Şimdi Yanımda Olsa; "Anne!" Desem | Karamandan.com - | Karaman Haber

Şimdi Yanımda Olsa; "Anne!" Desem | Karamandan.com - | Karaman Haber

13 Kasım 2019 Çarşamba
Şimdi Yanımda Olsa; "Anne!" Desem

Kısa bir hikaye. Başlıyor ve bitiyor, bir anne ömrü gibi mücadele dolu. Kısacık.

"Anne, çocuklarının elbiselerini rüzgarda uçmasın diye mandalla ipe astı.

Gün geldi, elbiseler, mandallar, ip ve çocuklar, hepsi kaldı ama rüzgar anneyi götürdü."

Bu hafta annelerimizden bahsetmek istedim, ömrümüz boyunca karşılıksız, beklentisiz, en içten duygularla bizlerin başını, belki de bir daha kimsenin aynı samimiyetle okşayamayacağı o şevkat dolu ellerin sahibi annelerimizden.

Annelerimiz, biz evlatlarının iyi, güzel insanlar olabilmememiz için tüm fedakarlıklarını gösteren ilk öğretmenlerimiz. 

Bir ömür bu gaye ile büyük çaba harcayan, maddi manevi birçok özveride bulunan annelerimiz hakkında bir şeyler yazmayı, dünya telaşesi içinde koştururken, onları bir kez daha hatırlamayı ve hatırlatmayı düşündüm. 

Fakat bu kez genel olarak annelerimizi değil, annelerimiz nezdinde diğer tüm engelli ve hasta çocukların annelerini; onlardaki o ulvi özveriyi doruğunda yaşayan çocuklar ve annelerini anlatmayı istedim.

Yaşadıkları tüm olumsuzlukları, çaresizlikleri kabullenmek ve topluma karşı biricik evlatlarını hep savunmak zorunda kalan kocaman yürekli insanları.

Ve bu yazıya başlarken biricik evlatları ile birlikte hayat sahnesinde bizler de varız diyerek yer alan Mukadder hanımı, Ayşe hanımı, Emine teyzeyi, Neslihan ablayı ve diğer onlarca saygıdeğer anneyi selamlıyorum. Allah yar ve yardımcıları, yerdekiler ve göktekiler yardımcıları olsun.

Selâmladım, çünkü onların içinde yaşadıkları hayatlar, yokluk, yoksulluk, kimsesizlik dolu. Sadece Ramazan aylarında hatırlanıyorlar. Bu da biz toplumun ve bireylerin ayıbı olsa gerek. 

Her birinin, hayat hikâyesi farklı olsa da benzer şeyleri yaşayorlar, evlatları ile birlikte ayakta durabilme mücadelesi veren bu anneler.

Herkes gibi onlar da rekabetçi toplumun içinde mücadele eden anneler,  ama diğer birçok anne gibi çocuğunu bir maratoncu gibi koşturmak yerine çocuklarıyla birlikte zamana karşı koşan anneler. 

Onlar, hayatları boyunca yavruları ile birlikte bir eğitim alma çabası içinde olan anneler. Çocuklarıyla birlikte hayatı ve yaşamayı öğreniyor, onlarla birlikte hayata dair tecrübe kazanıyorlar. Sabrı, vefayı, merhameti, şefkati gönülden yaşayan insanlar. 

Kendisi de anne olan bir avukat ablamız; "çocuğuna hiç şaplak atmamış anne var mıdır?" diye sormuştu bir keresinde bürosunda kendisiyle sohbet ederken. 

Muhtemelen yavrusuna hiç şaplak atmayan, onlara dokunmaya kıyamayan annelerdir engelli ve kanser hastası çocukların anneleri.

Aslında biliyor musunuz, bu annelerinin ve çocuklarının gerçekte bizlerden bir fazlası var. 

Nasıl mı? 

Onlar bizlerden daha bir hayata bağlılar, daha sabırlı, daha sevgi dolu, daha merhamet ve tevekkül sahibiler. Allah'a bizden daha çok inanıyorlar, daha çok bağlılar.

Bir fazlaları var dedim ya, işte o anneler ve çocuklarının diğer güzel fazlalıkları: Onlar dürüst, yalan söylemeyi bilmiyorlar. Kurallara uyuyorlar, düzenliler, yardımlaşmayı seviyorlar. İçlerinde kopan onca firtınaya rağmen neşeli, cana yakın, içten pazarlıksız, plansız, hilesiz, duygusal anneler çocuklar. 

Doğayı, hayvanları seviyorlar, acıma duyguları gelişmiş, insancıl, kin gütmeyen, nefreti bilmeyen insanlar. 

Güzel sanatlara, müziğe, taklitçiliğe eğilimli ve yetenekliler. Bencillik nedir bilmiyor, karşılıksız seviyorlar.

Peki kim veriyor tüm bu güzellik dolu şeyleri? Tabi ki anneleri.

Eskiden toplum; hasta, engelli çocuklara biraz mesafeli duruyor, kendi çocuklarını da bu yavrularımızdan etkilenmesin diye onlarla bir araya getirmek istemiyorlardı. 

Kırıcı ifadelerle alay edildiği dahi oluyordu. Birçok anne bu nedenle ve meraklı bakışlardan korumak için yavrularını dışarı çıkarmak istemiyorlardı, bugün onlar da -bizim için ne büyük mutluluktur ki- hayatın içindeler ve hayatın gerçekleri olarak aramızdalar.

Bizler, 'engelsiz' insanlar, engeli olanları; "özürlü, sakat, engelli" gibi kavramlardan hangisiyle adlandırma konusunu bile henüz çözebilmiş değiliz. Ancak bunu ve diğer engelleri aşmalı, onlara hayatın her sahasında anneleri gibi imkân ve fırsat tanımalıyız.

Dünya imtihan yurdu ve dünya hayatı olgunlaşmak, ecir sahibi olabilmek için bir fırsat. 

Kuşkusuz bazı güzelliklerden yoksun olarak yaşamak önemli bir imtihan. Ancak zorluk durumlarında Yaratıcısına yakın olduğunda insanın kazanımları da büyür. Yaşadığı imtihanı sabrederek güzel bir şekilde verirse, kişi karşılığını kat kat fazlasıyla alabilir.

Bu anneler ve yavruları çoğu kez farklılıklarının farkında olamıyorlar. Bizlere ise önemli görevler düşüyor; engelli, hasta insanlara karşı şefkat, merhamet, saygı ve yardımseverlik duygularıyla hareket etmek. Bu da bizim için önemli bir imtihan.

Başkalarının gözünde özürlü olan çocuklarını, seçilerek kendilerine verilmiş özel çocuklar olarak gören annelerin, kendileri de özel insanlar. 

Onlar gösterdikleri sabır ve tevekkülle sınanıyorlar. Bu annelerin sabır, sefkat, fedakarlık ve vefakarlığına şehrimizde bulunan onlarca sahipsiz kanser hastası yavrularımız ve anneleriyle sürekli bir irtibat halinde olduğum için sıkça şahit oluyorum.

Normal çocuklardan daha fazla ilgi, sevgi ve şefkat göstererek büyütüp yetiştirdikleri çocukları, onlar için adeta sonsuz mutluluğun anahtarı.

Fakat ne acıdır ki bu evlatlarımızın kimi kanser hastası, kimi engelli olmasına ragmen babası ya da annesi terketmiş gitmiş. Ya engelli, bir ebeveyn sevgisine, ilgisine, şevkatine muhtaç. 

Birçoğu hayırseverlerin ve devletimizin yaptıkları yardımlarla yaşıyorlar. İyi ki hayırseverler var, iyi ki devletimizin merhametli eli onların gözyaşlarını siliyor.

Onları ve annelerini yüzüstü bırakıp terkedip giden babalar nasıl bir vicdan taşıyorlar anlamak mümkün değil. Öyle sözde babaların varlığına şahit oldukki, insan; "bu kadarına da pes artık." demekten kendini alamıyor.

Hasta evladının devlet tarafından tedavi ettirilmesi için gönderdiği binlerce lirayı gazinolarda, barlarda kadınlarla birlikte yiyenleri mi istersiniz! 

Ertesi gün kemoterapiye gitmesi gereken hasta için; "yarın Konya'ya kemoterapiye gideceğim, biraz yol parası bul!" diyen anneye; "Ben nereden bulayım şimdi parayı?" diye çıkışan sözde aile babasını mı sorarsınız?

Birkaç gün sonra gideceği kemoterapi için kapı kapı dolaşıp 'üç lira senden, beş lira benden' yol parası toplayan anneleri mi ararsınız?

El kadar yavrusunu kucağına alıp, tüm enfeksiyon kapma riskine rağmen çocuğunu parasızlık nedeniyle trenle kemoterapiye götürüp getiren anneleri mi görmek istersiniz?

Ve onların bu halini bilip ve görüp; "Allah onların da yardımcısı olsun." diyen, maddi durumu çok çok iyi olan tuzu kurular var bir de.

(Burada parantez açıp bir sitemimi de dile getirmek istiyorum. Biz araya hatırlı insanlar koyup tüm  milletvekillerine bu konuyu anlattık. Konuyla ilgili herkes biliyor durumu. Son olarak Belediye Başkanımız Sayın Savaş Kalaycı'ya da durumu yine hatırlı bir abimiz vasıtasıyla ilettik, bu konuya el atmasını istedik. Savaş bey İl Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Barış bey ile görüşmüş. Müdür bey cevaben: kanser hastalarına yol parası verdiklerini söylemiş. Bu nedenle, Belediye Başkanımız bizim; bu kanser hastalarının bir sağlık görevlisi gözetiminde topluca Konya'daki hastanelere haftada bir gün götürülüp  aynı günün akşamında geri gelecek olan hastaların getirilmesi için yaptığımız bir otobüs tahsisi talebimizi reddetmiş.

Biz bu yol parası konusunu da araştırdık. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı bu yol parasını veriyor. Miktarı on beş lira, yani bir hasta ve refakatçisi için gidiş geliş ücreti olarak tahsis edilen miktar altmış lira.

Hasta Devlet Hastanesinden sevk alacak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na bu sevk kağıdını verecek ve yol ücreti alacak. Bu da bir hizmet fakat öte yandan bu hasta iyi kötü trenle gitti diyelim. Konya Garı'ndan ilgili üniversite hastanesine gidebilmek için iki araç değiştirmeleri gerekiyor. Bir de bunun dönüşü var, Sayın Başkan acaba kemoterapi alan bir çocuğun hastane çıkışındaki haline şahit oldu mu? O damladığı yeri yakan kemoterapi ilacı o çocuklarda ayakta durabilecek kadar bile hâl bırakmıyor, peki bir anne o çocuğu yine iki araç değiştirerek Konya Garı'na nasıl götürecek gerekirse yine kucağına alarak? Sahi, Başkan kucağında hiç kemoterapı almış ya da kemoterapi öncesi atak geçiren bir çocuğu kucağında taşıdımı?

Ayıp ettiniz Sayın Başkan, yol yapmak rutin bir çalışma, ama bu tür bir gönüllü hizmet ise takdir edilecek bir hizmet, değil mi?.)

Evet, konuya dönecek olursak, kimi zaman şuuru kapalı kişilerin, hasta ve engelli insanları hedef alan, insanlıktan uzak, basit ve kırıcı espriler yaptıklarına tanık oluyoruz. Gerçekte özürlü olanlar, bu vicdansız kişiler olmalı.

O kadar çok kanser hastası çocuğun acı içinde kıvrandığına şahit oldum ki, o kadar hasta çocuğun çelimsiz bedenini kucağımda taşıdım, o kadar kanser hastası yavrumuzu kendi ellerimle toprağa verdim ki, ölümleri dışında hiçbirinin babası orada değildi.

Engellileri, hastaları incitenlere de saygıyı, sevgiyi, şefkat ve merhameti hatırlatmak gerekir. 

Çünkü güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. 

Bu bilinç yaygınlaştığında hem hasta ve engelli insanların, hem ailelerinin yaşamı daha kolaylaşacak ve daha sosyal insanlar olacaklardır.

Hasta ve engelli çocuk, ne annesi için, ne sağlıklı insanlar için yük değildir aksine bizlere emanettir, her insan gibi değerlidir. 

Bu evlatlarımız ve aileleri imkânlar az da olsa, tüm gereksinimleri karşılanmalı, hayat onlar için daha kolaylaştırılmalı, asla dışlanmamalı, hayatımızda olmalı.

Gösterilecek şefkat ve saygı onların annelerine ve kendilerine yaşama sevinci verir. Engellerin üstesinden gelmeleri için büyük destek olur. 

Biz insanlar için asıl engel ayrıntılara takılıp, iyilik yapmamak engellerine takılmaktır.

Rabb’im tüm hasta ve engelli çocuk annelerinin ve yardımcısı olsun. Tabi ki siz kullarının vesilesiyle.

Hayra doğru İnşaallah...

Salih Cengiz

Okunma : 831