Leblebi Çorbası | Karamandan.com - | Karaman Haber

Leblebi Çorbası | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Temmuz 2018 Çarşamba
Leblebi Çorbası

Düşünmüyorum! O yüzden kafam çok rahat. 

Seçimden sonraki gün… 

Halkın nabzını tutmak için şehrin meydanında gezen bir muhabir. Önüne gelen herkese; yaş, cinsiyet gibi ayrımlar yapmadan konuşma hakkı veriyor. 

Kimileri; kolunu bir yere çizdiren çocuğun bu çizik izini annesine göstererek “bunu sil” demesi gibi saf. Kimileri; içinde olan güzel bir kelime yüzünden hiçbir manası olmayan cümleyi beğenen, ergenlik çağındaki genç gibi tuhaf. Kimileri ise; “büyüyünce ne olacaksın” sorusu ile muhatap olan beş yaşındaki çocuğun tercihleri gibi ihtilaf.

“Herkes bir şeyler söyledi, kimse bir şey demedi” dedi, muhabirle ilk muhatap olan. “Sevinin ve tadını çıkarın bu anın, belirli aralıklarla adam hesabına alındığınız için”  dedi, hiç hesaba alınmayan. “Seçimin hacmi değişti ama kilosu değişmedi” dedi, elinde soğan poşeti olan. “Liderler, partilerini geçti” dedi, sayıları yan yana dizen. “Seçim bitmiş, mesai başlamış, diyete girilmiş” dedi, kilolarıyla barışık olan. “Sana güveniyorum ama yanındakilere güvenmiyorum” dedi, farklı yerlere oy atan. “Biz kilit parti olduk” dedi, içinden çıkanlara karşı duran. “Memurlar, muhtarlara selam durmasın” dedi, çayına dört şeker atan. “Seçilmiş başkanlar, kanunla yerinden edilmesin” dedi, makamını kaptıran. “Yanındakileri düzelt” dedi, oy kullanmayan. “Ömrünün sonlarına doğru eski hatalarını düzeltme fırsatı” dedi, son şans veren. “Aday olman için oy veririm ama seçilmen için oy vermem” dedi, sloganlarla düşünen. “Teamül gereği meclis başkanımız, durumu ağır bir hasta oldu” dedi, cenazede güneş gözlüğü takan.

“7 Haziran gösterdi, 24 Haziran tasdikledi; partisinin ömrü liderinin biyolojik ömrü kadar” dedi, eskileri hatırlayan. “Fıstık fiyatları aşırı derecede pahalanınca, baklavalar patatesli olsun diyecekken o da aşırı derecede pahalandı” dedi, bir oturuşta bir kilo baklava yiyen. “Patatesin kilosu 0,95 TL’den 5 TL’ye çıkınca, canım patates kızartması çekmeye başladı” dedi, ağzına kızartma koymayan. “30 yaşından küçüklerin ve 70 yaşından büyüklerin oy kullanma hakkı olmasın; birinin geçmişi yetersiz, diğerinin ise geleceği kalmamış” dedi, mantıklı düşünmeye çalışan. “KPSS eski haline dönsün, mülakatlar kalksın” dedi, üniversiteyi yeni bitirmiş olan. “İmamlıktan, diğer kurumların müdürlüğüne zıplayış olmasın” dedi, trambolin fobisi olan.

“Keşke taşeron olarak işe girseydim” dedi, memurluk sınavından 88 puan alan. “Eğitim sistemi düzelsin” dedi, okula giderken; ayakları geri geri giden. “Yol yapımına önem verildiği kadar kültürümüze de önem verilsin, manevi değerlerimiz de korunsun” dedi, tarlasının ortasından çevre yolu geçen. “İşler, ehline verilsin” dedi, ehliyet sahibi olmayan. “Torpil yok olsun” dedi, meydanda dans ederek takla atan. “Liyakat hâkim olsun” dedi, dansta bacağını sıfır açan. “Heyecanlı başladı, hüzünlü bitti” dedi, desteklediği kazanamayan. “Ders çıkarmak lazım” dedi, puan düşüşü yaşayarak kazanan. “Çalışanın hakkı korunsun” dedi, öğle tatilinde iş bırakma eylemi yapan. “Koalisyonu bitirirken, ittifakı başlattık” dedi, referandumda tatilde olan. “Tarım gelişsin, et ucuzlasın” dedi, öğle yemeğinde suşi yiyen. “Onun ipiyle kuyuya inilmez, kuyudan çıkardığı su da içilmez” dedi, başta söylediğini sonda inkâr eden. “Devlette; lüks ve gösteriş olmasın” dedi, Kâbe’yle selfi çekinen. “Oy kullanma hakkını kıl payı kazandım” dedi, burcunun yengeç olduğunu söyleyen. “Ben buraların yabancısıyım” dedi, bacasız sanayinin mamulü olan. “Altı tanesi, beş lira” dedi, tezgâhı simitle dolu olan.

Aynı gün ise ekranlarda, siyasilerin o meşhur sözleri yankılanıyor. Kimisi “herkesi kucaklayacağım” diyor. Kimisi “mücadeleye demokratik yolla devam edeceğiz” diyor. Kimisi “tüm küskünlükler unutulsun” diyor. Kimisi “ötekileştirmeden, ayrıştırmadan işler yürüsün” diyor. Kimisi de “ülkemiz, milletimiz kazansın” diyor.

Seçim günü... 

Sabahın 7’sinde görevli olduğumuz sandığın başına vardık. Bizi köy muhtarı ve parti temsilcileri; onlardan önce ise kahvaltı için hazır edilen çayın dumanı ve yeni pişmiş ekmeğin kokusu karşıladı.  

Bu köy, gelin olmanın en rahat olduğu köylerden birisi. Köylülerin çoğu emekli olmuş. İnsanlar saat dokuzda güne başlıyorlar. Hayvancılık bitmiş, tarım ise tek tük yapılıyor; köyde kalan az sayıdaki genç tarafından. Kimi gençler ise milattan önceki devirlerde yaşayan ataları gibi avcı-toplayıcı hale gelmiş. Sokaklarda aylak aylak gezen tavuklar da yok, horoz sesine hasretsin orada da. Köyde ticaret de yok. Köye haftada bir gelen seyyar bakkaldan alışveriş yapıyor köylüler. Ayrıca köyde öğretmen de yok, çocuk sayısı da baya az. Bu yüzden köyde taşımalı eğitim var, yakın kasabaya. Köyün okulu ise atıl vaziyette. Köy, açık huzurevine dönmüş kısacası. 

Seçim sandığının kurulduğu, atıl vaziyetteki okula geldiğimizde bizi ilk; bahçede bulunan, ahşap merdivenleri kırılmış kaydırak ve zincirinin biri kopmuş salıncak karşıladı. Okul gibi onlar da yalnız kalmış, onlar da masum olmuş. Okul binasının korkuluk demirleri küflenmiş, lojman için çatıya monte edilen güneş enerjisinin miadı dolmuş, bayraksız kalan direk metal hurda halini almış. Gerginleştirilmiş bezden imal olan okulun isim levhası ise yırtılmış. 

Yangın söndürme aletlerinin bulunduğu köşe ise olduğu gibi duruyor. Oradaki aletlerin ahşap sapı kuruyup çatlamış, metal kısmı ise sapın ortasına kadar inmiş.  

Oyların kullanılacağı yere girdiğimizde, yani sınıfa; bizi ilk sınıfın sobasını yakmak için istiflenmiş meşe odunları karşıladı ve bir gram nem kalmamış onlarda. Hepsi yanmaya hazır, atılacak küçücük bir kıvılcımla. 

Sınıfın karşılıklı iki duvarında da asılı duran kara tahta mevcut. Herkesin kara tahta dediği ama aslında yeşil tahta ve yeşilliği kalmamış sarısı çıkmış. Sonra anladım; bir sınıfta iki şube eğitim görüyor. Demirbaş listesi, ders saat çizelgesi ve okuma fişleri duvardaki yerinde duruyor. Okul tahtasının gözü ise tebeşir ile dolu gibiydi. Merak edip yakından bakınca, önceki seçimlerden kalma mühür mumu olduğunu anladım. Tahtanın silgisi de keçesinden ayrılmış; yalnız ve çaresiz her ikisi de. Sınıfın kitaplığında sararmış hikâye kitapları, kenarlarını fare yemiş gibi bir adet de pinpon raketi var. 

Seçim evraklarını komisyon ile birlikte hazırlayıp sandığı mühürledikten sonra, köylüleri yani seçmenleri beklemeye başladık. Tabi saat 9’dan önce kimse gelmedi.  

Köy yerinde herkes birbirini tanıyor. Bu samimiyetten dolayı oy kullanmaya gelen muhakkak bir işaret fişeği atıyor ortaya. Amacı ne bilmiyorum, belki de parti temsilcilerinden birini kızdırmak istiyor. Kimisi tavandaki kıvrımlı tasarruf ampulünü gösteriyor, kimisi duvardaki Atatürk resmini gösteriyor, kimisi ise yüzüğündeki üç hilali…

Oy kullanmaya gelenler arasında; okuma-yazması olmayanlar var, oyu nasıl kullanacağını bilmeyenler var ve yay tertibatlı kaşeyi kullanamayanlar var. 

Okuma-yazması olmayan vatandaşlara eşlik eden başka bir vatandaş tarif ediyor bordo renkli oy kabininin içinde. Biz ise sesleri duyuyoruz. “Teyzeee; şunda cumhurbaşkanı, şunda da milletvekili seçeceksin. Mesela hangisini istiyorsan kaşeyi onun altındaki yuvarlak yere basacaksın. Şöyle tutacaksın kaşeyi, şöyle basacaksın. Sonra da ikisini bir zarfa koyacaksın. Üzerine getir, biraz yana çek taşmasın, tamam tamam şimdi bas, ha ha oldu, zarfa koy ve sandığa at.” Sonra imza atma aşaması. Tabi imza atmayı bilmeyenlere parti temsilcilerinin müthiş tarifi şöyle “teyze kalemi al eline, sağa sola karala, oldu bittiiiiii.”

Vakit öğleni gösterdiğinde; muhtar, hanımına hazırlattığı yemekleri getirdi oy kullanma yerine. Menüde; yufka, çorba, tavşan etli nohut, bulgur pilavı, akarsuda soğutulmuş ve soğuktan çatlamış karpuz mevcuttu. Lakin tavşan etli nohut yemeği harikaydı. Uzun zamandan beri böyle lezzetli nohut yememiştim. Evliliğimin ilk yıllarında leblebi çorbasına katlanan biri olarak; teyzemizin hazırladığı nohut yemeğinin kıymetini çok iyi anladım. 

Nedendir bilmiyorum! Lezzetli nohut yemeği ile açlığımı giderdikten sonra canım hep sigara ister. Hâlbuki sigara içmem, tadını da bilmem. Neden böyle bir his uyanır, ben de anlamış değilim. Saçma bir durum. 

Yemekten sonra dışarı hava almaya çıkınca, yanıma köyün çocuklarından Mustafa geldi. Selam verdikten sonra “abiii, atılan oylar var yaaa, ne zaman sayılacak” dedi. “Saat 5’te sayılacak abim, o vakit gel, izle” deyince, sevinerek evine doğru gitti. 

Saat 16.50’yi gösterdiğinde Mustafa kapıdan bize bakıyordu. Zaten geç kalacak olsaydı Mustafa’yı bekleyecektik. 

Bu arada seçim kurulu; oyların geçerlilik durumu ile ilgili kılavuzda örnekler hazırlamış ve orada büyük bir olasılık hatası yapmış. Köydeki seçmenler tarafından kılavuzda örneği hazırlanmamış şekilde oy kullanan bir muzip çıkmadı iyi ki. Yoksa sayım krizi bizi bekliyordu.

Bahsettiğim olasılık hatası ise şuydu: A ittifakının içinde yer alan a ve b adlı iki partinin tam ortasına kaşe basılınca oy A ittifakına sayılıyor. Lakin B ittifakının içinde yer alan f, g ve h partisinin olduğu alanda yalnız f ile g ya da yalnız g ile h arasına kaşe basılınca oy kime sayılacak. Seçim kurulu bu konu ile ilgili kılavuzda örnek hazırlamamış. 

Bir seçim macerası daha böyle biterken, sonuçları ertesi gün öğrenebildim. Zira eve gelince yorgunluktan uyuyakalmışım.

Ertesi gün; cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda sonuçlandığını görünce pişman oldum, o lezzetli nohut yemeğinden bir tabak daha yemediğime.


 

Düzenleme : 09 Temmuz 2018 12:21 Okunma : 1373