Doğrudan Yanlış | Karamandan.com - | Karaman Haber

Doğrudan Yanlış | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Ekim 2019 Cuma
Doğrudan Yanlış

Doğrunun ortadan kaybolduğu, yanlışların çoğaldığı, herkesin birbirinin yanlışını gördüğü, yanlışları düzeltelim derken daha çok yanlışın yapıldığı ve yanlışlara doğru emin adımlarla gidilen tuhaf bir dönemin içindeyiz. Yanlışa doğrudan giderken, doğrudan yanlış yapıyoruz. Yanlış yapmadığımız tek husus yanlışları göstermeye çalışmaktır! Neredeyse doğru yaptığımız hiçbir şey yok.

“Herkesi yanlışla etiketlemek kendini temize çıkarmanın kestirme yoludur” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

Bir tarafta dini hizmet amacıyla temel hakikatleri anlatmak yerine insanları papağanlaştırmış, hafızasını yanlış veya gereksiz bilgilerle doldurmuş, zamanın dolu şekilde geçmesine engel olmuş ve doğruyu bulmaması için önünde dev gibi engeller kurmuş olanlar. Temel akaidden bihaber, şirkin ne olduğunu bilmeyen, tevhid düşüncesini özümsememiş, namaz konusunda ciddiyeti yakalayamamış ama on çeşit ve farklı uzunluklarda arapça lisanla sofra duası ezberletmeyi en büyük görev bilmiş insanlar…

Diğer tarafta aklını ve mantığını saşmaz ölçü kabul edip bu hislerin kabul ettiği yolun en sağlam kaynak olduğuna inanıp kendi hevasını ulûhiyet seviyesine çıkaranlar. Aklın ölçüsü sınırlıyken, mantık günden güne değişmesiyle mantıksız hali ortadayken; böyle yanlış rehberlerle kendimizle çelişme ihtimalimiz her zaman var olmaktadır.

“Sınırlı akıl mutlak hakikati kavrayamaz” dedi, Üstad Ömer SEVİNÇGÜL.

Bir tarafta İslam’ı yaşamak için birinci dereceden ihtiyaç olan bilgiler öğretilmez, ameller yapılmazken; ritüel seviyesindeki bilgileri, sanatsal görünümlü ve gösteriş imkânı bol olan amelleri icra etmek had safhaya çıkmıştır. 

Diğer tarafta ise eleştirdiği kesimin dünya hayatıyla ilgili olmayan, ölümden sonraki hayat ile ilgili yorum, düşünce ve amellerini eleştirmesi ile bu insanlar da hedefi ıskalıyor. Kör nişancıların olduğu ortamda ise bol bol mermi ziyan oluyor. Ziyan olan mermilere üzülmüyoruz da, kör nişancıların kurbanı olan insanlar bizleri derinden yaralıyor.  

Olan biteni konuşalım ama devam edeni de konuşalım.

İslam dünyası bin sene evvel Moğol istilası ile yerle bir oldu. Beş yüz sene evvel ise Atlas Okyanusu kıyısındaki İber yarımadasına kurulan İslam devleti Katolik ordularca yok edildi. Yüz sene evvel ise Anadolu merkezli İslam’ın son kalesi Avrupalılar tarafından yıkıldı. Sadece kalelerimiz yıkılmadı! Kültürümüz, tarihimiz, akaidimiz, ahlakımız, dilimiz, örfümüz de yıkıldı.  

Bütün hücrelerimize kadar istilaya uğrayan bu milletin hafızası da istilaya uğradı. Derin bir hafıza kaybı içindeyiz. Gerek dini yönden, gerek ilmi yönden, gerek ahlaki yönden, gerekse de milli yönden orta yolu bulamayıp hep uçlarda gezdik. İyi niyetlerimizi ortaya koymak için yanlışların içine de bol bol düştük. Yanlışlarını fark edenler kendilerini düzeltirken fark edemeyenler ise o şekilde ölüp gitti. 

Dini konuda insanlarımızın yanlışlarını konu edinen ilahiyat kökenli insanlar şu sıralar büyük bir azmin içinde; yanlışları düzeltmek için…

Lakin bu tür insanlar Kuran-ı Kerim canlılara geldi, ölülere değil derken; insanlarımızın cenaze merasimlerindeki yaptığı hatalardan başka bir şeye değinmiyorlar. “Mevtayı mezara indirip üzerine toprak attıktan sonra yapılan telkin yok, kopyacılık yapıyorsunuz” diyorlar. “Kuran-ı Kerim dirilere inmiştir! Sekâret hastanın başında ‘Yasin’ suresini okumak acısız ölüme sebep olurmuş. O zaman bu surenin ismini ‘ötenazi’ suresi yapalım” diyorlar.

Kutsal kitabımızın dirilere geldiğini söyleyenler ise hep ölüler üzerinden yanlışları dile getiriyorlar. Bu insanların haklarını yemeyelim! Diriler üzerinde de bazı yorumları var. Bir örnek; zekât üzerine olsun. Malumunuz bineklere zekât düşmeyeceği ilmihal kitaplarında yazıyor. Tabi malum ilahiyatçılar şunu diyorlar: “Sen 1,5 milyonluk süper lüks otomobile bin, sonra da zekât yok de! Olur mu böyle şey”. İslam’ın hocası, İmam-ı Gazali Hazretlerinin tabiriyle ahiret âlimi şunu demeliydi: “Yahu Müslüman! Bu kadar lüks ve şatafat içinde ne işin var. Firavun olmak mı istersin Musa mı? Yüz elli-iki yüz bin liralık otomobil neyine yetmiyor”.

İtikat, tevhid, namaz, cihat, sadaka gibi güzel hasletler başta olmak üzere Müslamanca yaşamak için azim içinde olmayanlar ancak ve ancak cenaze merasimlerini eleştirirler. Ölüler için gelmediğini söyledikleri kitapta ölüler üzerine prim yapmaya çalışırlar, canlılara ise pek hizmetleri dokunmaz. 

“Hizmet yerine hezimet üreten birtakım şifahi kültürlü yarı cahiller” dedi, Üstad Mehmet Şevket EYGİ.

Gaza gelmeyin! Gaz uçucudur…

 “Asıl önemli olan konu şudur: İslamiyet bir iken, neden Müslümanlar çeşit çeşit?” dedi, Hekimoğlu İsmail. 

Allah rahmet etsin!

İlkokul talebesiyken yazı yazdığı gazeteye de abone olan dedemin tavsiyesi ile tanıyıp, o günden beri günlük yazdığı yazıları okumaya çalıştığım Üstad Mehmet Şevket EYGİ vefat etmiştir.

Gelişmemiz üzerinde büyük katkıları olan, kendisinden devamlı iktibas yaptığım üstadlardan birinin ilminden daha mahrum kaldık.

Artık kalemimiz bir tarafıyla daha öksüz kaldı…

Şu sıralar da bize gözyaşı düşüyor!

Allah rahmet etsin, ümmetin başı sağolsun…

Şadan Sezgin

Okunma : 874