anne var. 
Biz onu televizyonda evladının tabutu başında ağlarken otuz saniye kadar görüyoruz. 
Ama o hala oralarda bir yerlerde.
Acısını atıp içinde bir yerlere bu vatan için ter döküyor, üretiyor, bekliyor…
Henüz evladının son halini dahi bilmiyor.
Bir anne var.
Olduğundan yirmi yaş daha fazla görünüyor.
Bir anne var. Evinin önünde albayrağıyla bekliyor…

Bir anne var.
Her sabah erkenden kalkan. 
Koyunlarına bakan.
Elinizdeki paçavra kağıtlara aldırmaksızın
Avuçlarında bu vatanın tapusunu tutan bir anne var!
Onu ziyaret edin.
Ve üç yıl önce bu gün, bu saatlerde hepimiz adına ölen kahramanlarımıza dua edin. 

Sinan Örs
Sinan033@gmail.com
 

Okunma : 2168