21'inci Yüzyılda Milliyetçilik: Doğrular, Yanlışlar ve Eksikler | Karamandan.com - | Karaman Haber

21'inci Yüzyılda Milliyetçilik: Doğrular, Yanlışlar ve Eksikler | Karamandan.com - | Karaman Haber

16 Haziran 2019 Pazar
21'inci Yüzyılda Milliyetçilik: Doğrular, Yanlışlar ve Eksikler

Öncelikle şu husus belirtilmelidir ki, böylesi bir başlık, muhtevası itibariyle bir köşe yazısına, bir analize sığdırılamayacak kadar derin bağlamlara ve yönlere sahiptir.

Ancak son dönemde Avrupa özelinde aşırı sağcı partilerin yükselişi üzerinden çeşitli yayın organlarında Türkiye’ye dair yapılan karşılaştırmalar, tabir-i caizse “özetin özeti” mahiyetinde, bu tartışmalara üç açıdan katkı yapmayı ve eleştiri sunmayı zaruri kılmaktadır. 

İlk olarak, “doğrular” penceresinden bakıldığında; Soğuk Savaş döneminin sonları ve bu dönemin sona ermesi ile birlikte Avrupa özelinde aşırı sağcı partilerin yükselişi bir gerçektir. Küreselleşmenin ve ekonomik-güvenlik bazlı endişelerin de göz ardı edilemez etkisi ile yerel kimliklerin ve ulusal kimliklerin ön plana çıkması gibi faktörler sebebiyle özellikle Müslüman göçmenlere karşı oluşturulan söylemler, aşırı sağın bu yükselişini sağlayan hususlar olmuşlardır.

Dolayısıyla birçok Avrupa ülkesindeki aşırı sağcı partiler son dönemde dikkate değer oy oranlarına ulaşmışlardır.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde, 21. yüzyılda Avrupa’daki bu yükselişin hem söylem hem de politika açısından doğruluğu ve gerçekliği söz konusudur (Bu konudaki bir başka çalışma için bkz. http://www.sodip.org/asiri-sagin-yukselisi-avrupa-birligi-icin-ne-ifade-ediyor/

İkinci olarak, “yanlışlar” penceresinden bakıldığında ise; Avrupa’daki bu yükselişi göz önüne alarak, Türkiye’deki milli ve milliyetçi fikirlerle bu yükselişi mukayese etmenin geri dönüşü olmayan bir hata olduğu düşünülmektedir. Bir kere, kavramsal bazda “aşırı sağ”, “milliyetçilik” ve Almanya’daki neo-Nazilere atfen “ırkçılık” gibi kavramların görsel ve yazılı medyada, hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın birbirlerinin yerlerine kullanılmaları, tartışmaların içinden çıkılmaz bir hale girmesinden başka bir katkıda bulunmamaktadır. Ayrıca, kavramsal ayrımın haricinde, Avrupa’daki aşırı sağın yükselişi ile Türkiye’deki milli ve milliyetçi fikir dünyası da büyük oranda birbirinden ayrılmaktadır.

Zira Avrupa’daki aşırı sağcı politikacıların, toplulukların ya da partilerin söylemlerinde daima ötekileştirici ve dışlayıcı etmenlerle karşılaşılmaktadır ve bu dışlayıcı tavır sosyo-kültürel açıdan ekonomik açıya kadar birçok sahada çeşitli yansımalarını bulmaktadır. Örneğin Almanya’daki Pegida hareketinin açıklamalarından bu bakış açısına dair birçok emareyi görebilmek olasıdır. Oysa Türkiye’deki milli ve milliyetçi fikirlerde böylesi bir emare, istisnai durumlar dışında söz konusu değildir/olmamıştır. Bilakis tarihsel geçmişten bugüne çoğunlukla birleştirici ve bütünleştirici bir tavırdan yana olunmuştur. Bu sebeple bu iki eksende yapılan mukayesenin, Batı-merkezli düşünce sistemi nedeniyle hatalara yol açabilecek değerlendirmeleri ihtiva ediyor olduğu vurgulanmalıdır.

Son olarak üçüncü pencereden bakıldığında, milli fikirlere ve milliyetçilik fikrine dair bazı eksikliklerin söz konusu olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Çünkü fikri zeminde bu düşünce, henüz 21. yüzyıla adapte edilememiştir. Burada söylenmek istenen şey şudur: Türkiye Cumhuriyeti temelinde 20. yüzyılın başlangıcında bu düşünce sistematiği inşa edilmiştir, doğrudur. Lakin Soğuk Savaş döneminin zihinlerde bıraktığı hasar, bazı (haklı ya da haksız) eleştirileri de beraberinde getirmiştir.

Dolayısıyla bugün halen Soğuk Savaş döneminin izleri yaşamaktadır. Burada üzerinde durulması gereken husus, “bu yüzyılda da söylenecek şeylerin olması gerektiği”dir. Elbette bu konuda akademik ve politik zeminde çeşitli çalışmalar yapılmaktadır ve elbette bu yüzyılda da söylenecek şeylerin olabilmesi fikri zeminde belli bir zaman alacaktır. Buna rağmen, en azından bugünün dünyasını okurken dahi bu zemini oluşturma gayretinin ve hassasiyetinin var olması elzemdir.

Son not olarak, başlangıçta da zikredildiği üzere, bu üç husus sadece özetin özeti mahiyetindedir. Bunun haricinde tartışmanın çok farklı boyutlara sahip olduğu bilinmektedir. Fakat birkaç cümle önce de söylendiği gibi sadece o zemini inşa etme amacına mütevazı bir katkı yapma amacı söz konusudur.

Samet Zenginoğlu

Düzenleme : 07 Ocak 2019 19:37 Okunma : 907
Foto galeri