Macron'un “Avrupa Rönesansı” Çağrısı | Karamandan.com - | Karaman Haber

Macron'un “Avrupa Rönesansı” Çağrısı | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Temmuz 2019 Pazar
Macron'un “Avrupa Rönesansı” Çağrısı

Mart ayının ilk haftasında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa Rönesansı İçin” başlığıyla kaleme aldığı mektup/bildiri, üye ülke medyalarında yayınlanmak üzere gündeme geldi. Seçim güvenliğinden, Schengen’in yeniden düzenlenmesine; Brexit’ten ekolojiye; Afrika ile ilişkilerden Avrupa Güvenlik Konseyi’ne değin birçok temanın ele alındığı çağrı, gerek tarihsel perspektif gerekse de içerisinde bulunulan zaman dilimi açısından dikkat çekici ipuçları ihtiva ediyor. 

Bütünleşme Tarihinde Fransa Faktörü

Avrupa tarihinde “birlik” düşüncesi, İkinci Dünya Savaşı öncesinde de gündeme gelmiş olsa da, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bölgesel ve küresel konjonktürün de göz ardı edilemez etkisi ile bu düşünce pratiğe aktarılma noktasında ciddi ve göz ardı edilemez nedenlere sahip olmuştur. Bu dönemde, dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından açıklanan ve literatüre “Schuman Deklarasyonu” olarak geçen 9 Mayıs 1950 tarihli bildiri, bu bağlamda Avrupa’daki bütünleşme hareketinin (bugünkü adı ile Avrupa Birliği’nin) ilk belirgin adımını teşkil etmiştir. Nitekim bu adım aracılığıyla 9 Mayıs’ın kırk yılı aşkın süredir “Avrupa günü” olarak da kutlandığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu tarihsel arka plan kapsamında, Fransa’nın yeniden Avrupa’yı toparlamaya/bir araya getirmeye yönelik hamlesi manidar görülebilir. 

21. Yüzyılda Avrupa’nın Krizleri

Irak müdahalesi sürecinde Birliğin bütüncül bir tavır sergileyememesinden, beşinci genişlemeye; Anayasa krizinden, 2008-2009 küresel finansal krize; aşırı sağın yükselişinden Brexit’e kadar Avrupa Birliği’nin 21. yüzyılın başlangıcında krizlerle yüzleşmek durumunda kaldığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Zira yarım asrı aşan bir süredir, ekonomik, kurumsal-hukuki ve politik eksendeki “birlik” inşası düşüncesi çeşitli gelişmeler ve engeller nedeniyle sekteye uğramaktadır. Bu durum da, dâhilde Birliğin bütünleşme sürecine zarar vermesinin yanı sıra, hariçte de Birliğin prestijine zarar veren bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Macron’un çağrısı dikkatle okunduğunda, ivedi bir biçimde bu tablonun ortadan kaldırılması gerektiği düşüncesi belirginleşmektedir.

Rönesans teriminin, Macron tarafından gelişigüzel bir biçimde kullanılmadığı aşikârdır. Peki, gerçekten şu anki Avrupa’da Rönesans öncesi Avrupa’yı anımsatan emareler söz konusu mu? Bu sorunun yanıtı ise tartışmaya açık. Çağrının başlangıcında Macron’un İkinci Dünya Savaşı’ndan beri hiçbir zaman Avrupa’nın bu kadar önemli ve bu kadar tehdit altında olmadığı yönündeki görüşleri ise birlik düşüncesini zedeleyen fay hatlarının derinleşmeye başladığının göstergelerinden birisi olarak kabul edilebilir.

AB’deki ve Fransa İç Politikasındaki Gelişmeler

Mayıs 2019’da gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde yapılan bu çağrının zamanlaması bu seçimlerle ilişkilendirilmektedir. Nitekim bu vesile ile seçimlerin güvenliğine ilişkin vurgular ön plana çıkmaktadır. Bunun haricinde 2016’dan beri Birliğin gündeminden çıkmayan, İngiltere’nin Birlik’ten ayrılma kararını tanımlayan Brexit konusu da Macron’un gündeminde yerini almaktadır.
Bilindiği üzere, Avrupa’yı İkinci Dünya Savaşı öncesinde sarsan gelişmelerden birisi milliyetçilik akımının Avrupa siyasetindeki etkileri ve bıraktığı izler olmuştur. Bütünleşme hareketi de bu etki ve izleri asgari düzeye çekme amacında olmuştur. Ancak gelinen süreçte aşırı sağın çeşitli üye ülkelerin parlamentolarında, 2014 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ve Pegida gibi çeşitli topluluklar nazarında yükselişe geçmesi ve Katalonya’nın farklı bir bağlamda ayrılma talepleri Avrupa adına atılan adımların çok da başarılı olmadığının ve kâbusun yeniden ortaya çıktığının birer göstergesi olarak görülebilmektedir.     

Avrupa Birliği eksenindeki bu gelişmelerin haricinde, bu çağrıyı Fransa iç politikasındaki gelişmeler ışığında okuyabilmek de mümkündür. Zira Sarı Yelekliler hareketi ve Macron’un eski danışmanının tutuklanması gibi hadiseler, Birlik haricinde Macron’un iç politikada da sıkıntılı bir süreç içerisinde olduğunu göstermektedir.

Çağrı’nın Dikkat Çektiği Hususlar

Söz konusu tarihsel perspektif ve güncel gelişmeler ışığında, Macron’un çağrısında şu yedi hususun dikkat çektiği vurgulanabilir. Birincisi, tekrar ifade etmek gerekirse, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa bu denli önemli ve tehlike altında olmamıştır. İkincisi, yurttaşlarla ilgili konuyu oluşturmaktadır. Zira Macron’a göre, onların gözünde Avrupa ruhsuz bir Pazar haline gelmeye başlamıştır. Dolayısıyla Avrupa medeniyeti nezdinde “hep birlikte” bu ruhun, Avrupa projesinin yeniden inşası elzem görülmektedir. Üçüncü olarak, Avrupa demokrasisine dış müdahalelerin nüfuz etmesini önlemek amacıyla, demokrasilerin korunması için Avrupa Ajansı kurulması önerisi söz konusudur. Dördüncü olarak, güvenlik ekseninde Schengen’in yeniden dizaynı ve Avrupa Güvenlik Konseyi fikri gelmektedir. Bilindiği üzere, 2011 yılından bu yana bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde görülen iç politik kargaşalar ve karışıklıklar sebebiyle bu ülkelerden Avrupa’ya yönelik göç hareketleri büyük oranda artış göstermiştir. Bu artış, Avrupa için birçok açıdan tedirgin edici boyutlara sahiptir. Bu noktada Macron, ortak bir iltica ofisi ve Avrupa sınır gücü konusuna odaklanmaktadır. Schengen haricinde, Avrupa Güvenlik Konseyi düşüncesi dikkat çekmektedir. Bununla birlikte, bu Konsey sadece Avrupa’ya ait bir hamle olmayacaktır. Zira Macron NATO ile işbirliğinin devam edeceğini de belirtmektedir. Beşincisi, çağrıda çevre de ihmal edilmemekte, ilerleme için ekolojik meselelerde de öncü olunması gerektiği ifade edilmektedir. Hatta buna göre, AB hedefini belirlemeli, 2025’e kadar zirai ilaç kullanımı yarıya düşürülmeli, 2050’ye kadar ise karbon kullanımı sıfırlanmalıdır. Altıncı olarak, belki de yine tarihsel ilişkileri bir kez daha göz ardı etmeksizin incelemek gerekirse, Macron Afrika ile ilişkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini savunmaktadır. Belirli konularda kıtanın kalkınması için Avrupa tarafından desteklenmesi gerektiği belirtilmektedir. Yedinci olarak ise, bu düşünceleri de kapsayacak bir biçimde Macron, yıl sonuna kadar geniş katılımlı, birçok kesimin yer aldığı bir konferans gerçekleştirileceğini duyurmaktadır.   

Avrupa’da Rönesans Mümkün mü?

Macron’un çağrısında, temel saikin Fransa’nın çıkarlarını korumak mı, yoksa Avrupa Birliği’nin çıkarlarını korumak mı olduğu muğlaktır. Fakat her ne şekilde olursa olsun, Birliğin çıkarlarının da Fransa’nın geleceğini etkileyeceği bilinmektedir. Çağrı, 21. yüzyılda Birliğin yüzleşmek durumunda kaldığı birçok krizi gündeme getirmektedir. İzah edilen, yedi hususun haricinde Euro olmadan Avrupa’nın krize karşı nasıl direnebileceğinin sorulması bile politik-güvenlik zeminin dışında ekonomik zeminde Euro bölgesinin içerisinde bulunduğu durum açısından önem arz etmektedir.

Macron, Avrupa’nın Rönesans’ını “özgürlük, koruma ve ilerleme” olmak üzere üç sütun üzerine inşa etmektedir. Bu inşa süreci için de gerekli kurumsal adımların neler olacağı da belirtilmiştir. Ancak bunun mümkün olup olamayacağını kısa ve orta vadedeki bölgesel ve küresel gelişmeler tayin edecektir. Yani, Avrupa’nın bir yenilenmeye, bir yeniden doğuşa ihtiyacı olduğu birçok parametre dikkate alındığında, doğrudur. Lakin bunun mümkün olma ihtimali bu denli belirgin değildir.    

2019 yılı içerisinde özellikle, Mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri, İngiltere’nin durumunun ne olacağının netleşmesi ve Fransa iç politikasındaki gelişmelerin ne şekilde devam edeceği gibi faktörler çerçevesinde, ilk adımda bu çağrının tarih sahnesinde kağıt üzerinde kalmış bir mektup mu olacağı, yoksa birtakım fiili yansımalara mı sahip olacağı ortaya çıkacaktır. Bu şekilde de daha ileriye dönük analizlerin yapılabilmesi mümkün olabilecektir.

Dr. Samet ZENGİNOĞLU

Düzenleme : 20 Mart 2019 17:15 Okunma : 1070