Karamandan.com

Karamandan.com

11 Ağustos 2020 Salı
Dermanın Derdi
Ortaçağ Avrupa’sında bilim, din taassubuna kurban edilmişti.
Kategori : Köşe Yazıları
26 Haziran 2020 09:38
 
Dermanın Derdi

Ortaçağ Avrupa’sında bilim, din taassubuna kurban edilmişti. Zamanımızda da din başta olmak üzere insan onuru, hakkaniyet ve merhamet; bilim taassubuna kurban ediliyor.

Halkın sırtından geçinen, tarım arazilerini gören hâkim bir tepeye mekânını kuran, insanları devletin siyaseti doğrultusunda ilahi tehditlerle korkutan din adamlarının yerini; yazın serin, kışın sıcak makam odalarına kurulan, halkın içinde olduğu kargaşadan kendini güvene alan, belirli bir dönem için ekranların tanınmış yüzü olan, açıklamaları küresel ve ulusal siyasetin hamleleriyle hiç çelişmeyen ve adının önünde arkasında, apartman dairesindeki zilinin üstünde bir sürü unvan olan, muhtemelen mezar taşına da o unvanları yazılacak kişiler aldı. 

Belli bir itibar altında, verilen bir değer karşılığında, gösterilen bir alâka üzerine bu kişilerin yaptığı her açıklama, insanlarımızı korkutmaktan öte kaygılandırmaktadır. Zerreden daha küçük boyutta olduğundan görünemeyen bir tehdide karşı bedenleri ayan beyan ortada olan insanlar; görünmemek adına hapsedildi, yakalanmamak adına yalnızlaştırıldı, tedbirli olmak adına vesvese çukurlarına yuvarlandı! Yalnızlaştığından dolayı insanlar, sadece birbirlerine yabancılaşmadılar! Sokağına, mahallesine, şehrine, dünyasına hatta kendisine de yabancılaştırıldılar.     

“Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki artık herkes ötekinden şüphelenmeye, uzaklaşmaya başladı ve öyle bir dünyada yaşıyoruz ki herkes giderek kimsesizleşti. Dostlarımızla bile görüşemez olduk. Bu bana, tıpkı bir mültecinin ülke değiştirdiğinde yersiz yurtsuz hale geldiğinde yaşadığı tedirginliği düşündürüyor. Hepimiz bir anlamda dünyada mülteciler haline geldik” dedi, Kemal SAYAR.

“Nasıl oldun?” dedi, soru işareti vasıtasıyla ağız arayan. “Öksürüğüm var ama ateşim yok” dedi, ağzını açıp gösteren. 

Bedenlerimize ulaşamayan virüs zihinlerimize ulaşınca, topluma panik hali hâkim oluyor. Kaygıdan da beslenen bu hal, insanları düşündürtmeden hareket ettirdiğinden ortaya kargaşa çıkmakla kalmıyor amaçsız debelenmelerden dolayı da bedenler bitap düşüyor. Kovalayan görülmediğinden devamlı kaçış halinde olan insanlar ne yöne koşması gerektiğini bilemediğinden belki de kaçtığı şeyin üzerine doğru gidiyor. 

“Bir vebalı olmak çok yorucudur. Vebalı olmamayı istemekse daha yorucudur. İşte bu nedenle herkes yorgun gibi duruyor, çünkü bugün herkes biraz vebalı” dedi, Albert CAMUS.

Evlere hapsedilen insanların bedenlerinin sağlığını korumak adına gerçeklerden ve toplumsal hayattan soyutladıkça, ruhlarını hastalandırıyoruz. Bu çağın en büyük dertlerinden olan psikolojik sorunların çığ gibi büyümesine sebep oluyoruz. Bir şeyi korurken birçok şeyleri de savunmasız hale getiriyoruz.  

“Anna FREUD’un İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaptığı araştırma açık bir şekilde göstermiştir ki savaş esnasında Londra’da ailesiyle kalıp ağır bombardıman altında dönemi geçiren çocuklar, güvenlikleri için ailelerinin uzaklara gönderdikleri ve bombalama ya da sıcak savaş tecrübe etmeden savaş dönemini geçiren çocuklardan daha az psikolojik zarar görmüşlerdir” dedi, Mehmet DİNÇ.

“Sokağa çıkmanın yasak olduğu zamanlarda sağlık çalışanları ve gazetecilerin yararlandığı muafiyetinden arkeologlar da yararlanmalıydı” dedi, boş sokakları balkonundan seyreden ve şöyle devam etti sözüne: “Çünkü terkedilmiş ölü bir şehri andıran modern yerleşim yerlerinde insanlığın izini aramak için bulunmaz bir fırsattı”. 

Teknolojinin, genetik ilminin had safhaya çıktığı bu zaman diliminde eğer âlemin kıyameti kopmazsa, bu zaman insanının kıyameti kopacak! İlahi kitaplardaki kıssalardan, antik şehirlerden, gün yüzüne çıkan tarihi mezarlardan ibret aldığımız gibi biz de asırlar sonrasına ulaşan plastik eşyalarımızla, pet şişelerimizle ve ürettiğimiz genetiği değiştirilmiş mısır taneleriyle ibret olacağız!

“Belki yüzyıllar sonra, gezegenin bir köşesinde ateş yakmaya çalışan bir topluluk aralarında şöyle diyecek: Bir zaman önce buralarda büyük bir insan medeniyeti yaşamış ama dizginlenemeyen kibirleri yüzünden telef olmuş, yitip gitmişler…” dedi, Kemal SAYAR.

Ortaçağ taassubcuların mezarları defineciler tarafından soyulurken, bu çağın taassupcuları yaş haddinden emekli olduktan sonra telefon dolandırıcıları tarafından soyuluyorlar. Bu da gelecek zamanlarda definecilik merakını yok edecek olan teknolojinin bir faydası! Ortada bir medeniyet kalırsa… 

“Her derdin bir dermanı olsa da” dedi, meczup ve şöyle devam etti sözüne: “Bazı dermanların hiç derdi olmuyor”.

Şadan Sezgin

Okunma : 632
EKSPERTİZ
guney sigorta
karaman


Gündem haberleri
Feci Kaza! Baba Yaralı, Oğlu Hayatını Kaybetti
08 Ağustos 2020 Okunma: 18196 Asayiş
Karaman'da tartıştığı kız kardeşini silahla yaraladı
07 Ağustos 2020 Okunma: 10199 Asayiş
Müjdeli Corona haberi geldi
10 Ağustos 2020 Okunma: 8890 Sağlık
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın