Bir Tahrifatın Deşifresi 1 | Karamandan.com - Karaman Haber

Bir Tahrifatın Deşifresi 1 | Karamandan.com - Karaman Haber

14 Temmuz 2020 Salı
Bir Tahrifatın Deşifresi 1

Said Kürdi (Nursi) Kevser Suresi’ni Neye Alet Etti?

SAİD-İ KÜRDİ (NURSİ) KİMDİR

Said-i Kürdi'nin 1876 yılında bir Türk Şehri olan Bitlis ilimizin Hizan kasabasına bağlı Nurs Köyünde dünyaya geldiği söylenir.

Hayatının ilk döneminde, siyasi alanda faaliyet gösteren Said, aşırı “kürt milliyetçisi” olarak devlete karşı bir politika savunmuştur..

Her “ayrılıkçı kürt” ün aklında olan sözde “kürdistan projesini”  hayata geçiremeyen Said-i Kürdi, yönünü islama çevirir….

Hayatının ikinci döneminde islama ağırlık veren Said, ilmi kariyeri ve hatta okuma yazması bile olmadığı halde, Kuran-ı Kerim-i kendi dünya görüşüne göre yorumlamış ve bu yorumlarını, kendi söylediğine göre “Nur Şakirtleri” denen yardımcılarına yazdırmıştır.. Bu yazıların toplandığı kitaplara da “Nur Risalesi” adını vermiştir. Daha sonra kendi adını da Said-i Nursi olarak değiştirir.. Artık ortada bir nurculuk akımı vardır..

Said-i Kürdi’nin en büyük düşmanı ulu önder ATATÜRK’tür.. Baş Komutan gazi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün vefatından sonra, Said-i Kürdi, gelen hükümetlerden her zaman destek görmüştür… (Uzantılarının günümüzde gördüğü gibi… Bkz: irtica). Atatürk’e küçük Deccal deme cüretini gösteren Said-i Kürdi’ye göre Nur suresi kendisi için inmiştir. (Kaynak: Asayı Musa ve Zülfikar adlı risaleleri. sf:23/sf:12; İstanbul. 1973)15

Ülkemizde Atatürk aleyhindeki çalışmaların, özellikle muhafazakâr kesimdeki yanlış Atatürk algısının oluşmasında iki temel kaynak vardır.

Bunlardan bir tanesi Dr. Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıralarım” isimli eseri; diğeri de Said-i Kürdi veya sonraki adıyla Said Nursî’nin Risale-i Nûr Külliyatı’ndan “Rumuzat-ı Semânîye” (29. Mektubun İkinci Makamı)[i] isimli kitabıdır.

Hakkında pek çok çalışma yapılmış bulunan Dr. Rıza Nur’un eseri daha çok Atatürk’ün ailesi, özel yaşamı, eşi ile ilişkileri hakkında hiçbir bilimsel esasa dayanmayan, dedikodu ve iftira ile oluşturulmuş bilgileri içermektedir. Atatürk’le ilgili özellikle “masonluk”, “deccallik”, “süfyanlık” iddiaları da işte Said-i Kürdi’nin bu eserine dayanmaktadır.

UYDURULMUŞ İDDİALARA BAKALIM

Atatürk ve Cumhuriyeti Kuranlara Ağır Saldırı

Said-i Kürdi, bu kitabının 104. Sayfasında yer alan “Ehl-i dalalet zulmü beni rahat bırakmadı Dördüncü Remiz” başlıklı Arapça bölümün Türkçesini 105. Sayfada vermektedir. “Malum büyüğe karşı birden hiddete geldi def’aten bu yazıldı. Ey Ahmak ehl-i nifak olan mülhidler!” diye başlayan bölümün son paragrafı şu şekilde: “Siz bize gerici diyorsunuz. Biz de size mürted, kafirlerin en habisi, vahşilerin en vahşisi diyoruz. Bunlar iki deccal bir süfyandır. Süfyan zendekanın başı, cahşilerin cahşi, Yahudilerin en habislerinden, zalimlerin en zalimi (bir şeytan-ı ahbestir.)

Görüldüğü gibi Said-i Kürdi, “iki deccal bir süfyan” olarak ifade ettiği üç kişiye en ağır ifadelerle saldırmaktadır. Aşağıda bunların kim olduklarını göreceğiz.

“Mason Reisleri: İki Deccal Bir Süfyan”!

Esas sahtekârlığın yapıldığı bölüm ise bu ifadelerin hemen sonrasında başlamaktadır. Said-i Kürdi, 106. Sayfada “Mahremdir” başlığı altında sözüm ona Ebcet hesabı yaparak ve istihareye yatarak bu iki deccal ve süfyanın isimlerini güya şifreli bir şekilde açıklıyor. Kevser Suresi’ni de bu tahrifatına alet ediyor. Bölüm bir soru ile başlıyor:

Mahremdir

Bir sırr-ı inna a’tayna,

Bismillahhirrahmanirrahim

Sual: Ey Üstad! Sen arabi fıkranda zındık komitesinin bir reisine demişsin:

İsminden elif ve be çıkarılmakla iki deccal ve bir süfyan olur. Hem demişsin ki: Sure-i inna a’tayna’daki şimdiki münafıklara işaret var. İzahını isteriz.”

Elcevap: Bir zaman işittim ki ahirzaman deccalından evvel, ona benzer küçük mikyasda, müteaddid küçük deccaller gelir. Bir kısmı geçmiş dedim. Öyle ise; herhalde Şeriat-ı Ahmediyenin ve şeair-i İslamiyenin tahribine çalışan mason komite reislerinden ve hiçbir cihette müstehak olmadığı 40-20[ii] ismiyle malum olan şahs-ı menhus (uğursuz kişi) o deccallerden birisidir.

Bidayet-i cumhuriyette kalbim öyle hüküm etti. Bir emmare aradım. O zaman kalbime geldi ki: Hesab-ı ebcedi İlm-i Cifrde ve çok ulumde mü’teber olduğundan onunla bakayım dedim. Hesap ettim… 40-20 ismine, süfyaniye deccalen ( سفيا ني دجا لان ) iki fark ile tevafuk ediyor. Baktım ki: … 40-20 ismine layık olmadığı için mim (m)’in arkasında nefye alamet bir Elif gelmeli. Madem kemalsizdir. Alamet-i nefi kef (k)’dan evvel bir b (b) zikredilmeli O vakit Elif b (b)’ya kalbolur. …40-20 tam tamına süfyaniye deccaleyn ( سفيا ني دجا لين ) isimlerine tevafuk etmekle beraber ef’aliyle aynı deccal ve süfyanın ef’aline muvakatı gösteriyor ki; kezzab (  كذا ب  ) deccallardan birisidir.

Bir zaman sonra Kur’andan bir meseleye dair istihare ettim.

Sure-i inna a’tayna ( سورء  إنا اعطينا  ) bana dedi ki şanieke huvel ebter ( شا نئك هو الابتر ) cümlesi o zındık komitesinin üç reislerini gösteriyor. Ve en büyük düşman-ı Muhammed Aleyhisselam olan 1017 herif[iii]  tek başı ile şanieke huvel ebter (  شا نئك هو الابتر  ) dir.

Madem üç suretle bir sırr-ı tevafuk dinsizcesine amellerine tevafuk ediyor. O tevafuk ittifaki değil. Belki, bir işaret-i Kur’aniyedir, der. Ehl-i Kur’an’ı teyakkuza davet eder. Şöyleki: Üç tevafuktan birisi: şanieke huvel ebter  ( شا نئك هو الابتر ) hurufatı binonyedi (1017) adediyle (g) heriflerinin ebcedi olan rakamı binonyedi (1017)’ye tevafuk gösteriyor ki Bu (g) herif[iv] şanieke huvel ebter (  شا نئك هو الابتر )dir. O tehdid-i Kur’aniyenin işareti altındadır…[v]

Saidi Kürdi, bu ifadelerinin devamında “şanieke huvel ebter” sözcüklerinin ebcet hesabını vererek toplam 1017 olduğunu söyledikten sonra devam ediyor: “Bu şahsın fiilleri şanieke huvel ebter

    ( شا نئك هو الابتر ) manasını göstermekle tevafuk ediyor. Bu meşhur ünvaniyle o iki kelimenin adedine tevafuku tesadüf olmadığı gibi 40-20 ( مصطفى كمال ) namındaki mason reislerinin isimleri aynen o adede tevafuk etmekle ve ef’aliyle o iki kelimenin manasına tevafuku elbette tesadüfi değildir…[vi]

“Deccaleyn (İki Deccal): İsmet ve Fevzi Paşa”

Atatürk’e bu kadar hakaretten hızını alamayan Saidi Kürdi bu sefer yanındaki iki paşaya saldırmaya başlıyor. Önce İsmet Paşa: “Evet, İS..

(  ع   -    ص  ayın, sad) lafzı altıyüz (600)…[vii] Ardından Fevzi Çakmak: “FV .. (  ف  -  و fe, vav): F seksen (80), y on (10). V, z onüç (13). İS (   ع   -    ص Ayın, sad) ile beraber yediyüzüç (703).[viii]

Saidi Kürdi “40-20 (مصطفى كمال) ise” diyerek uydurmaya devam ediyor. Mustafa’yı “Mestafe” olarak yazıp “221” sayısını buluyor. Kemal’i “Bi-Kemal” olarak yazıp “93” rakamını buluyor. Bunları toplayarak “314” sayısını buluyor. Daha önce “103” olarak bulduğu “Fevzi” ve “600” olarak bulduğu “İsmet”i toplayıp “1017” sayısına ulaşıyor ve şunları söylüyor: “Zammıyla binonyedi (1017) adediyle şanieke huvel ebter

( شا نئك هو الابتر) tevafuku, ittifaki olmadığına bu üç herifin adavet-i arabiye ve Muhammediyede gösterdikleri ef’al gösteriyorki: Süfyaniyye-i deccalen (Haşiye) ebcedi adedi bir Elif’i bine kalbetmek cihetiyle binüçyüzöndört (1314) olmakla … (40-20)

( مصطفى كمال) üçyüz ondört (314) adedine tevafuku gösteriyor ki; bu müsemmasında ve komitesinde iki küçük deccal bir süfyan ruhu var.[ix]

Saidi Kürdi bu bölüme koyduğu “Haşiye”de ise, “Evet şimdiki cumhuriyet perdesi altında bu dehşetli istibdatı yapan mason komitesi üçyüzondört (314)deki Yunan Harbinde (Miladi: 1897 Türk-Yunan Harbi kastedilmektedir) fırsat bekleyip eğer Yunan galebe etseydi meydana atılmak emelinde iken ve elle hayrelna sırrin

(خ :   خير النا  صرين ) ayet-i celilesinin hem manasıyla hem binüçyüzondört (1314) (Miladi: 1897) adede tevafukla Yunanın mağlubiyetini ilan edip mason komitesini susturdu. Üçyüzondörtten (Miladi 1897’den) ta üçyüzyirmidört (Miladi: 1907) ile kırkikiye (Miladi: 1924) ve kırkdörde (Miladi: 1926) kadar susturdu.” S. Kürdi devamla “Haşiyenin Haşiyesi: Hayrelna sırrin” ayetinin harflerinin karşılığını ebcete göre veriyor ve “Mecmuu binüçyüzondörttür (Miladi: 1897)” diyor.[x]

“Laik Cumhuriyet dinsizliktir”!

Biliyoruz, bütün bu uydurma hesaptan ve saçmalıklardan sıkıldınız. Fakat biraz daha sabır. Şimdi geliyoruz heybedeki büyük turpa! Adam Atatürk’e “süfyan”, İsmet ve Fevzi Paşalara “deccaleyn (iki deccal) diyor yahu bunun da büyüğü mü olur demeyin. Olur olur. Buyurun, ebcet hesabıyla “laik cumhuriyetin dinsizlik manasına” nasıl geldiğini öğrenin!

Ve Elif İlm-i Sarfça elfun okunduğu kaideye binaen bin olmakla binüçyüzyirmidörtte (1324) (Miladi: 1907) mason komitesinin Şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip niyetiyle hürriyet perdesi altında Hilafet-i İslamiyeye saldırması tarihine tevafuku ve şimdi o komitenin başına geçen bu herif, adavet-i arabiyeye harekatını bina edip Şeriat-ı İslamiye şeairinin tahribine harekatiyle tevafuk etmesi elbette gösteriyor ki: İnne şanieke huvel ebter (  إن شا نئك هو ا لا بتر ) bunlara dahi kasden işaret ediyor.

Evet madem İnne a’tayna kel kevser ( إنا اعطينا ك  ا لكوثر) kelimesi Altıncı Remz’de ispat edildiği gibi, İstanbul’un mühim muhasarasını hem fethini işaretle müjde veriyor. Ve madem fesallili rabbike ( فصل لربك) makam-ı ebcedisi olan dörtyüzseksendört (484) adedi işaretiyle o muhteşem merkez-i Hilafette dörtyüzseksendört (484) sene salat-ı kübrayı İslamiyet imam-ı muslimin arkasında kılmasına işari müjde veriyor. Elbette o müddetin bitmesi olan binüçyüzkırbir (1341) tarihinde (Miladi: 1922) mason komitesinin Hilafet-i İslamiyeyi ref’

( خلافة أسلامييى رفع ) ile dinsizlik esasını kabul etmek demek olan dinsizlik manasındaki laik cumhuriyet tarihine tam tamına tevafuk etmekle şanieke huvel ebter ( شا نئك هو ا لا بتر) elbette onları remzen işaret ettiğini ve o cümlenin altında Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ümeyye İbni Halef gibi dahil olduğunu te’yid ediyor. Belki gösterir.[xi]

“Hilafet-i İslamiyeyi Kaldırmak”

Saidi Kürdi uydurmaya devam ediyor: “İstanbul fethinden döryüzseksendört (484) sene kadar Hilafet-i İslamiye o şehirde baki kalıp salat-ı kübranın bir cami’i hükmünde olarak o müddetten sonra Hilafet kalkıp başka bir şekil alacak olan hakikatı sarahatle fesallili rabbike

( فصل لربك ) gösteriyor ki; binüçyüzkırkbir (1341) (Miladi: 1922) senesine kadar devam edip ondan sonra Hilafet kalkacak. İşte cumhuriyetin takarrürü ve Hilafet’in ref’i aynı tarihte şanieke huvel ebter

 (  شا نئك هو ا لا بتر) hükmü başlıyor.[xii]

Uydurmaların hangi birini düzeltelim? 1922 saltanatın kaldırıldığı yıldır. Hilafet 1924’te kaldırılmıştır. Hilafetin 484 yıl kaldığını söylediği “o şehir” 13 Kasım 1918’den beri işgal altındadır. Saidi Kürdi’nin hilafet merkezi İstanbul’un emperyalist, Hıristiyan ülkelerin işgali altında olmasından hiçbir rahatsızlık duymadığı görülmektedir.

“Mason Komitesinin Üç Reisinin Derece-i Hataları” veya “Cinayetteki Hisseleri”!

Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ı “Mason komitesi” olarak ifade eden Saidi Kürdi, “Bir Hatime” başlığı altında bunları hataları (!) bakımından derecelendiriyor:

Gariptir ki: istibdad-ı askeriye-i keyfiye-i küfriyenin başına geçen mason komitesinin üç reisinin derece-i hataları ve Şeriat hakkındaki olan cinayette hisseleri kendi isimlerindeki aded zahir gösteriyor.

Şöyle ki: Binonyedi (1017) hisse-i hatadan icraatçı olmak cihetiyle en büyük hisse sahibi olmak lazım gelen İ (  ع : عصمت Arapça: Ayın İsmet kastediliyor) altıyüz (600), en büyük reis ise (   مصطفى كمال Atatürk kastediliyor) şeytaneti ile yalnız tedbir gördüğünden, ötekine nisbeten ikinci derecede kaldığından üçyüzyirmibir (321) hisse alır. Üçüncüsü zahiren İslamiyet taraftarı ve bir derece iman sahibi olarak kendini gösterip, fakat ehl-i iman onun suri diyanetine aldanıp, dizginleri öteki gaddarların ellerine verdiğinden o F ( فArapça: Fe. Fevzi kastediliyor) dahi umum cinayette hissede İ ( عArapça: Ayın İsmet kastediliyor)’e nisbeten südüs, reise nisbeten sülüs hükmünde kendi isminin miktarınca yüzüç (103) hisse alır.

Fakat asıl reis (   م -   ك  Atatürk kastediliyor) İ ( ع Arapça: Ayın İsmet kastediliyor)’in yarısıdır. Reis olduğu cihetle öteki iki arkadaşının hatası kadar hata onun defterine ilave olunduğundan, kat’i delil tek başıyla yani ismiyle, lakabıyla, hem inne şanieke huvel ebter

(إن شا نئك هو الابتر) makam-ı ebcedisi binonyedi (1017) adedi gösteriyor. Hem aded-i hurufiyle inne şanieke huvel ebter

(إن شا نئك هو الابتر) bir cihette oniki (12), bir cihette onüç (13), bir cihette onaltı (16) aded hurufuna tevafuk ediyor.  Lâ ya'lemu'l-ğaybe illâllah (gaybı Allah’tan başka kimse bilemez) (  لا يعلم الغيب إلا الله ).[xiii]

Devam Edecek

Not: “Rumuzat-I Semaniye’de 40 20” başlıklı bir önceki araştırma makalem kanaatimce tam anlaşılmadı kanaatindeyim.

Bu sefer İki bölüm halinde açıklamaya çalıştığım hesaplamalar umarım konuna hâkim kişiler tarafından daha çabuk anlaşılır. Bu arada şunu net olarak söylemek isterim, iyi ki Fizik – Matematik biliyorum yoksa bu ince detayların/cümlelerin  hesabını yapamazdım.

Bu araştırmayı kendi bilgilerim dâhilinde yapmış olmama rağmen, konunun hassasiyeti nedeniyle kendimi bir değil onlarca kişiye kontrol ettirdim. Hatta uzun zamandır kimseyle paylaşmadım. Ola ki bazı kişilerin iftira ediyorsun dememeleri için veya kaynağın nerede gibi akıllarına gelebilecek ön yargıları ortadan kaldırma adına kitabın sayfalarının orijinalini buradan yayınlıyorum.

Dileğim konunun uzmanlarınca tekrar gözden geçirilerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak gibi şahsiyetlere atılan iftiraların gerçeği yansıtmadığının bir kez daha anlaşılmasıdır.

Şerafettin GÜÇ

Araştırmacı Yazar

Emekli Öğretmen

Kaynak ve Dipnot


[i] Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), Risale-i Nur Külliyatından, Cilt: Erdoğanlar, İstanbul, 2001, 1-352 s Hazırlayan: Hüseyin Bulut, Baskı: Selmat,. Bu kitap şu an yasaktır. Satışta olan Risale-i Nur Külliyatı içinde satılmamaktadır.

[ii] Ebcet’e göre 40: M (mim), 20: K (kef) harflerinin karşılığıdır. Said-i Kürdi “40-20” ifadesi ile “Mustafa Kemal” ismine işaret etmektedir.

[iii] 1017 rakamları ile “Gazi” sözcüğünün saptırılmış rakamları ile Atatürk kastediliyor. “Gazi” sözcüğünün toplamı gerçekte 1018’dir.

[iv] Haşiye: Evet, küffarı değil belki halis mü’minleri ve şeyhleri kesen ve asan adamın (g) liği (Gaziliği sözcüğü ile Atatürk kastediliyor ŞG.) elbette böyle meş’um bir manayı ifade edecek.

[v]  Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 106-107.

[vi]  Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 107.

[vii]  Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 107.

[viii]  Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 108.

[ix]  Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 108.

[x] Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 108.

[xi] Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 109-110.

[xii] Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 111.

[xiii] Rumuzât-ı Semâniye (Yirmidokuzuncu Mektubun İkinci Makamı), s. 115.

Okunma : 2526
Foto galeri