Kibar fahişelerin ihtişam ve sefaleti | Karamandan.com - | Karaman Haber

Kibar fahişelerin ihtişam ve sefaleti | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Mayıs 2017 Perşembe
Kibar fahişelerin ihtişam ve sefaleti

Edebiyat ile -şöyle böyle- ilişkili olanlar; başlıkta kullanılan cümlenin, edebiyat camiasında ne manaya geldiğini oldukça iyi bilirler. Hayatım boyunca oturup birkaç dakikadan daha fazla düşünme ihtiyacı hissettiğim nadir başlıklardan biridir bu. Yerine göre taşın gediğine konduğu bir aforizmadır; yerine göre ise muazzam bir Sehli mümteni örneği… 

Şimdi Balzac’dan girip acayip havalı bir makale yazacağımı umarak “Yahu sende yazar mısın” cümlelerini peş peşe sıralamak için klavyesinde “i” tuşunun yerini arayanlar OKUYAMASIN diye, sanki konumuz tam da bu gibi davranacak ve cümleleri uzattıkça uzatacağız.

Ne olacak biliyor musunuz?
Başlığı okuyacaklar, 
İlk üç cümleyi okuyacaklar,

Aforizma kelimesini “sosyalist” bir söylem zannedip hemen Google’da aratacaklar.

Sonunda eleştirecek, ahkâm kesecek, vatan kurtaracak bir yazı olmadığına kanaat getirip sessizce başka yerlere tıklayacaklar.
Ve dağılacaklar...

Şimdi gelelim asıl konuya; Karaman’a Mut istikametinden gelen ve bu şehri hayatı boyunca ilk kez gören insanlar, bir üst geçit üzerinde basit ama samimi bir yazı ile karşılaşırdı.
“Türkçe’nin temiz iklimine girdiniz,
  Karaman’a hoş geldiniz”

Taşkale’yi görmek için düştüğüm ve hayatımda ilk kez geldiğim Karaman yollarında bu yazı ile karşılaştığım vakit, olduğum yerde çivilenmiş gibi kalakalmış ve adının Muammer Baran olduğunu sonraları öğrendiğim heykeli Türkçe’nin en ateşli savunucularından olan Oktay Sinanoğlu zannederek hayran hayran incelemiştim. Bir Türkçe düşü görüyor gibiydim… Ve şurası kesin ki “uyanmak istemiyordum”

Muammer Baran kentin tarihine mal olmuş bir d(v)eli idi.

Karaman Türkçe’nin başkenti…

Burada dil okumalıyım dedim kendi kendime…

Zira burada dil okumak demek, Silikon vadisinde teknoloji stajyerliği yapmak gibi bir şeydi. Kafamda kurduğum terazi bana her karışı öpülesi bu kentin olanaklarından bahsediyor, Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Mehmet Bey’i keşfettikçe; şehre ve Türkçe ’ye olan katkılarına hayranlığım büyüyordu…

Çok beklemem gerekmedi. Üniversiteye lisansüstü öğrenci olarak kabul edildim ve bütün enerjimle sahaya inerek “Ses Bayrağımız” için bazı çalışmalar yaptım. 

Bu hikâye böyle devam eder gider…

Sonra ne mi oldu?

Modernleşme adı altında yenilenen üst geçitten o yazıyı kaldırdılar.

Yerine, gönülleri kanatan ve adeta kendisinden önceki yazıyı karalıyormuş gibi bir üslupla resmedilmiş bir ucube çizdiler.

Bu hareketin toplumda büyük bir tepki doğuracağını, eylemlere sebep olacağını, hatta Koyunlu Parkı işgal eden eylemcilerin her taraftan yükselen taşkınlıklarına engel olmak için aynı yazının daha büyük ve parlak bir şekilde yerine törenle asılacağını umuyordum. 

Yaprak bile kımıldamadı…

Tek satır yazılmadı, kime ne zararı olduğu sorgulanmadı…

Ne sokaktan ne de Türkçe‘nin ekmeğini yiyenlerden kubbede kalan en ufak bir hoş seda olmadı. Üzerinden silinen yazıdan daha çok yeni yapılan geçidin asansörü konuşuldu. Falan filan…

Şimdi yerel basında Dil Bayramı’nın düzenlenen bir fuara yancı yapıldığı ve programın şaşkınlıkla karşılandığı haberleri dönüyor. Bu haberin Karaman’ın en havalı bistrolarında muazzam tartışmalara sebep olacağı aşikâr gibi duruyor…

Sözün özü dostlar;

Kibar fahişelerin ihtişam ve sefaleti,

Güzel kitaptır. Okumalı ve her satırını şaşkınlıkla karşılamalıyız.

Üç deyince şaşırıyoruz.
Bir, İki, Üç…

Okunma : 1089