Karamandan.com

Karamandan.com

08 Ağustos 2020 Cumartesi
Virgüllü Nokta
Bugün yollara düşecektik!  “Sessiz Çığlığım” adlı şiir kitabının ve “Ben de Varım” adlı anı kitabının yazarı Harun Bey’i ziyaret için.
Kategori : Köşe Yazıları
14 Temmuz 2020 15:47
 
Virgüllü Nokta

Bugün yollara düşecektik! 

“Sessiz Çığlığım” adlı şiir kitabının ve “Ben de Varım” adlı anı kitabının yazarı Harun Bey’i ziyaret için.

“Gülnar’ım” adlı şiirinde “Kimse göçmesin bu dünyadan / Güzel memleketim Gülnar’ı görmeden” diyen, Harun TINAS’ın mısralarındaki tavsiyeye uymak için.

Bir insanın hikâyesini dinlemek, dinlediklerimizi yazmak, yazdıklarımızı paylaşmak için.

Pandemi sürecinden dolayı ziyaretten vazgeçtiğimiz ama ileriki bir zamanda ziyaret için söz verdiğimiz Harun Bey’le söyleşimiz yazılı gerçekleşmiştir.

Zor geçen doğum sürecinin sonunda dünyaya gelmiş Harun TINAS. Doğum esnasında köprücük kemiği kırılmış. Çocukken sokakta oynadığı sırada düşüp yaralanması sonucu muayeneye götürüldüğü Mersin Hastanesindeki doktorunun şüphelenmesiyle sevk edildiği Hacettepe Hastanesinde hastalığına teşhis konulmuş. 

10 yaşında yürüme kabiliyetini kaybetmiş. 13 yaşında kemikleri eğilmeye başlamış ve 17 yaşında da solunum cihazına bağlanmış. Yürüme kabiliyetini küçük yaşta kaybettiğinden diğer çocuklar gibi olamamış. Mahalle arasındaki boş alanlarda arkadaşlarıyla çok sevdiği futbolu doya doya oynayamamış. Bundan dolayı belki hiç dalağı şişmemiş… Belki hiç koşarak düşmediğinden dirseği ve dizi yüzülmemiş ve kabuk bağlamamış… Belki hiç spor ayakkabısı eskitmemiş…

İkinci sınıf talebesiyken, daha yürüme kabiliyetini kaybetmediği zamanlarda yaşadığı bir hatırasını şöyle anlatıyor, tek cümleyle: “Bazen arkadaşlar maçlarda kaleci olarak beni oynatırlardı”.

Kas hastalığı sonucu 26 kiloya kadar düşen Harun Bey’in gücü yavaş yavaş bitmiş. Bedeni zayıf düşen Harun Bey’in fiziksel yetenekleri de yavaş yavaş kaybolmuş. Merdivenleri kullanamamak, derslerde parmak kaldıramamak, kitaplarını sıranın altından çıkaramamak, kalemliğinin fermuarını çekememek, kaşığını ağzına götürememek… Sonra gücü kalmadığından öksüremeyip ciğerlerinde biriken balgam yüzünden boğulma tehlikesi yaşamış. Kasları eriyip kendini sıkma gücü olmadığından defi hacet yapamaz duruma gelmiş. Çenesini oynatmada zorluk çektiğinden lokmasını çiğneyememiş. Kullandığı mouse’nin tuşlarına basmak bile bir zaman sonra yoruyormuş. 

Anılarını anlattığı kitapta iç dünyasına ait pek renk vermemiş yazar. Hep sosyal ortamlarda yaşadıklarını anlatmış. Düğünler, okul hayatı, doğum günü partileri… Şiir kitabında ise ruhunun yaralarından sızan ışıklar kitap vasıtasıyla yayılmış etrafa. 

Sağlık sebeplerinden dolayı sıkıntılar yaşarken “prosedür” denilen görünmez engellere de hep takılmış ve düşmüş. Hastalığını belgelendirip heyet raporu almak için, bu rapor sonucuna göre solunum cihazı almak için, 18 yaşını doldurduğunda iş göremezlik raporu alıp babasının sigortası üzerinden tedavisini sürdürebilmek için, yaşı geldiğinde askerlikten muaf tutulmak için…

Her insanın bir hikâyesi var! Kimileri kısa, kimileri uzun, kimileri derin, kimileri hüzünlü, kimileri neşeli… Hikâyenin seyri ne yöne olursa olsun hepsi insana doğru, hepsi bize doğru, hepsi bizim için. 

Her hikâyenin bir yaşayanı var! Kimileri yorgun, kimileri üzgün, kimileri kırgın, kimileri umutlu, kimileri razı… Hikâyeyi yaşayanın hâli nasıl olursa olsun hepsi imtihan sürecinde bir tavır, hepsi sorulara bir cevap, hepsi sınav sonucunu bekleyen bir talebe.

Ruhundan yara almayan insanların pek az olduğu dünyada, ruhunun yaralarından damlayan kanı, kalemine mürekkep yapan insan sayısı da pek azdır.

Fiziksel olarak yaşıtlarının hep gerisinde kalmış. Onlar emeklerken oturmaya başlamış, onlar yürürken yeni yeni emeklemiş, onlar koşarken tay tay durmuş. Sanki aradaki farkı kapatırcasına onlar büyürken, çoktan büyümüş. Onlar yavaş yavaş güçsüzleşirken, dermanı kalmamış. Onlar geleceği anlamaya çalışırken, yaşamış anlaşılması gerekenleri. 

“Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. Esirgenmiş olanın aslında sana bağışlanmış olduğunu fark ettiğinde esirgenmenin kapıları sana açılmış olur” dedi, Atâullah İskenderi.

Sahip olduğumuz imkânların kıymetini bilmiyoruz! Bize verilen sağlığın değerini anlamıyoruz! Hayata ait ihtimalleri göz önüne getirmiyoruz! Bizleri bekleyen gerçeği görmüyoruz! Nereye doğru gittiğimizi düşünmüyoruz! 

Hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz! Saçlarımıza düşen akla, dişlerimizin dökülmesiyle, cildimizin kırışmaya başlamasıyla, belimizin bükülmesiyle, dermanımızın kalmamasıyla. 

Harun Bey’le farkımız; onun vücudu hızlı şekilde çökerken; bizim vücudumuz ağır ağır çöküyor. O, geride kalan hayatında yaşıtlarına göre geride kalırken, geriye kalan hayatında belki yaşıtlarına göre çok ileride… 

Hepimiz cevaplarını beklediğimiz soruların içindeyiz. Soruları sorun olarak gördüğümüz hayatın içinde.  

“Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilmez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu her şeyi o an yaşama meselesidir. Şu anda soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ileride farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın” dedi, Rilke.

Soruları Yaşarken… 

1-Harun Bey; kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

-DMD kas hastası, solunum cihazına bağlı ve bilgisayarı yatar bir pozisyonda mouse ile optik klavyeden yardım alarak kullanabilen, 27 yaşında bir gencim. Ayrıca hayatın bana sunduğu onca olumsuzluklara rağmen ikinci kitabımı çıkardım.

2-DMD (duchenne muscular dystrophy) kas hastalığı nasıl bir rahatsızlıktır?

-“X” kromozomunda meydana gelen mutasyon sonucu, kas hücrelerini besleyen “distrofin” proteininin vücutta üretilememesinden dolayı kasların erimesine sebep olan bir hastalıktır. Bu hastalığa şifa olacak bir çare bulunamadı daha. 

3-Şiirlerinizde dertli bir hava seziliyor. Sebebi nedir?

-Şiir dediğimiz sanat, duyguyla yazılan bir şeydir. Hayatım boyunca hep dert çektim. Önce yürüme kabiliyetimi kaybettim, sonra kollarımı hareket ettiremez oldum. Sonra, solunum cihazına bağlanıp yatağa düştüm. Derdi ben yazmayayım da kim yazsın!

4-“Varsın Hayatta” adlı şiirinizde şöyle demişsiniz: “Şu hayatta yürüyebildiğin kadar / Güven duyarsın kendine / Acılara göğüs gerebildiğin kadar / Sabredersin akıp giden zamana / Umut edebildiğin kadar / Bağlanırsın inatla hayata”. Ben de varım demek için neler yapmak gerekiyor?

-Aslında insanlar, benim gibi hastaları pek anlamazlar… Sıkıntılara göğüs gerersin, duymazlar. İnsanların seni görmeleri için bir şekilde kendini anlatman gerekir. O yüzden çıkardığım ilk kitabımda, çoğunlukla kendimden bir şeyler sundum. İkinci kitabımda da tamamen yaşadıklarımı anlattım.

5-“Sözüm Var” adlı şiirinizde şöyle bir mısra var: “Yaz ayında kış yaşanmışlığı var”. Yazın yaşadığınız kışlar nelerdir?

-Yaz ayı insanlar için mutluluğu anlatırken, zorlu bir hayat yaşadığım için her daim kıştayım. Mesela solunum cihazına bağlıyım ve yapabildiklerim çok kısıtlı. Ellerimi kullanamıyorum ve kendi yemeğimi kendim yiyemiyorum. Bu ve benzeri durumlar kış yaşadığımın göstergesidir.

6-“En Güzel Renk Mavidir Mavi” başlıklı bir şiiriniz var. Mavi rengin sizin için anlamı nedir?

-Yaşadığım sıkıntılar nedeniyle tutsak gibiyim. O yüzden özgür olmak istiyorum. Mavi rengin özgürlüğü temsil ettiğini düşünüyorum. Gökyüzüne baktığımda kendimi özgür hissediyorum. 

7-“Hazinem” adlı şiirinizde annenizden bahsetmişiniz. Bu şiirde şöyle bir ifade geçiyor: “Feda ile kâr olmayacağını fark eden. / Benim gibi bir keçiyi idare edip / Hayata döndüren”. Anneniz Yaşar Gülsüm Hanım için neler söylersiniz?

-Annem bu hayattaki en büyük yardımcımdır. Allah göstermesin annemin başına bir şey gelse, hemen ölürüm herhalde. Annem; hem hasta bakıcım, hem hemşirem, hem de doktorum… Anlayacağınız annem benim her şeyim. O şiirimin sonunda dediğim gibi: “Bu kadın benim annem / En kıymetli hazinem”.

8-“Kral Adam” adlı şiirinizde de babanızdan bahsetmişiniz. Bu şiirde de şöyle bir ifade var: “Küçük yaşta babasını kaybedip / Yetim büyüyen”. Yetim büyüyen babanız Hayati Bey için neler söylersiniz?

-Babam hayatta çok darbe yemiş, o yüzden sert bir adamdır. Bir insanın sert olması, o insanı kötü yapmaz. Babam çınar ağacı gibi sarar bizi. Babamla çok görüş ayrılıkları yaşasak bile, o şiirimin sonunda dediğim gibi “O benim babam / En kral adam”.

9-“Ben İstemez miydim?” adlı şiiriniz şöyle: “Çocuk olup, / Koşup oynamak. / Gençliğime doyup, / Arkadaşlarla takılmak. / Meslek sahibi olup, / İstediğim her şeyi karşılamak. / Araba sahibi olup, / İstediğim gibi caddelerde dolaşmak. / Bir yar bulup, / Sevda şiirlerine boğmak. / Evlenip, / Çoluk çocuğa karışmak. / Ben hiç istemez miydim? / Kim bilir… / Belki de çok isterdim”. Bu isteklere ulaşamama durumu sizde nasıl izler bıraktı?

-İçimde çok ahlar bıraktı ki bu hayat benim. Hani Harun Kolçak “Unutma, sen gelecek planları yaparken, hayat da kendi planlarını yapıyor” derdi. Hayal kurdum, hayat yıktı işte… Bu dert sayesinde şair oldum.

10-Hayatınızı kaleme aldığınız “Ben De Varım” adlı kitabı yazarken neler yaşadınız?

-Bu eseri kaleme almaya başladığımda hacminin 50 sayfa civarında olacağını düşünmüştüm. Yaşadığım o kadar çok problem varmış ki, işe koyulunca anladım. Yaz yaz bitmedi. Yazarken psikolojim bozuldu, ağlamamak için gözyaşlarıma hapis hayatı yaşattım. 

11-Hastalığınızın ilerlemesiyle en çok neleri özlüyorsunuz?

-En çok 2. sınıfa giderken yani 2001 yılının bahar ayında; bisikleti küçük tekerlekleri olmadan sürdüğüm zamanları özlüyorum.

12-Hayallerle aranız nasıl? Hayallerinizden bahsedebilir misiniz?

-Özellikle yürümem azaldıktan sonra yalnız kalır ve hayal kurmaya başlardım. Vakit bir nevi hayallerle geçerdi. Bazen kendime kızardım: “Niye olmayacak hayaller kurup duruyorsun ki?” diye. Sonraları şiir yazarken hayallerin işe yaradığını gördüm. En büyük hayalim iyileşmektir.

13-Kurduğunuz en uzun vadeli hayaliniz nedir?

-Uzun vadeli hayalim… Bir yazar olarak kitaplarımın birkaç baskı görmesi.

14-Gülnar’ın poyrazı nasıldır?

-Neredeyse hemen hemen her gün poyraz eser, sürekli boğazım kurur, pıhtılaşma olur ve nefes almakta çok zorlanırım. Poyrazı olmasa Gülnar’ı çok seviyorum. 

15-Evinizin elektriklerinin kesilmesi sizin için ne anlama geliyor?

-Yarama bastınız! Önceleri bizim mahallenin hattı başka yerden geçiyormuş. O zaman elektrikler çok fazla kesilmiyormuş. “Ergenekon Konutları” yapılınca, bizim mahallenin elektrik hattını köy statüsü taşıyan mahallelere giden elektrik hattına bağlamışlar. Köylere giden elektrik hattı ormandan geçtiği için yangın ihtimaline karşı, poyrazlı havalarda bizim mahallede geceden sabaha kadar elektrikler kesiliyordu. Tabi bu durumda mağdur oluyordum. Bir gün buna canım çok sıkıldı; video çekip sosyal medyaya yükledim. Yetkililer sesimi duydu ve iki hafta sonra elektrik hattına kesici yerleştirdiler. Artık orman yangını çıkma ihtimaline karşı elektriği keseceklerinde önce bizim mahallede elektrikleri yaklaşık bir saat kesiyorlar, sonra kesiciyi açınca bizim mahallenin elektriğini geri veriyorlar. Bazen fırtına derecesinde poyraz esip, köy statüsü taşıyan yerlerde elektrik direkleri yıkılıyor. O zaman elektrik kesintileri oluyor. Öyle zamanlarda da aküye güç kaynağı takıp idare ediyoruz. 

16-Evinizin önündeki ağaç ile aranız nasıl? Her sene güz mevsiminde yaprağını döküp baharda tekrar yeşermesi sizde ne manalar uyandırıyor?

-Kendinle alakalı bir sembol gösterir misin derseniz, size evimizin önündeki “koca çınar” derim. Aslında biz kavak ağacı diyoruz. Çınar ağacı kış ayında çok yorgun bir haldedir. Aynen şimdiki halim gibi. Sanki dünyanın bütün bir derdi ona yüklenmiş gibi. Bahar ayında yeşermesi de, zümrüt zamanlı çocukluk çağlarımı anlatır gibi. Şendir, şakraktır ve neşelidir. Hayata bağlıdır, derinden… Bazen de hayallerimi ve ruhumu temsil eder.

17-Sizinle adeta özel ilgilenen Göğüs Uzmanı Hekim Cem Bey için neler söylersiniz?

-Cem Bey gerçekten benim için şanstı. Solunum cihazına bağlandığım aşamada çok zor zamanlar geçirdik. Cem Bey olmasa ne yapardık kim bilir? Doktor Cem Bey tayini çıkana kadar bizimle çok ilgilendi. Allah kendisinden razı olsun. Doktor Cem Bey gidince, yine Cem Bey sayesinde tanıştığımız, KBB Uzmanı Dr. Can Bey Silifke Devlet Hastanesinde çok ilgileniyordu. Allah ondan da razı olsun. 

18-“Ben De Varım” adlı kitabınızın kapağında, güneşin altında otların üzerinde zıplayarak oynayan çocuklar var. Neden böyle bir resim tercih ettiniz?

-En büyük dileğim, bir gün derdime derman bulunursa çocukluğumdaki gibi bir güce kavuşmaktır. Güneş, tıpkı çocukluk çağlarımdaki gibi yeniden doğma dileğimi simgeliyor.

19-İki kitap çıkarmış birisi olarak bundan sonra ne tür çalışmalarınız olacak?

-Üçüncü kitabımı yine şiir kitabı olarak düşünüyorum, dördüncü kitaba da Allah Kerim.

20-En beğendiğiniz yazarlar kimlerdir ve sizi en çok etkileyen kitaplar hangileridir? 

-Her tür kitabı okurum. Şu yazar favorimdir diyemem. Kur’an’ın Kerim mealini de okudum, Mesnevi’yi de okudum, Nutuk’u da okudum. “Atatürk ile Allah Arasında” adlı kitabı da okudum, “Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer” adlı kitabı da okudum. Sabahattin Ali’nin eserlerini de okudum, üstad şairlerin şiir kitaplarını da okudum. Farklı türlerde neyi merak ediyorsam, onları okudum ve okuyorum. Bir kısmını elektronik kitaptan, bir kısmını normal kitaplardan okudum. Normal kitapların sayfalarını çeviremiyorum, ailem çeviriyor.

21-Devletimizin sizin gibi insanlara hizmetinde eksik kaldığı noktaları oluyor mu? Hayatınızı kolaylaştırmak için devletimizden talepleriniz nelerdir?

-Bazı noktalarda çok mağduriyetler yaşadım. Mesela; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) solunum cihazının yedek parçalarını karşılamıyordu, tabi zamanla belirli oranlarda karşılamaya başladı. Yöneticilerimizden medikal ürün ve cihazların bedelinin SGK tarafından tamamının karşılanmasını istiyorum. Özellikle öksürtme makinesinin tek kuruşunu karşılamıyor SGK. Bundan dolayı öksürtme cihazının da SGK kapsamına alınmasını istiyorum.

22-Gülnar hakkında neler demek istersiniz?

-Gülnar yaz aylarında çok güzel olan bir ilçedir. Kışı ise biraz zorlu geçer. Tabi bazı sıkıntıları da yok değil. Örneğin mart ayında mama almak için rapor yazdırmak istedik. Üç tane uzman doktor gerekliymiş. Gülnar Devlet Hastanesinde ise 2 uzman doktor olduğu için raporu çıkartamadık. Özel kargo şirketleri (PTT hariç) Gülnar’a haftada bir geldikleri için bazen sorun teşkil ediyor. Hatta bazı haftalar gelmedikleri bile oluyor.

23-Son sorumuz; sizinle benzer kaderi yaşayan insanlara neler demek istersiniz?

-Hepimizin hayatı zor! Ama her şeye rağmen yaşamak güzel… Siz de içinizdeki cevherin farkına varıp, onu ortaya çıkartabilirsiniz. Bu hayatta “BEN DE VARIM” diyebilirsiniz. 

Ziyarete gidemediğimizden dolayı Gülnar’a yolculuk yapamayıp, ilçenin sokaklarında dolaşamasak da; bir insanın ruhunun koridorlarında dolaştık. Bu yolculukta geniş caddelerle karşılaştık, çıkmaz sokaklara girdiğimizi fark ettik. Neticede her insan bir hikâye olsa da aynı zamanda her insan bir muamma…

“Küçük bir çocuktum. Herkes koşarken, ben sadece yürüyordum. Bir gün koşma hayali kurdum, yürümekten de oldum. Herkes yürürken, ben oturuyordum. Bir gün yürüme hayali kurdum, kollarımın gücü azaldı ve bel kemiklerim eğildi. Herkes kolu sağlam, düzgün bir şekilde otururken, ben kolu hareketsiz eğri bir şekilde oturuyordum. Bir gün kolumun hareket ettiği, düzgün oturma hayali kurdum, solunum cihazına bağlandım” dedi, Harun TINAS.

İnsanların hayatı virgüllerle ve noktalı virgüllerle yeni bir safhaya geçerken; yaşadığı küçük değişiklikleri ya fark edemiyorlar ya da bu değişiklik hayatını fazla etkilemediğinden farklı olan yeni duruma çabuk alışıyorlar. 

Harun TINAS’ın yaşadığı gibi benzer zorlukları yaşayanların hayatındaki safhalarda virgül olmadığından hep nokta oluyor. Hayatının yeni safhasına başlarken; noktadan sonraki zamanın daha zor geçeceği bir ömrü yaşayacağını bilerek. 

Bundan dolayı bu insanların hayatında ne virgül var, ne de noktalı virgül! Hep virgüllü nokta var, hayatlarında. 

O da capcanlı kalan umutları için…

Her ne kadar imlâ kurallarında böyle bir işaret olmasa da…

Not: Harun Bey’den kitap siparişinde bulunmak isteyenler için iletişim bilgisi
Whatsapp: 0 538 591 21 26

Röportaj: Şadan Sezgin

Okunma : 1945
Foto galeri
EKSPERTİZ
guney sigorta
karaman


Gündem haberleri
Karaman'da bir köy karantinaya alındı
04 Ağustos 2020 Okunma: 15394 Gündem
Karaman'daki koronavirüs vaka sayısı Bakanlığın raporuna yansıdı
04 Ağustos 2020 Okunma: 9340 Sağlık
Karaman'da tartıştığı kız kardeşini silahla yaraladı
07 Ağustos 2020 Okunma: 8186 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın