Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 24 Ağustos 2020  -  Saat : 00:27:00   Görüntülenme: 753

Ziyaret, Seyahat ve Emanet

Kadim şehrin; her sokağı, her köşesi, her çınarı mazi kokan tarihi yarımadasındaydık. Ziyaret için gittiğimiz şehirde ilk uğradığımız yer uzun süre ayrı kaldığımız Ayasofya Camisi idi. Sıkı aramaların olduğu, özel harekâtçıların nöbet tutuğu, Türkiye Diyanet Vakfı görevlilerinin mihmandarlık ettiği Sultan Ahmet Meydanına girdikten sonra gişelerin kaldırıldığı mabedimizle göz göze geldik. Biz ona bakarken sanki o da bize bakıyormuş gibi bir his uyandı içimizde. Ayrılığın vermiş olduğu hasret, umutlarımızı diri tutarken; yıllarca beklemenin yaşattığı zorluk, içeri girdiğimizde gözyaşlarımızı tutamayacağımızı düşündürdü. Lakin öyle olmadı! Hızlı adımlarla kendisine doğru yaklaşırken içimizde bir sevinç, yüzümüzde bir gülümseme oluştu. Mabede her yaklaştığımız adımda bu sevinç daha coşkulu, bu gülümseme daha belirgin bir hâl almaya başladı. Gurbette olan aile bireyinden uzun süre ayrı kaldıktan sonra bir sabah uyandığında onunla ansızın göz göze gelen evin en küçük ferdi gibiydi, sevincimiz ve gülümsememiz. 

“Ölüm ile ayrılığı tartmışlar / Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık” dedi, Karacaoğlan.

Ayasofya’nın kapısından içeri girdiğimizde her adımımız özeldi bizim için. Ayakkabımızın bağcıklarını çözmek, pabuçlara rafta yer bulmak bile unutulmaz anlardı. Ayağımız Ayasofya’nın halılarına değdiğinde, nazarlarımız mihraba uzandığında, kulağımız namaz kılan insanların mırıldanarak okuduğu kıraatı duyduğunda; kalbimiz göğüs kafesinden çıkacak gibi oldu, tüylerimiz ise hazır kıta asker gibi dikildi. Gerçekten fethi özlemişiz…

Dünyanın dört bir yanından Ayasofya’yı ziyarete gelen insanları görmek bu sevincin ve bu hasretin dünya çapında olduğunu, ortak duyguların bir noktada nasıl da toplanabileceğini gösterdi bizlere. Darısı diğer mescidlerimizin başına!

Yağmuru dahi farklı yağan bu şehrin ezanları da farklı farklıydı. Ezanı duyan şehrin ihtiyarları, kulak aşinalığıyla “bu Ayasofya’nın ezanı, bu Yeni Cami’nin ezanı” diyorlar. 

“Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; / Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...” dedi, Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK.

Ayasofya’dan sonra ziyaretimize Üstad İhsan Süreyya Sırma’nın yanına giderek devam ettik. Üstad’ın çalışma odasından net şekilde görülen Ayasofya Camii ve Galata Köprüsünü izlerken bir yandan da muhabbet ettik. Daha doğrusu Üstad anlattı biz dinledik. Muhabbet devam ederken Üstad bize “Dağların Sırrı” adlı seyahat kitabına Karaman Karadağ’ı eklediğini müjdeledi. Yeni baskılarda göreceğiz inşallah. Ayrıca kendisine bir de sitem olmuş. Sitem eden arkadaşlar: “Bizim memlekete o kadar geldin bir şey yazmadın, Karaman’a bir sefer gittin oralar hakkında yazı yazdın” demişler. Tabi bu sitem bizim yüzümüzde tatlı bir gülümseme oluşturdu. Üstadı ziyaret edip yakın zamanda okuyucuya sunulacak çalışmamızı Ali Kemal TEMİZER hocama emanet edip, Beyan Yayınlarının geleneksel sofralarında konuk olduktan sonra yolumuza devam ettik. Tabi yayınevinden çıkmadan Üstad bize kitaplar hediye etti. Özel araçla gelmediğimizi öğrendiği için fazla kitap vermedi. Yoksa bir koliye yakın kitap hediye edecekti Üstad. Alacağımız olsun…

Ziyaretimizi bitirip, emanetimizi bıraktıktan sonra seyahatimize devam ettik. Ayağımızda uzun menzil yürümeye müsait ayakkabı, sırtımızda ihtiyacımızı taşıyacak çanta ile birlikte. Tarihi yarımada yürüyerek gezilir. Sultan Ahmet Meydanı, Nuruosmaniye Camii, Kapalı Çarşı, Çemberlitaş, Beyazıt Camii ve meydanı, Yavuz Sultan Selim Camii, Fatih Camii, Süleymaniye Camii, Balat, Eminönü, Yeni Camii, Mısır Çarşısı…

Yavuz Sultan Selim Camii’de iken “Akten” isminde bir gençle tanıştık. Bize zemzem ikram etmek istedi. Gencin ikramını kabul ettikten sonra yanımıza davet edip muhabbetin içine aldık genci. İnsanları dinlemeden tanıyamıyoruz! Akten bu zemzemi Cuma günü olduğu için veriyor zannetmiştik. Meğer babasının vefatının yıldönümüymüş ve onun içinmiş bu ikram.

Kalp krizi sonucu babasını kaybeden Akten’i dinledik büyük hükümdarın türbesinin yanı başında. 17 yaşında yetim kalmanın zorluğunu anlattı, babasına duyduğu hasretin bitmediğini söyledi, evde onun köşesine, sofrada onun yerine bakamadığını beyan etti. “Fırından çıkan taze ekmeği ve çarşıdan aldığı meyve poşetlerini elinden almam için sokağın başından “Aktennnn” diye bağırışın özledim” dedi, yere bakarak. “Fırından yine taze ekmek alıyorum ama o ekmeğin tadı başkaydı, fırıncı aynı olmasına rağmen” diyerek sözünü bitirdi Akten.

Babasına rahmet diledikten sonra helalleştik ve kendisinden dua istedik giriştiğimiz iş için. Bunun üzerine bir yetim, bize “yolunuz açık olsun” dedi. Belki de tüm bu çalışmamız bu duayı almak içindi. Allah bilir biz bilmeyiz. Ya da şöyle diyelim Tekvir Suresinden mealen: “Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”. 

Bir elinde zemzem bidonu, bir elinde pet bardakları olan Akten’in başka insanların yanına ikramda bulunmak için gidişini izlerken kendi kendimize şöyle mırıldandık: “Dünya ne kadar küçükmüş, emellerimizin yanında. İhtiyacımız ne kadar azmış, heveslerimizin yanında, varlığımız ne kadar çokmuş, kayıpları yaşadığımızda…”

“Dünya aslında gelip geçicidir! Sana yetse de yetmese de” dedi, meczup ve şöyle devam etti sözüne: “İnanmıyorsan tabuttan daha kısa olan musalla taşına bak”.

Şadan Sezgib

 

Ziyaret, Seyahat ve Emanet
Ziyaret, Seyahat ve Emanet Kadim şehrin; her sokağı, her köşesi, her çınarı mazi kokan tarihi yarımadasındaydık.