Eve Dönen Hacılar | Karamandan.com - | Karaman Haber

Eve Dönen Hacılar | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Ekim 2019 Pazartesi
Eve Dönen Hacılar

On yedi yaşındayken evlenmiş annem… 

İlk çocuğunu on sekiz yaşında kucağına aldıktan bir buçuk ay sonra da babamı askere göndermiş. Askerde geçen iki senelik vatan görevi boyunca babamın baba ocağında kalmış annem; dedem ve ninemle birlikte. Daha sonra teskere alıp evine dönünce babam, yuvalarını arka sokakta bulunan kiraladıkları bir eve taşımışlar. 

Maddi yönden zorluk içinde geçen bu yuvada toplam dört çocuk büyüttü annem; ikisi oğlan ikisi kız…

Her çocuğunun üzerine ilgiyle eğilen annem hepimizi ilgiyle büyüttü ve kanatlandırıp yuvadan uçurdu; kızlarını gelin ederek, oğlanlarının ise başını bağlayarak…

Bizleri yuvadan uçuran annemizin gözü ise hâlâ üzerimizdeydi. Evimizde bir sıkıntı yaşadığımızda, maddi bir zorlukla karşılaştığımızda, hastalık olduğunda, torunu doğduğunda hep yanı başımızdaydı annem. Zaten anneler için çok önemli ve çok hassas bir dönemdir bebeklerinin ilk kırk yılı…

Evdeki bütün evlatlarının yuva kurmasını sağladıktan sonra annem de ihtiyarladı babamla birlikte. Ömrünün çoğunun gidip azının kaldığını anlayan annemle babam hacca gitmeye niyetlendi yıllar önce. Hacca gitmek için maddi ve manevi yönden kendilerini hazır etmelerine rağmen kuradan isimleri bir türlü çıkmıyordu. Her sene kuralar çekilip sonucun olumsuz çıktığını görünce ‘nasip değilmiş’ der ve hüznünü belli etmemeye çalışırdı annem. 

Altı senelik bekleyişinden sonra nihayet çıktı bizimkilere hac kurasından olumlu sonuç. Sonucun olumlu çıktığını görünce annem bu sefer de şöyle dedi: “İnşallah nasip olur”.

Kuraların belli olmasından sonra hac ibadetini yapabilmek için gerekli hazırlıklar yapıldı, pasaport gibi resmi işlemler takip edildi, orada harcamak için riyal biriminde para temin edildi, turizm şirketi ayarlanıp uçak biletleri hazır edildi. 

Hava yolu ile hacca gitmek karayoluyla gitmeye benzemediği için hacılar ihrama uçağa binmeden giriyorlar. Bundan dolayı da annemle babam beyazlara bürünmüş ihramla, beyazlara bürünmüş diğer hacılar ile birlikte uçaklarına doğru gittiler bizlerle helalleşip, vedalaştıktan sonra. 

Kutsal topraklara ayak basan hacılarımız cep telefonu marifetiyle bizi aradı ve şöyle dediler: “Evlatlarım biz sağ salim indik, sağlığımız yerinde, görüşme imkânı bulamazsak kurban bayramımız şimdiden hayırlı olsun”.

Bizleri her gün arayan hacılarımız kurban bayramının ilk günü tekrar aradı. Bu arayışta ise sadece babamla konuştuk. Baba ise bayramımızı tebrik ettikten sonra sözüne şöyle devam etti: “Evlatlarım! Ben kurban kesim alanındayım. Anneniz otelde kaldı. Otele varınca sizi tekrar ararım ama telefonumda sorun var. Eğer arayamazsam ve siz de ulaşamazsanız bizi merak etmeyin”.

Tabi biz o gün tekrar görüşmeyi bekledik ama ne hacılar bizi arıyor ne de biz onlara ulaşabiliyorduk. Babamın dediği gibi “telefonunun bozulmuş olduğunu” düşündük. O anda da kendimi suçlamıştım, hacılara yeni bir telefon almadığım için.

Kurban bayramının ilk günü babam bizi aradıktan sonra içimde tuhaf hisler oluşmuştu. Namazlardan sonra getirdiğimiz teşrik tekbirleri kulağımda daha farklı bir şekilde yankılanıyordu, geceleri uyurken değişik rüyalar görüyordum, sebepsiz yere ağlamak istiyordum ve yaz mevsiminde içim üşüyordu. 

Hacılarımız ile bayramın ilk günü telefonla görüşmemiz sadece babamla olup arızalanan telefon yüzünden bir daha görüşemeyince biz de dört gözle dönüşlerini bekledik. Dönüş yoluna çıkacağı gün babam bizleri tekrar aradı ve bugün uçağa bineceklerini söyledi. Hava alanında görüşeceğimizi söyleyip, istediğimiz bir şey olup olmadığını sorduktan sonra telefonu kapattı. 

Bizler o heyecanla “hacı indirme yemeği” için hazırlıklarımıza başladık abimin evinde. İlk defa bayram sofrasına annemsiz ve babamsız oturmuş olmanın vermiş olduğu hüznü hacı indirme sofrasında telafi etmek istiyorduk. Bundan dolayı da özel bir menü hazırladık hacılara. Hanımım, ablalarım ve gelinimizle birlikte; yoğun kıvamlı yoğurt çorbası, içindeki kuşbaşının yarısı et yarısı yağ olan ekşili bamya, etli yaprak sarması, üzerine çörek otu serpilmiş koyun yoğurdu, su böreği, buz gibi ayran, mis gibi limon kokan sulanmış zeytinyağlı domates salatası ve sütlü tel kadayıf tatlısı hazır edilmişti. 

Ben, abim, damatlar ve torunlarla birlikte araçlarımıza binip havaalanına gittik. Heyecanlı bekleyiş sürerken beklediğimiz uçak indi havaalanına. Hacılar gittikleri gibi yine beyaz renkli elbiseler içinde geldiler memlekete. Herkes aynı elbiseyi giyince uzaktan bizim hacıları seçemiyorduk bir türlü. Gözleri keskin olan yeğenlerimden birisi babamı uzaktan görmüş: “Dedemi gördüm! Geliyor” dedi. Bizim merakla bekleyişimiz sürerken dört beş dakika sonra babam elinde küçük bir valizle çıktı geldi. Tabi biz annemi göremeyince arkalara baktık. Hiç ağladığını görmediğim babamın bizim o halimizi görünce gözlerinden yaşlar boşalıverdi. “Evlatlarım! Anneniz bayramın ilk günü vefat etti” deyiverdi. 

Biz babamın dediklerini duyuyorduk ama anlayamıyorduk. Anlamak için duyu organlarının sağlam olması yetmiyor algının da açık olması gerekiyormuş.  

Kısa bir şoktan sonra olayı anladık ama eve nasıl geldiğimizi anlayamadık. Eve vardığımızda ise büyük ablam bizi pencereden görünce olayı anlamış ama belli etmemiş. O da babamın söylemesini beklemiş. İki dakika sonra evin kapısını çalıp annemi göremeyince evdekiler, bizim de o halimizi görünce onlar da açıklamayı beklemeden konuyu anladılar. 

Hac dönüşü hacılarımız için hazırlanan hacı indirme yemeği bizim için cenaze yemeği oldu. 

“Annesi ölen herkesin içi üşür” dedi, Perihan MAĞDEN ve şöyle devam etti: “Boşuna titreme!”

Bayramlarda bile ziyaret etme imkânım olmayan annemin kabrine uzak kalmak acılarımızı artırsa da içimizde ferah kalan bir yan da yok değil.

“Mesafeler ki, acıları da büyütmek, genişletmek, uzatmak, dallandırmak, budaklandırmak hünerine maliktir” dedi, Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK.

Her kura sonucunda kendisine hac kurasının çıkmadığı görüp hüzünlü şekilde “nasip değilmiş” diyen annem; son kurada haccın çıktığını görünce de mahzun şekilde: “İnşallah nasip olur” demişti. 

Bazı laflar laf olsun diye söylenmiyor, bazı laflar da laf olsun diye söyletilmiyor.

Not: Bu olaydan birkaç gün sonra merhumenin oğlu olan tanıdığım whatsapp durumundan bir cenaze resmi paylaşmış. Lakin ne cenaze mekânı bizim mimariye benziyor, ne tabuta omuz verenler bizim insanlarımıza benziyor. Ben de bu durumdan şüphelenip aradığımda şöyle dedi tanıdığım: “Şadanımmm… Çok zormuş Şadanım. Annemle babamı kutsal topraklara gönderdik ama annemi orada kaybettik. Babam da bize haber etmedi üzülmeyelim diye. Biz de hacıları dönüş yolunda beklerken havaalanında aldık haberi. Nasip böyleymiş”.

Kutsal topraklara ibadet için gidip ecelle orada buluşan rahmetli; üzerimizde emekleri olan, bizlere sabrı, taktiği, merhameti, disiplini, liyakati, nasıl ve ne zaman hareket etmemiz gerektiğini, enerjimizi en ideal şekilde nasıl kullanacağımızı öğreten Selçuklu Belediyesi spor salonunun boks antrenörü Muharrem MERMER hocamın annesidir. Allah rahmet eylesin. Ruhuna Fatiha…

Şadan Sezgin

Okunma : 1389