Ninesinin Gözlüğü | Karamandan.com - | Karaman Haber

Ninesinin Gözlüğü | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Nisan 2019 Perşembe
Ninesinin Gözlüğü

Onun gözü kör” diye yazmıştım kompozisyon dersinde. Kurallara tabiliğiyle meşhur lakin manaları es geçen hocam: “Anlatım bozukluğu yaptın, gereksiz kelime kullanarak. İnsanın başka neresi kör olur” dedi. Ben de; “kalbi, gönlü, şefkati, nazarı kısacası insanlığı kör olur” dedim. “Sadece buraları kör olanlar yok bir de nankör olanlar var” diye devam ettim. Hoca sustu! Sınıfta da kulak zarlarını delen derin bir sessizlik oluştu.

“Sağlık dalda duran ürkek bir kuş değil midir” dedi, Üstad Mustafa KUTLU.

Kıymetini bilelim! Sahip olduklarımızın, farkında olmadıklarımızın, yokluğu derin boşluk oluşturanların, gidip de gelmesi mümkün olmayanların, derdimizin, dermanımızın, duamızın, gözyaşımızın, kalbimizdeki katılığı yok eden hissiyatımızın, sağlığımızın…

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi” dedi, Muhibbi mahlasıyla Kanuni Sultan Süleyman Han.

Küçükken ninemin el örgüsü örerken kullandığı gözlüğü gözüme takmayı çok isterdim. Tabi gözlük numaralı olduğu için gözlerime zarar vereceği endişesiyle beni camları çıkarılmış eski bir gözlük çerçevesi ile oyalarlardı. Camın saydam oluşundan dolayı bu hileyi çözmek için ninemin gözüne parmağımı uzatırdım; parmağım cama değerdi. Sonra kendi gözlüğüme parmağımı uzatıp parmağım gözüme değince olayı anlardım. Çocukluk işte… O zaman özendiğin şeyin şimdi kötü olduğunu anlarken; şimdi özendiğim şeylerin kötü olduğunu ileriki zamanlarda anlama imkânına sahip olabilecek miyiz? Soruyu ve cevabı biliyoruz ama algılamada hâlâ sorunumuz var! Nefs işte… 

Nice heveslerimiz var geçmesi gelmesinden daha hızlı olan, nice hedeflerimiz var ulaştığımızda mutsuzluk veren, nice dualarımız var kabul olduğunda bizi helak edecek olan! Herkesin duası kabul olsaydı; dünyada kargaşa olmaz mıydı? En azından kemik yağmuru afetiyle baş başa kalmaz mıydık?

Bir kilometre ötedeki noktayı gören şahin gözü gibi gözlerim, iki resim arasındaki yedi farkı bulun diyen bulmacadaki farkları tek bakışta bulmamı sağlayan keskin gözlerim bozulmuş. Gözümün bozulduğunu televizyon izlerken altyazıların bulanıklaşması ile anlar gibi olmuştum ama kendime yedirememiştim. Suçu ise hd yayının kalitesine ve evlenirken aldığım tv’ye atmıştım; muhtemelen eskimiştir diye. Sonra konferans salonlarında bulunan ve konuşmacının arka tarafındaki duvara saf düzeni ile yerleştirilen çiçeklerin, çelenklerin üzerindeki yazıyı okumakta zorlanınca olayın vahametini anladım. O çiçekler, o çelenkler ne işe yarar ki? İnsanlar bunlara neden para verir ki? diye sorarken benim böyle işime yaramıştı, vücudumdaki bir sorunu fark etmeme sebep olmuştu. Daha sonra baş ağrısı da başlayınca doktor kapısı gözüktü bize. 

Göz doktoruna vardığımda hayalim şuydu; bir makine gözümün filmini çekecek süpersonic ışınlarla. Sonra değişik sesler çıkaracak, doktor makinenin ekranındaki uyarıları ‘next next’ diye tıklayarak ilerleyip en sonunda da makine ‘crack’ dosyası isteyip ekrana ‘dan dan’ düşen yazılar ve arkadan gelen gerilimli bir fon müziği eşliğinde büyük bir heyecan uyandırarak sonucu verecekti. Ama gerçek öyle değilmiş! Yine bir makine var tabi. Çeneni makineye koyuyorsun gözüne ayarlanan mercekten her iki gözünle de sırayla bakıyorsun. Karşıda ise farklı boyutlarda harfler. Doktor deneme yanılma yöntemi ile mercekleri değiştiriyor ve senin hangisinde en iyi gördüğünü tespit ediyor. Tamamen senin iradende sonuç… Senin kararına göre ise gözlük numarası ortaya çıkıyor. Bu hususta da istikrarlı çıktım. Çünkü her iki gözüm de aynı derecede bozulmuş. Göz doktorunda yaşadığım hayal kırıldığını yıllar önce sürücü belgesi alacağım zaman kan grubumu öğrenirken de yaşamıştım. Yine bir makine, gerilimli müzik, dijital ekran beklerken; masanın yanından çıkardığı 90’ların kooperatif inşaatlarından kalma beyaz renkli banyo fayansını görmemle hayallerim yıkıldı. Fayansın üstüne birkaç damla kanımı aldı. Sonra aldığı numunelerin üstüne bir şey damlatıp sonucu söyleyiverdi. 

Teknolojiyi, tıbbı ve ilmin her çeşidini gözümüzde çok büyütüyoruz! Görmediğimiz şeylerin ulaşılmaz olduğunu düşünüyoruz! Başka insanların yaptığını bizim yapmamızın mucize olduğuna kanaat getiriyoruz! Bunun sonucunda kendimize güvenimiz kalmazken; kendimizi aşağılıyoruz! 

Göz muayenesi bittikten sonra gözlük reçetesini bana uzatan doktorun “fazla tuzlu yeme” uyarısından sonra ağzıma yıllardır sürmediğim patates cipsini canım çeker oldu. Doktorlar acaba bu psikolojik vakayı tersinden kullanıp “bol tuzlu yemek ye” dese faydası olur mu?

Güneş gözlüğünü de çok kullanmayan birisi olarak ilk defa numaralı gözlük kullanmaya başladım. Yolda yürürken ani refleks yapıyorum bazen. Buna sebep gözümdeki gözlüktür. Çünkü beni yanıltıyor. Yolda yürürken zemin oynuyor gibi oluyor. Kaldırımdan yola inerken dehlize iner gibi oluyorum. Merdivenden çıkarken dik bir kayaya tırmanıyor gibiyim. Yemek yerken bile sanki kaşık gözüme değecek gibi oluyor. Evimin kapısı çaldığında bile dürbün ile gözümü aynı hizaya getirmede zorlanıyorum. Dünyanın döndüğünü de hisseder oldum. 

Şimdi daha iyi anladım! Çocukken bizimle beraber top oynayan, bizimle beraber koşup zıplayan gözlüklü arkadaşlarımı… Meğer büyük bir işi başarıyorlarmış onlar…

Sağlığımızın kıymetini bilelim ve vücudumuzdaki hassas dengeyi fark edelim.

Bir de şöyle düşünün! Kirpiklerimiz ters yönlere uzarsa nasıl görebiliriz?

Hiçbir şeyin yokken kazandığın maddiyata ‘ben kazandım’ diyorsun! Peki, kaybettiğini sağlığını da kazanabilir misin?

Okunma : 704