Bir İhanet Projesi KADEM | Karamandan.com - | Karaman Haber

Bir İhanet Projesi KADEM | Karamandan.com - | Karaman Haber

11 Aralık 2019 Çarşamba
Bir İhanet Projesi KADEM

Adamın biri müslüman mezarlığına ölü bir köpek gömer. Görenler onu, zamanın Kadı'sına şikayet ederler.
Kadı adamı çağırır ve işin aslını sorar.

Adam: "Doğrudur, öyle yaptım, çünkü köpeğin bana vasiyeti böyleydi, onun vasiyetini yerine getirdim." der.

Kadı: "Sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun efendi?" diye çıkışır.

Adam: "Hayır efendim, aynı zamanda Kadı'ya da 10.000 dirhem vermemi vasiyet etti." der.

Bunu duyan Kadı hemen: "Rahmetli köpeğinin ölümü bizi ziyâdesiyle üzdü." der.

İnsanlar, Kadı'nın değişen bu tavrına hayret ederler.

Kadı onlara der ki: "Bu durum sizi hayrete düşürmesin, bu köpeğin geçmişini araştırdım, Ashab-ı Kehf'in köpeği Kıtmir’in soyundan geldiğini keşfettim."

*****

"Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, devlet de ölür."

- Fatih Sultan Mehmed Han

*****

Ilımlaştırma, İslam Dini’ni farklı isimler altında mecrasından saptırma, özünü değiştirme ve çağdaş birtakım siyasi projelere alet etme maksadıyla icad edilmiş yeni bir kavramdır.

Bu düşüncenin tuzaklarından birisi de Müslüman Türk toplumunu var eden etkenlerin ve aile yapısının kırmızı çizgilerini ortadan kaldırarak özünde Müslümanlık olan kadınları feminizm bataklığına sürüklemesidir.

En yakın tarihteki örneğini 15 Temmuz işgal ve darbe girişimi sırasında gördüğümüz askeri istilalar ile amacına ulaşamayan ve Müslümanları, İslamı yok etmek önündeki en büyük engel olarak Türkleri gören Batı, Peyami Safa'nın da buyurduğu gibi; dilimizi bozarak, tarihimizi unutturarak, Dinimizden uzaklaştırarak, milli ve manevi değerlerimizden soğutarak adım adım amacını gerçekleştirmek için yüzyıllardır çabalamakta.

İşte bugün tam da bu savaşın içindeyiz ve bugün Batı, artık içimizde ittifaklar kurduğu belli odaklarla bu savaşı kazanmaya çalışmakta.

Maneviyatını ve kimliğini kaybetmiş, hepsi birer kukla haline gelmiş, aydın geçinen bir kısım ne idüğü belirsiz erkeğin gözüne girmek ve taktirini kazanmak için sokak eylemlerinde her türlü ahlaksız sloganı atan, taşıdıkları dövizlerle erkekleri bile utandıran ve dahası bir kadın, bir anne olduklarını bile unutan kadınların feminizm denen şeytani düşünceyi tek başlarına gerçekleştiremeyeceğini farkeden Batılı bozguncular; Müslüman mahallesinde doğup büyüyen, İslam'ı şiar edinen, Kurtuluş Savaşının Şanlı Anaları, Kara Fatmaların, Şerife Bacıların, Çete Ayşelerin,  Halime Çavuşların, Tayyar Rahimelerin,  Gördesli Makbulelerin torunlarını etki altına alarak Türk aile yapısını yerle bir etmenin hesabını yapmakta ve yer yer Kadem gibi kurumlarla bunu başarmaktadır da.

Gerek üniversiteler, gerekse bir kısım 'kadın' dernekleri Batın'ın yeniden dizayn merkezleri haline getirildi. Geleceğimizin güvencesi olarak gördüğümüz gençlerimizin eğitim mekanlarında ya da kurumsallaşmış çeşitli kadın oluşumlarında fıtratlarından uzaklaştırılarak birer ucubeye dönüştürülmesiyle kadınlar kendi maneviyatlarına karşı yapılan saldırılara karşı savunmasız kalmakta.

Abartmıyorum. Sabahları evlerinden kendilerini Allah'a emanet ederek çıkan ağzı dualı kızlarımızın üniversitelerde, daha ilk senelerde birer komünist, birer sosyalist, birer ateist, birer deist olmaları ya da yine kendine hoca süsü veren Sünnet ve Peygamber Aleyhisselam düşmanı iblisvari hocaefendilerin(!) tuzaklarına düşmesi, tepkisiz hale getirilen maneviyatlarından kaynaklanmakta ve zehirlenen her evladımız onların projelerinde kullanılabilecek kalifiye birer eleman haline gelmekte.

Feminizm belasının var olma nedeni aile kurumunu ortadan kaldırmaktan başka bir şey değildir. Aile çökerse toplum da çöker. Feminizm denilen sapık düşünce, beraberinde eşcinsellik, lezbiyenlik dahil her türlü sapkınlığın da kapısını aralayan bir düşünce türü.

Kullandıkları en etkili ikna yöntemi ise, kadına karşı uygulanan şiddetten erkek karşıtlığı çıkarmak.

Çalışan, sosyalleşen, özgürleşen, bağımsızlaşan, politikleşen kadın ve neticede ailenin yok edilişi.

Oysa ki anne kimliğinin anlamını yitirmesi ile bir toplumun vatanını yitirmesi arasında hiçbir fark yok.

Şunu açıkça belirtmek isterim; ekonomik özgürlüklerini kazanmak adına çalışma hayatına atılan kadınlar, topluma yararlı birer evlat yetiştirme yeteneklerini de kaybederler. Bireysel durumlar ve istisnai şartlar elbette tartışılabilir, fakat kreşte yetişen bir neslin anne arayışını da gözardı edemeyiz.

Bir çocuğun en önemli eğitimcisi ve ilk öğretmeni annesidir. Halen Anadolu anneleri tarlaya, bahçeye gittiklerinde bile çocuklarını yanlarında götürürler, birçoğu evlatlarını sırtlarında taşıyarak çalışırlar. Şehirlerde yaşayan çalışan anneler gibi evlatlarının kreş denilen dört duvar arasında, sürü psikolojisi içinde yetişmesine eminim ki müsaade etmezler.

-Tabi bu arada partisinin isminin başında 'adalet' yazılı olan bir hükümetin, çalışıp para kazanan annelere karşın, hiçbir geliri olmayan, kendilerini on yedi yıldır iktidarda tutan yoksul anneleri görmezden gelip bir de kreş parası vermesi de ayrı bir garabet.-

Netice olarak, bir annenin çocuklarına ve ailesine zaman ayıramayacak derecede bir meşguliyete girişmesi, yaptığı şey 'Allah rızası için bir hayır işi' bile olsa, ailesini ihmal ettiği için makbul bir davranış değil. 

Bu ülkenin, hobi olarak çocuk yetiştiren annelere değil, vatana, millete hayırlı evlatlar yetiştiren, hayatını evlatlarına adayan annelere daha çok ihtiyacı var.

Şimdi oturup kendi kendimize sormamız gerekir, Aile Bakanlığını parmağında oynatıp her istediğini yaptıran, İstanbul Sözleşmesi ile Türk aile yapısını yerle bir etmeye çalışan sözde muhafazakar  hükümetin her türlü desteği verdiği Kadem, Müslüman kadının nesi olur?

Hayra doğru İnşaallah...

Salih Cengiz

Okunma : 2632