Suriyesizler | Karamandan.com - | Karaman Haber

Suriyesizler | Karamandan.com - | Karaman Haber

26 Haziran 2019 Çarşamba
Suriyesizler

Uzunca bir zamandır sık sık gündeme geliyordu bu konu. Hemen herkes olumlu ya da olumsuz bir şeyler söyledi veya yazdı bu konuda.

En son kendisine: "Adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreden, hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklayan, düşünüp tutalım diye bize öğütler veren." Yüce Kitabımız Kur'an-i Kerim'i öpüp başına götürerek Bolu Belediye Başkanlığı görevine başlayan Tanju Özkan'ın: "Suriyelilere tek bir lokma dahi vermeyeceğim!" beyanıyla konu tekrar popüler oldu.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım, doğru oturup doğru konuşalım.

Öncelikle ülkemizde, Suriyedeki savaşta, son teknolojilerle üretilen,  silah teknolojisinin de denendiği, kendilerini koruyabilecek silahları olmadığı, olsa da o teknolojiyle baş edebilecek yeterlilikte olmadığı için o katliamlar ortamında yakınlarını kaybederek ülkesini terkeden mazlumlara nefret söylemi içerisinde: "Suriyeliler kendi  vatanlarını satıp savaştan kaçtılar!" şeklinde dile getirilen talihsiz cümleden nefret ediyorum artık. 

Kusura bakmayın da aranızda savaş gören oldu mu? Call of duty oynamakla bir mi tutuyorsunuz savaşı? 

Bir sabah kalktıklarında tepelerinden uçan savaş uçakları gürültü ile tonlarca kiloluk bombaları tepelerine bırakıyorlar ve tüm mahalleler yerle bir oluyor. 

Tüm aileler dağılıp parçalanıyor. Her yerde yanmış lime lime edilmiş insan bedenleri görünüyor. Anneler çocuklarının, çocuklar annelerinin gözleri önünde katlediliyor. 

Hangi devletten oldukları bile belli olmayan askerleri evleri, sokakları basıp herkesi ailesi önünde kurşuna dizip, kadınlara, kızlara da tecavüz ediyor. 

Sonra birileri dört yanı ateşle çevrili ülkemde, rahat koltuğunda otururken; "onlar savaştan kaçtı!" yorumunu yapabiliyor. 

"Hadi oradan!" buna verilebilecek tek cevap bu.

Almanya' da Almanlar, "Turken Raus" diye bağırdıklarında bu ırçılık oluyordu. 

Keza Yunanistan'da da Türklere yapılan zulüm ırkçılık olarak kabul ediliyordu. 

Çin'de, üstelik kendi topraklarında zulüm gören, sürgüne gönderilen, toplama kamplarında mankurtlaştırılan Uygur kardeşlerimize: "soykırım görüyorlar. Ey dünya! Duy sesimizi!" diyoruz. 

Daha dün ülkelerinden sürgün edilen Rohingya'lı Müslümanlara içimiz yanıyordu.

Yunan karasularında şişme botları demir çubuklarla delinip batırılan mültecilere yapılanları da dehşet içinde izliyoruz. 

Ya cesedi kıyıya vuran Aylan isimli bebek ve diğer bebeler ve çocuklar, yetişkinler?

Ama ne hikmetse mazlum coğrafyalarda ezilen halklara tepki verirken İslam Ümmetiyiz, Türkiye'de Türkler, "Suriyeliler dışarı!" diye bağırırsa bu 'milliyetçilik' oluyor(!) 
Yersen.

Yani herkes sadece kendini düşünüyor. O zaman boş yere kızmayalım Sırplara, Almanlara ve diğer Avrupa ve Uzak Asya ülkelerine!

Çünkü Avrupada ve Uzak Asya'da bize, yani Müslümanlara  yapılanları, biz de ülkemizdeki yabancılara yapmaya başladık.

Oysa ki bundan sekiz sene evvel ortada bir savaş bile yoktu.

Bir sabah o insanlar gözlerini yeni bir sabaha açtılar ve o gün tüm aileleri ansızın katledildiler.

O dönem Suriye,  belki gökdelenlerin, yaldızlı mekânların, lüks avm'lerin olduğu bir yer değildi ama dünyanın en huzurlu, en istikrarlı ve en güvenli diyarlarından birisiydi. 

Özgür ve medeniydi bugün bir takım densizlerin 'ekmek ve suyu' çok gördükleri Suriyeli çocuklar. 

En önemlisi açıkta, üryan sokakta dilenen, ekmek, su, mendil, çiklet sakız satan, arabanızı temizlemek için kirli beziyle camlarınıza saldıran çocuklar yoktu. 

Geleceği çalınan, umutları yok edilen, okulda olması gereken, parkta oynaması gereken Suriyeli çocuklarımızın nadide bedenlerini ne yazık ki yabancı ülkelerin deniz kıyılarından, tatil beldelerinin sokaklarından otopsi odalarına ve morga taşıyoruz. Buna sebep olanların yatacağı yeri olmayacak, o ayrı mesele.

Hatırlarsınız, Suriyeli beş yaşındaki bir çocuğu Mersin Kızkalesi'nde bıçakla delik deşik etmişlerdi. 

Muhtemelen Suriyeli yavrumuz Muhammed ve ailesi de, nadiren de olsa; ''sizi buraya getirenin! Siz geldiniz hayatımızı zehir ettiniz. Huzurumuz kalmadı. İşimizi çaldınız. Sokaklarımız Suriyeli dilencilerle doldu." ve buna benzer sözlü saldırılara maruz kalmıştı. 

Bir de Kocaeli'de tecavüze uğrayan hamile bir Evlad-ı Resul, Suriyeli bir hanım vardı, tecavüz edildikten sonra yanındaki 3 yaşındaki yavrusuyla birlikte başları taşla ezilerek şehit edilen.

Daha dün gibi hatırlıyorum Bedesten'de bir ekmek, bir tas sıcak çorba parası için dilenen annelerinin eteğine sıkıca tutunmuş iki çocuğun: 'Komşusu aç yatarken kendi tok gezen' azgın bir esnaf tarafından sırf Suriyeli olduğu için hakarete, itilmeye maruz kaldığında nasıl korku ve şaşkınlık içinde ağladıklarını. Hem de İmaret Kültürünün Başkentinde.

Bir anne, üstelik bize sığınmış bir kadın dinlendirilir mi, Türk ya da Suriyeli olsun dilenen, utanmıyormuyuz!  

Nasıl dilenmelerine izin verilebiliyoruz paylaşmak gibi bir 'erdem'  ortada dururken!

Oysa ki bu mazlumlar, genelde her yerde olduğu gibi, Türklerle yan yana ve birlikte ciddi sorunlar yaşamadan var oldukları halde. 

Zira Suriyeliler gelmeden önce de birçok insanın hayatı zehirdi. Toplum huzursuzdu. İşsizdi. Sokaklar dilencilerle doluydu. Hırsızlık, yolsuzluk ve yoksulluk tavan yapmıştı. Hastalığının tedavisi amacıyla kemoterapi alabilmek için üniversite hastanesine gidecek yol parasını kapı kapı dolaşıp 5-10 lira toplayan kanser hastaları, ayaklarında doğru dürüst ayakkabısı, üstlerinde doğru dürüst kışlık montu olmayan yetimler, falanca hastanede kimsesizliğe terkedilmiş, unutulmuş sahipsiz memleketimizin evladı hastalar.

Az mı yalvardık bu şehrin Belediye Başkanına, vekillerine: "Bakın, bunlar sahipsiz, kimsesiz. Elbirlik sahip çıkalım, vebasıdır." diye. Az mı dil döktük: "Bakın, Ereğli ilçe olduğu halde yoksul kanser hastalarının Konya'ya nakli için toplu taşıma araçları tahsis etmiş, siz de bir ucundan tutun." diye. Az mı torpil aradık yoksul ve ihtiyaç sahibi insanların en tabi hakları olan ve devletin tanıdığı en tabi sosyal haklardan faydalanabilmesi için.

Suriyeliler yokken de bu ülkede hiçbir şey güllük gülistanlık değildi yani.

Geri dönsünler deniliyor. Tamam, biz de isteriz geri dönmelerini. Ama nereye dönsünler. Herbiri ailesinden o haksızlık ve merhametsizlik dolu vahşi savaşta en az birkaç yakınını kaybetmiş, ya da halen yakınlarının onur  ve namuslarını biz Türkiye insanlarına emanet ederek savaştıkları toprakların neresine geri dönsünler!

Konuya hakim olanlar bilirler. Geri dönenlerin öldürülme ve tutuklanmaya maruz kaldıklarını. 

Esed rejiminin göçmenlerin dönüşüne karşı çıktığını ve Rusların geri dönenlerin rejim tarafından saldırıya maruz kalmayacağına dair garanti veremediğini. 

Bu nedenden ötürü sadece Türkiye değil Ürdün başta olmak üzere sığınmacıların yoğun oldukları ülkeler, göçmenlerin geri dönüş meselesine çekingen baktıklarını. 

Tüm bu nedenlerden dolayı Lübnan dışında diğer ülkelerin göçmenleri geri dönmeye zorlamadığını ya da teşvik etmediğini. 

(Lübnan, göçmenlerin Suriye’ye dönmelerini sağlamak için Suriyelilerin ikametlerini yenilememek, Hizbullah’ın ve Esed rejimi yanlısı Lübnanlı partilerin göçmen kamplarına özellikle de Arsal kampına girip Suriyelileri geri dönmek isteyenler listesine dâhil etmeye zorlamaları gibi farklı yollara başvurdu.)

Esed rejiminin, Lübnanlı müttefiklerinin organize ettiği geri dönüş sürecini dolaylı bir şekilde onaylamasına rağmen Suriye’ye geri dönenlerin pek çok zorlukla karşı karşıya kaldığını. 

Suriye güvenlik kurumlarının, geri dönenleri soruşturmaya tabi tuttuğunu, bazılarını tutukladığını, gençleri askere gönderdiğini ve yetişkinleri ise yedek olarak kaydettiğini. 

İşin, hizmetin ve insani yardımların olmadığını zorlu şartların yanı sıra yaşam koşullarından dolayı göçmenlerin, evlerine dönüp sahip oldukları eşyalarını bile geri alamadıklarını.  

Geri dönenlerin, yerel militanlar tarafından hedef alındığını, onlara baskı yapıldığını, bu koşullar nedeniyle, Lübnan’daki göçmenlerin yaşam trajedisine rağmen Suriyelileri Lübnan’a geri dönmeye sevk ettiklerini...

Evet, hâl böyleyken bu insanları bile isteye nasıl bir bilinmezlik cehennemine gönderebiliriz, vicdanlar buna nasıl müsaade edebilir?

Netice olarak: sorunlarımızın müsebbibi Suriyeliler değildir. Aralarında tıpkı biz Türklerde olduğu gibi arsızı, uğursuzu da vardır mutlaka.

Her Türkiye’ye kaçan, yerleşen veya gelen Suriyeli de: terörist, muhalif, hırsız, cani veya 'dini-dar' sapık değildir.

Bakın İmam Ahmed b. Hanbel'in El-Müsned'inde geçen bir hadis'de Peygamberimiz aleyhisselam ne buyuruyor: "Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe tam îman etmiş olmaz." 

İşte bu kırmızı çizgiyi hep teğet geçiyoruz. Hep kendimizi, sülalemizi, ırkımızı, milletimizi öne çıkarıyoruz. Oysa Allah ve Rasulü ümmeti öne çıkarıyor. 

Irka, renge bakmıyor. "Müslümanlar kardeşdir!" ilkesini ortaya koyuyor.

Salih Cengiz

Okunma : 1090