Müdavim | Karamandan.com - Karaman Haber

Müdavim | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Eylül 2020 Cuma
Müdavim

Daha dün dünyaya gelmişti! Bembeyaz kundağın içine sarıp ninesi, bana getirmişti; bir kulağına ezan okuyup bir kulağına kamet getirip ismini koymam için…

Mis gibi bebek kokusu hâlâ burnumda, cılız ağlama sesi hâlâ kulağımda, iştahla annesini emişi hâlâ gözümün önünde, beşiğinde mışıl mışıl uyurken elini tutup onu izleyişim hâlâ hatırımda…

İlk oturuşu, ilk emekleyişi, ilk yürüyüşü, ilk anne-baba deyişi, ilk ayakkabı isteyişi hafızama kazınmış anıları…

Başına gelen olaydan iki hafta sonra karşılaştık. Muhabbet etmek, dertleşmek, duygularımızı paylaşmak için uygun bir ortam bulup karşılıklı oturduk. Biz sorduk o cevapladı, o cevapladı bizim sorularımız boğazımıza düğümlendi. O ağladı biz hüzünlendik, biz hüzünlendik o gözyaşlarını sildi.

Doğduğu günden beri rahatsızlığı olan evladını aylık kontrol için tıp fakültesine götürmüş. Hastanede enfeksiyon kapan çocuğun durumu kötüye gidince tedavisi için yatışı yapılmış. Bir süre sonra durumu ağırlaştığından yoğun bakıma alınınca yanında refakatçi kalınamayacağı için evlatlarını hastane personellerine emanet edip evlerine dönmüşler. Doktorlar her gün aynı saatlerde kontrol edip akabinde de çocuğun ailesine bilgi veriyor, whatsapp üzerinden resmini atıyormuş. Yoğun bakımda birkaç sefer kalp krizi geçiren çocukları için umutlarını kesmez, dualarını eksik etmezken bir yandan da kendilerini hazırlıyorlarmış; acı haber için. Her ne kadar kendilerini hazır etmiş olsalar da unuttukları bir hâlleri olmuş. Yaşamayanın bilemeyeceği, tatmayanın hissedemeyeceği, vurulmayanın yaralanamayacağı bir hâl…

İftarımızı yaptık, çayımızı içtik, yatsı namazını kılıp ettiğimiz duayla birlikte derin düşüncelere dalınca telefonum çalmaya başladı. Telefonun melodi sesi aynı olmasına rağmen haber beklediğiniz zaman çalışı farklı oluyor. Ya acı acı çalar ya da neşeli neşeli… Tabi benim telefonumun sesi acı acı geliyordu.

Ekrana baktığımda arayanın doktor bey olduğunu görünce “eyvah!” dedim. Ürkek bir sesle açtığım telefonda doktor bey evladımın kalp krizi geçirdiğini ama ne gerekiyorsa yaptıklarını, şu anda da yoğun bakımda yatağında istirahatte olduğunu söyledi. Bu kalp krizi ilk değildi evladımın genç bedeninde. Sabaha doğru bu sefer doktor beyden telefonuma mesaj geldi. Hep umutlu haberler için arayan doktor bey bu sefer umutları bitiren haberi vermek için arayamamış ve demek istediğini yazıyla belirtmiş. İki kulağı ve iki gözü de telefonumda olan hatunum bu haberi kendisine söylemeye fırsat vermeden beklediğimiz ama bir türlü istemediğimiz acı haberi okuyarak öğrendi.

Şehirlerarası seyahatin yasak olduğu şu mübarek ayda kayınbiraderimle beraber gittiğimiz hastanede morga kaldırılan evladımın cenazesini almaya gittik. Teslim için evrak işlerini hâlledip, hastanede gusül ve kefenleme işleminden sonra cenazenin naklini yaptırdık. 

Cenaze namazını kıldık, kabre indirdik, üzerine toprak attık… Kabrin başında dua ettikten sonra başsağlığı dileyen arkadaşlar teker teker gidince evladımla baş başa kaldım. Baş başa kaldığım o zamanda evladımı ne kadar sevsem de yeteri kadar sevemediğimi, ne kadar ilgi göstersem de yeteri kadar ilgilenemediğimi hissettim.

Evde onun odası, onun elbiseleri ve ondan geriye kalan hatıralar içimizdeki acıyı daha da artırıyor. Sofraya oturduğumuzda onun yerinin boş olması yediğimizden bir şey anlamamamıza sebep oluyor. Kendi ellerimle kabre indirdiğim evladımın sanki zile basıp geleceği gibi bir his var içimde. Bir bekleyiş ama boş bir bekleyiş…

Bir günlük hayatı oldu evladımın. Daha dün dünyaya gelmişti vefat ettiğinde on dokuz yaşındaydı. Ne çabuk büyüyor bu çocuklar! Bir güne on dokuz yıl nasıl sığmış böyle…

Her gün önünden geçtiğim, aşinalıktan dolayı çoğu zaman orada olduğunu unuttuğum, yeşilliğin ve sükûnetin hâkim olduğu kabristan artık ikinci adresimiz oldu. Her gün evladımın kabrinin başına gidiyoruz hatunla beraber ve saatlerce orada duruyoruz. Kabirdekiler bizi dinliyor biz de onları dinliyoruz; hâl lisanıyla. Meğer lisanın yetersiz kaldığı anlatılacak, kulakların yetersiz kaldığı duyulacak ne kadar çok hakikat varmış.

Evlat acısı yaşayan babanın bu sözlerinin üzerine “kabristanın kapısına yakın mezarları genç yaşta vefat edenlere ayırın” dedi meczup ve şöyle devam etti sözüne: “O mevtaları her gün ziyaret edecek bir anaları var”.

Evlat acısı yaşayan anaları görünce biliyorsunuz ama evlat acısı yaşayan babaları dinlemeden bilemiyorsunuz.

Şadan Sezgin
 

Düzenleme : 22 Mayıs 2020 01:27 Okunma : 3304