Batı, Batılı değerlere sahip mi? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Batı, Batılı değerlere sahip mi? | Karamandan.com - | Karaman Haber

11 Aralık 2019 Çarşamba
Batı, Batılı değerlere sahip mi?

Bugün, Batılı değerlerden söz edildiği vakit akla gelen anahtar kelimeler neler olabilir? İnsan hakları, demokrasi, eşitlik, hümanizm, adalet, özgürlük, müreffeh yaşam vs. Elbette ki bu listeyi uzatabilmek mümkün.

Burada yer alan kavramlar/değerler, aynı zamanda Batı’nın tüm dünyaya ihraç etme çabasında olduğu “şey”ler. Dünyanın belli coğrafyaları da kendi nazarlarında bu ithal düşünce dünyasından gayet memnun görünmekte.

Lakin bu ayrı bir bahsin konusu olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra, Batılı değerlerin neden evrensel kriterler olarak kabul edilmesi gerektiği sorusu sorulabilir –ki bu sorunun da ayrı bir fasılda değerlendirilmesi mümkün. Aksi halde Çin, Hint, Mısır, Asya ve Afrika coğrafyalarının hangi bağlamda ve neden evrensel kriterlere uymadığını açıklayabilmek imkân dâhilinde görünmüyor.

Zikredilen kavramların/değerlerin zeminini inşa eden yakın tarihteki iki kırılma noktası olarak Rönesans hareketinden ve Aydınlanma Çağı’ndan söz edilebilir. Fakat Batı’yı ve Batı tarihini tamamen bu kapsamda değerlendirmek yanlış ve eksik teşhis ve tespitlerin ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Aksi halde örneğin, Ortaçağ Avrupa’sında yaşanan hadiselerin ne şekilde konumlandırılabileceği noktasında muhtelif sancılı sonuçlarla karşılaşılacaktır.

Dolayısıyla Batı’nın, Batılı değerlere tarihsel geçmişten bugüne sahip olup olmadığını sorgulamak elzemdir. Örneğin coğrafyaların yeniden keşfi sürecinde Avrupa’nın ayak bastığı topraklarda hangi değerleri inşa etmiş olduğundan söz edilebilir? De las Casas’ın “Kızılderililer Nasıl Yok Edildi?” adlı eserinde bu soruya dair sarih yanıtlara ulaşmak olasıdır. Hatta bu sürece dair Avrupa düşüncesini büyük oranda temsil eden doymak bilmez, pragmatist Robinson Crusoe karakterini nasıl yorumlamak lazımdır?

Daha yakın bir dönemde Afrika, Asya ve Latin Amerika’da belirgin bir biçimde müşahede edilen sömürgeci faaliyetler, bugün tüm dünyaya önerilen ve hatta dayatılan Batılı değerlerin hangi yönleri ile uyum halindedir? Hatta belki de bir adım daha öteye giderek halen çeşitli görsellerine ulaşılabilen insanat bahçeleri neden Batı’dan çok diğer coğrafyaları insanlık adına mahcup etmektedir?

20. yüzyılın sonunda Ruanda’da Bosna’da yaşanan menfi hadiselere hangi Batılı değerler adına yüksek sesle itiraz edildiği, karşı çıkıldığı tarihin tozlu sayfalarına not edilecek bir diğer soruyu teşkil etmektedir. 21. yüzyılda da benzer bir durumun söz konusu olduğunu ifade etmek de yanlış olmasa gerektir. 2001 ve 2003 yıllarında Afganistan ve Irak’a vaat edilen ve ihraç edilen kavramlara dair söylemler halen pek çok kişinin hafızasında tazeliğini korumaya devam etmektedir.

Bunların yanı sıra iç savaş, çatışma, şiddet, açlık ve nihayetinde ölümle her gün ve her an yüzleşen coğrafyaların durumu karşısında bu değerlerin suskunluğu yine dikkat çekicidir. Elbette ki bir başka perspektiften, zaten bu değerlere sahip olmadıkları için bu durumda oldukları söylenebilir. Bu hususu da farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekmektedir.

Şu ana değin ele alınan hususlar ve sorulan sorular kapsamında, bu değerlendirmeler körü körüne yapılmış Batı eleştirisi olarak görülebilir. Lakin burada bütün sorumluluğu topyekûn Batı’ya aktarmak/yüklemek gibi bir gaye söz konusu değildir. Zira bu sorumluluğunun büyük bir kısmının sorgusuz sualsiz, özümsemeden, neden-sonuç bağı kurmadan Batılı değerlere kavramsal bazda sahip çıkanlarda olduğu düşünülmektedir.

Yani Fanon’un ifadesi ile söylenecek olursa, beyaz adamın tavır ve tutumu kadar, “siyah deri beyaz maske” metaforu bağlamında, beyaz maskeyi kullanmaya istek ve meyli olan, ancak bu isteğinin sebepleri hakkında ontolojik bir malumat sahibi olmayanlar da yine tarih karşısında sorumludurlar.

Samet Zenginoğlu

 

 

Düzenleme : 02 Aralık 2019 15:14 Okunma : 939