Yapın Oradan Reisime Bir Buçuk Bol Acılı Dindar Bir Nesil | Karamandan.com - | Karaman Haber

Yapın Oradan Reisime Bir Buçuk Bol Acılı Dindar Bir Nesil | Karamandan.com - | Karaman Haber

11 Aralık 2019 Çarşamba
Yapın Oradan Reisime Bir Buçuk Bol Acılı Dindar Bir Nesil

Kocası olmayan yaşlı kadın, tereyağı yapıp bir bakkala günlük olarak satıyordu. Ancak bakkal tereyağını hiç tartmıyordu. 

Birgün aklına bir şüphe düştü ve kadının getirdiği yağı tartmaya karar verdi. 1 kg. olarak olarak aldığı tereyağın aslında 900 gram olduğunu görünce çok sinirlendi. 

Ve ertesi gün kadın dükkana gelince bakkal: "Bir daha senden tereyağı almayacağım." dedi.

Yaşlı kadın üzülerek: "Efendim bir yanlışım mı oldu?" diye sordu.

Bakkal: "Senin bana verdiğin yağ 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın?" dedi.

Bunun üzerine kadın şöyle cevap verdi: "Efendim benim kilo demirim yok, daha önce sizden 1 kilo şeker almıştım onu tartı olarak kullanıyorum." 

Tabi bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.

Böyledir işte dünya, ne ekersen onu biçersin. Kime ne verirsen onu alırsın.

Sayın Cumhurbaşkanımız uzunca bir zamandır 'dindar bir nesil' söylemini sık sık dile getiriyor. 

Evet, teoride kulağa hoş gelen bir düşünce, peki ya pratikte bu düşünce öyle "ha!" deyince hayata geçiriliverecek bir temenni mi?

Gelin bugün bu konuya kafa yoralım.

Yazımıza başlarken sizlerin de hoşunuza gideceğini umduğum Fatih Sultan Mehmed Han'ın, beni her okuduğumda etkileyen ve düşünceye sevkeden o muhteşem nasihatini paylaşmak istiyorum.

"İnsanlara, dinin nedir? Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun?  gibi Allah’ın soracağı soruları sormayın! İnsanlara: Aç mısınız? Bir şeye ihtiyacınız var mıdır? Bir sorununuz var mı? gibi kulun kula soracağı sorular sorun."

İşte beklediğimiz liderlik ruhu, gerçek mü'min karakteri, insani ve vicdani yaklaşım tam olarak budur.  

70'li yılların sonlarında İmam Hatip Ortaokulu'nda okurken birbirinden değerli hocalarımız ve liseye giden abilerimizden de tam olarak öğrendiğimiz buydu. 

Gerek hocalarımız, gerekse abilerimiz o yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın kastettiği o 'dindar nesli' inşaa etme gayretinde idiler. Hiç unutmuyorum, haftasonları o abilerimiz bizleri gittiğimiz pastanelerden, video salonlarından toplar Milli Türk Talebe Birligi'ne, Akıncılar Derneğine ya da bir öğrencievine götürürler ve oralardaki sohbetlerde bizlere kim olduğumuzu ve nasıl yaşamamız gerektiğini önemseterek, sevdirerek anlatırlar, bizim 'dava' bilinci ile yetişmemiz için ellerinden geleni yaparlardı. 

-O günlerde bana yol işareti ve rehberi olan Anamur'lu Vakkas Alçın abimi de yeri gelmişken saygı ve rahmetle anıyorum, Rabbim ona rahmet etsin, Hazreti Peygamber Aleyhisselama komşu kılsın-

O yılların Karaman İmam Hatip Lisesi, bugünün Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi ayarında bir okuldu. Hatta iyi hatırlıyorum, günümüzün en etkili tarikatlarından birisinin bugünkü Şeyhi, İmam Hatip Lisesi diplomasını Karaman'daki İmam Hatip Lisemizden almıştı.

Günümüze döndüğümüzde ise İmam Hatip Lisesi mezunu olupta 'Yasin Suresi'ni ezbere okuyamayan, Kur'an'i Kerim'i yüzünden zar zor okuyabilen, diğer normal liselerdeki serserileşme, özenti duyma ve çeteleşme temayülünün kendilerine de bulaştığı bir İmam Hatip Lisesi gençliği görmek bizleri derinden yaralıyor.

Ve dindar bir nesli yetiştirebilecek motor güç olan İmam Hatip Liseleri bu durumdayken bu konunun ısıtılıp ısıtılıp tekrar gündeme getirilmesi bence pek de bir ciddiyet içermiyor.

Gerçekten bir dindar nesil isteniyorsa, okullarda pratik bilgilerle zihinleri doldurmak dindarlık oluşturamaz. Bu sadece bir şeylere kuru kuruya inanan vasatın bile altında dindarlar yetiştirir.

Evet, okullarda iyi, güzel şeyler öğretilse bile öğrenci onu eğiten öğretmeninden tutun, çevresinde gördüklerine kadar dindarlığın izine rastlamazsa nasıl dindar olabilir?

Dindar bir nesil için önce toplumun dindar olması gerekir. Çarşıda, pazarda, işte, alışverişte, dostlar arasında, arkadaş çevresinde annesinde, babasında, öğretmeninde, mahallesindeki imamında hülasa hayatın diğer safhalarında çocuk dindarlığı görebilsin ki, o zaman o da bu yönde yetiştirebilsin kendisini.

Sayın Cumhurbaşkanımız bunu görebiliyor mu? Göremiyorsa kusura bakmayın ama sadece kendini kandırıyor.

Bizdeki çoğu siyasetçinin, analizcinin durumu hep böyle. Gerçeklerden, hayatın akışından yola çıkmıyorlar. Kitlelerin ne istediğine, halkın talebine kulak vermiyorlar. Kafasındakilerle yaşıyorlar. Teorileri pratiğe uymuyor. Pratikle sınanmıyor. Kafasındakileri temelsiz düşünceleri kesip, biçip hap halinde akıllara tıkıştırmaya çalıyorlar.

Dindarlık dediğimiz erdem sadece bilgi işi de değildir aynı zamanda. Dindarlık bir davranış ve inandığını yaşama şeklidir. Olaya bu açıdan baktığımız zaman bu toplumda kimsenin kendinde olmayanı başkasına veremeyeceğini de görürüz.

Dindar nesil, ne çocuğun yedi yaşından sonra okulunda haftada bir saat aldığı din kültürü dersiyle, ne İmam Hatip Ortaokulu ve Liselerinde edinilen eğitimle, ne birer ticarethaneye dönüşmüş, paragöz tarikatçıların ve cemaatlerin saltanat sürdüğü Kur'an Kursları ile ne de mezunlarının namaz dahi kılmadığı, birçoğunu sapık profesörler ve hocaların yetiştirdiği İlahiyat Fakülteleri öğrencileriyle yetişir.

Dini topluma en iyi şekilde anlatabilecek olan, yıllarca devletin imkanlarından faydalarak yetişen cami imamlarımıza bir bakın, devletten maaş almasalar 'Emri bil maruf, nehyi anil münker' bile yapmayacaklar, hatta camilerde görevli olmasalar namaz bile kılmayacaklar. Kusursa, bakabilirsiniz.

Bu sebeptendir ki o imam efendiler ne kadar: La maksude illallah’ deseler; Allah’ın rızasına uymayan maksatları olan bir toplum var. Ne kadar: La mahbube illallah deseler; Allah’ın rızasına uymayan sevgileri olan bir nesil var. Ne kadar: La mabude illallah deseler; Allah’ın rızasına uymayan mabutları, otoriteleri olan çıkarcı dini ve siyasi oluşumlar var.

Çünkü söz etkisiz ise; ya dinleyenin kalbi kararmıştır, ya da söyleyen söylediğini yaşamıyordur, fakat yine de din adına ahkam kesenlerin çoğu ısrarla ve küstahça yapmadıkları şeyin fakihleri ve alimleri olma iddiasındadırlar.

Dindar nesil ancak ve ancak; tv karşısında mayışıp kadın programlarını ya da mafya dizilerini hayatının olmazsa olmazı yapmamış, seccadenin başında gözyaşları içinde yavrusunun ve ümmetin çocuklarının ahlaklı, dürüst, namazlı abdestli bir Müslüman olması için dua eden, bunun için çabalayan  anne ve babalar sayesinde yetişir.

Dindar nesil ancak; yüzyılın karmaşasında darmadağın olan gençleri bir araya toplayıp onlara kim ve ne olduklarını, dünyaya geliş sebeplerini anlatıp onların gönüllerine sevgi ve şevkat ile dokunabilecek, gerekirse ev ev gezip o çocuklara İslam'ı yeniden tebliğ edebilecek Diyanet'in yürekli ve özverili çalışmaları ile yetişir.

Dindar nesil ancak hükümetin; Tügva, Okçular Vakfı, Ensar ve muadilleri gibi topluma hiçbir faydası olmayan ve toplum için değil, sadece kendi ikballeri için adam yetiştiren, kendilerinden olmayana selam bile vermeyen oluşumlara ulufe gibi dağıttığı paraların; işsiz bir gencin, yokluk içinde okumaya çalışan üniversiteli bir öğrencinin cebine biraz harçlık koyup, varsa diğer ihtiyaçlarını karşılamasıyla, onları eğer yanlış ve karanlık yollarda iseler sahiplenerek kurtarmasıyla, işsize iş verilmesi veya bir iş olanağı sağlaması ile, evlenecek olana destek olmasıyla aça aş vermesiyle yetişir.

Dindar bir nesil 'anneliği' tüm kariyer hayatının olmazsa olmazı bilen ve "Ev hanımıyım" demekten utanmayan annelerle ve evladına 'iyi ahlak ve dürüstlükten' daha hayırlı bir miras bırakmayan babalarla yetişir.

Bugün koşa koşa, düşe kalka geçirdiğimiz son on yedi yıla dönüp baktığımızda dindar nesil çağrıları yapanların peşinden giden ve dindar olduklarını düşünen gençlerin hallerini gayet iyi görüyoruz. 

Geldikleri nokta; "Hayırlı Cuma'lar, Hayırlı Kandiller, Hayırlı Bayramlar!" temennisinden ileri gidememek.
Bankada faiz/repo peşinde koşarken utanmadan selam verebilmek. 
Allah Resulü Aleyhisselama savaş açılan mekanlarda hiç gocunmadan bulunabilmek. 
Meyhanelere gidebiliyor olmak ve zıkkımlandıktan sonra; "gençlikte her şey olur, Allah affetsin!" diyebilmek.
Kerhaneden çıktıktan sonra gusül abdesti almasını becerebilmek. 
Nirvana'ya ulaşmış Milliyetçilik potansiyelleri ile atalarının dini ve kurdukları medeniyetlerle gurur duyuyor olabilmek.

Evet, yeni nesil dindarlığı da atalarının dinine hürmet etmek sanıyor. 

Nasıl mı?

Atalarımız olan Türkler din adına gösterdikleri gayreti Allah indinde dinin İslâm olduğunu bilerek ve Allah'ın rızasına kavuşmak için göstermişlerdi. Bugünün  gençleri ise, dine Allah indinde din İslâm olduğu için değil, atalarının dini İslam olduğu için hürmet ediyorlar. Onlar Allah’ın diniyle amel ediyordu, bugünküler sadece hürmet ediyorlar.

Daha geniş bakalım bugünün dindar gençliğine. 

Düşüncelerini çağın usulüne uygun olarak paylaşmaktan ve savunmaktan aciz, "Müslümanım" demekten utanan, korkan bir nesil yetişiyor. Bir düşünce tartışması, bir beyin fırtınası, bir sanal ortam söyleşisi yapıldığında karşı tarafın savına cevap veremeyince sinirlenen, tiriplere giren ve akabinde küfrederek o ortamı terkeden, Doğu Batı sentezi arasında sıkışıp kalmış kindar bir nesil yetişiyor. Bunun yanında ahlaktan, imandan, erdemden bahseden, vaaz veren cübbe ile sarık arasına beyinleriyle birlikte sıkışıp kalmış ucubeler yurtlarda, kurslarda  çocuklara tecavüz ediyor! Çelişkiye bakar mısınız!

Ve Sayın Cumhurbaşkanımız ülkeyi yaşadığı saray gibi güllük gülistanlık bir yer olarak düşünüyor olmalı ki, bu günün gerek ekonomik, gerek sosyolojik ve gerek psikolojik sorunları arasında ezilen bir toplumdan: Dinin nedir? Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun?  gibi Allah’ın soracağı soruları soruyor. Ama aç mısınız? Bir şeye ihtiyacınız var mıdır? Bir sorununuz var mı? gibi kulun kula soracağı soruları sormuyorlar. Doğrudan bir çıkış yaparak bu hengamede dindar bir gençlik istiyorlar.

Ee! Ne duruyoruz, yapalım o zaman oradan Reisimize birbuçuk bol acılı dindar nesil.

Hayra doğru İnşaallah..

Salih Cengiz

Düzenleme : 02 Aralık 2019 17:31 Okunma : 874