Bizi Helak Eder misin Allahım? | Karamandan.com - Karaman Haber

Bizi Helak Eder misin Allahım? | Karamandan.com - Karaman Haber

22 Eylül 2020 Salı
Bizi Helak Eder misin Allahım?

On bir ayda tam dört yüz otuz kadın katledilmiş. Ne kadar utanç verici, üzücü bir durum. Bu cinayetleri artık öyle bir kanıksamışız ki, her güne bir kadın cinayeti haberi ile başlıyoruz, bu cinayet haberlerini dinliyor, okuyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi işimize bakıyoruz. 

Mutlaka o lafın sözün içinde, o ahlaksız sohbet ortamına ortak olmak gerekmez; işyerinde, çay bahçesinde, toplu ulaşım araçlarında, sosyal medyada, çarşıda pazarda sizler de şahit olmuşsunuzdur, iki erkek biraraya gelince karı kız muhabbeti o ortamın olmazsa olmazı oldu. Bu ne menem bir cinsel açlıksa, artık sapıklık derecesine ulaşmış. Varlığın azdırdığı insanımsılar Ukraynalarda, Rusyalarda, Taylandlarda, Endonezyalarda giderir olmuş hayvani açlığını.

Bir bakıyoruz, sevgilisi kendisini terketti veya karısı kendisinden boşanmak istiyor diye herifçioğlu alıyor eline satırı, et doğrar gibi kadıncağızı parçalayıp atıyor. Ulan sen 'adam' olsan karın neden istemesin seni!

Adam boşanıyor, aradan hayli bir zaman geçiyor, kadın evlenmek istiyor bir başkasıyla, eski koca kuduruyor ve kadını ilk gördüğü yerde acımadan katlediyor. Çünkü boşandıktan sonra kimse 'adam sınıfına koymamış, hiçbir kadın kabullenmemiş onu ve çocukken nasıl bir taciz yaşamışsa tüm acısını hayatta sahip olduğu tek kadından çıkarmış.

Bu ülkede bazı analar kızlarını, başka bazı anaların doğurduğu yaratıklar öldürsün diye doğurmuşlar adeta.

Neden? 

Çünkü erkeklerin %80'inde namus ve sadakat kalmadığı için, namus ve sadakat denilen erdem artık yalnızca kadınlarda aranır olmuş.

Ülkede kadınlar çığlık çığlığa; "ben ölmek istemiyorum!" diye bağırırken, "ben öldükten sonra mı önlem alacak sınız?" diyerek -ne kadar yetkili ve sorumlu olduğu bile şüpheli- gerekli mercilere defalarca yalvaran dilekçeler yazarken, uzaklaştırma kararı olan kocalar, karılarını öldürüyorsa, tecavüz edildiği uzman raporlarıyla belgelenmiş cinayet davaları sürekli uzatılıyorsa; "o saatte ne işi vardı dışarıda?", "üstündeki giysi tahrik ediciydi!", kravat takmıştı, takım elbisesi vardı.", "yakalandığı zaman polise mukavemet etmemişti." gibi saçma sebepler ceza indirimine gidiliyorsa, kadın cinayetleri artık birer resmi cinayetlerdir. 

Kimse maval okumasın. Öldürülen kadınlar bizim sessiz kalma, tepki göstermeme üzerine kurulu ortaklığımızla öldürüldüler. Hepimizin eli kirli, vicdanı kirli!

▪"Kadına şiddet abartılıyor."
-Tayyip Erdoğan

▪"Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar."
-Recep Akdağ 

▪"Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün."
-İ.Melih Gökçek

▪"Kızlarına sahip çıksalarmış."
-Celalettin Cerrah 

▪"Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik."
-Fatma Şahin

Evet, bu ve benzeri açıklamaları sık sık okudunuz, medyada. Şahitsiniz, şahidiz bu sözlere, bilipte sessiz kaldığınız her kadın cinayetinde olduğu gibi.

Peki sıradaki kurban kimin evinden çıkacak? Benim? Sizin? Öbürlerinin?

Sahi, var mı aranızda bu ahlaksız toplumun içine, hastaneye gidecek bile olsa karısını, kızını gönül rahatlığı ile gönderebilen?

Daha bugün durakta otobüs beklerken şahit oldum. Neredeyse yetmiş yaşında adam, kızı yaşında, belki de torunu yaşında, tesettürlü bir kız çocuğuna aç ve azgın gözlerle bakıyordu. Kimin, hangi ananın, hangi babanın gözünden sakınarak büyüttüğü evlattı kimbilir. İnsan olan; Allahtan korkar, yaşından, ağaran saçından sakalından utanır, değil mi. Ama utanmıyor işte.

Kadın cinayetleri konusunda sosyal medyada en çok beğeni alabilecek paylaşımları yaparak, gazetelerde en çok okunan makaleler yazarak doyuma ulaşan yüzlerce, binlerce  takipçiye sahip kimseler, -ünlüler başta olmak üzere- kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin bir son bulması için bir çaba gösterme gereği hissetmiyor. Herkes söyleyeceğini söyleyip, yazacağını yazıp gündem olan sorun hakkındaki sorumluluğu bir başkasının üzerine yıkıyor. Müzik bitiyor, herkes attığı mesaj ile vicdanen(!) rahatladıktan sonra, ekranını kapatıp uyumaya gidiyor.

Kadın cinayetleri son yıllarda hiç artmadığı kadar arttı. Neden? Çünkü algı ve hayal dünyasını besleyen temel iletişim araçlarından olan televizyon kanallarında genç evlilik, tutkulu aşk vb. kavramlar bir şarjör gibi boşaltılarak, bir bıçağın kanlı ve keskin kısmı sapına kadar kadın bedenine saplanarak anlatılıyor.

Mal gibi sahiplenme, başkasına bırakmama, 'ya benimsin ya toprağın' -ki bu nasıl bir haktır- gibi mekanizmalar yoğunlaştırılmış şekilde mesaj olarak veriliyor kurumuş beyinlere. Birer aptal kutusu olan televizyonlardaki bu dizilerde, bir sorumluluk, saygı ve kabullenmeye dayalı süreç olan evliliğin veya ilişkinin bu boyutlarına hiç değinilmiyor. Töre dizileri bu durumun en iyi örneği.

Ekonomik şartların kötülüğü ve bu sebeple insanların eve hapsolma oranı da göz önünde bulundurulursa, televizyon dizilerinin, Esra Erol, İnci Ertuğrul gibi kadınların, Fatih Ürek gibilerin yaptığı o kural ve ettik tanımayan proğramların, o insan hayatının bir önem taşımadığı mafya dizilerinin insan psikolojisi üzerindeki gücü anlaşılır.

Sadece bununla mı açıklanır durum, tabi ki de hayır ama en büyük faktörlerden biri bu dizi ve proğramlar bence.

Sonra, belki de İlahi bir uyarının habercisi olarak, o televizyonlardaki haberlerde bir adam çıkar ve pervasızca seyircinin gözlerinin içine baka baka; "olası bir depremde yüz binlerce insan ölebilir, şehrin yarısından fazlası harap olabilir!" der.

O an bu ülkenin gidişatına endişe ve umutsuzluk içinde bakan vicdan sahibi kişiler, büyük bir felaket gelmeden bu ülke insanının terbiye olamayacağına inananlar, Allah'ın merhametine sığınarak bu acımasız bilimsel kehanetin gerçekleşmesini dilerler.

Bebek denilecek yaşta çocuklara, engellilere, zayıflara tecavüz edilen ve ardından vahşice öldürülen o masumların 'ah'ının geride kaldığı bir ülkede kıtlık olmasın, kriz olmasın, trafik kazaları, intiharlar, ticari iflaslar olmasın da gayri ne olsun!

Tüm bu olanları görüp duydukça insan olanın beyni felç oluyor, aklı duruyor, kalbi yoruluyor.

İnsan olan isyan ediyor, başını taşlara vurmak istiyor.

Sodom, Gomore, Kavm-i Lut, Ashab-ı Uhdud, Firavun, Nemrut, Şeddat bile bu kadar alçalmamıştı.

Deprem uzmanları yeryüzünün sarsılacağını, üzerindeki canlıları silkeleyip atacağını, o afetin insanları öldüreceğini, haneleri harap edeceğini, koca koca şehirleri haritalardan sileceğini bağıra bağıra anlatıyorlar.

Tüm bu rezilliklere sessiz kalıp bakarak ve şahit olarak, yeryüzünün nasıl oluyor da yok olmadığını düşünüyor insan olan.

Bu ülkede; "beterin beteri var." diyerek her türlü kötülüğe ve zalimliğe razı olmayı öğretiyorlar bizlere. 

Oysa biz iyi olanın, yanında onlarla birlik olmayı ne çok istiyoruz. 

Peki iyiler neden sessiz?!

"İçimizdeki beyinsizler yüzünden, bizi helak eder misin Allah'ım!"

(A’râf Suresi 155. Ayet)

Hayra doğru İnşaallah..

Salih Cengiz

Düzenleme : 05 Aralık 2019 12:36 Okunma : 1254