Babalar Günü | Karamandan.com - | Karaman Haber

Babalar Günü | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Temmuz 2018 Çarşamba
Babalar Günü

“Öpmeee! Uyanırsa üzerine salarım” dedi, annesi. “Enik mi benim oğlum, üzerime salacaksın” dedi, babası.

“Çok sahtekârsınız… Babalar gününü; takvimin rakamsal olarak bir gününe sabitlemek yerine şu ayın bu pazarı demekle” dedi; kendi kendine isyan edip, kafasını rakamlara takan.

İki ay önce muhabbet etmiştik seninle; ölüm üzerine. Sen de: “Babamın ölümüne hiç hazır değilim. Ansızın bir haber gelirse ne yaparım, hiç bilmiyorum” demiştin. Sanki içine doğmuşçasına geldi bu haber sana; hem de babalar gününde.

“Babalar gününde uzun yolu kat edip, sürpriz yapma planı yaparken; o bana sürpriz yaptı” dedi, titrekleşmiş ses tonuyla.

“İlk başlarda bir şey hissetmiyorsun. Sonra az bir şey hissedecek gibi oluyorsun. Sonra defin hazırlıkları ile uğraşırken acaba gerçek değil mi ki diye kendine umut vermeye çalışırken; hakikat dev dalgalar halinde peş peşe vurmaya başlıyor ve seni oracıkta yıkıp atıyor. Bakmayın ayakta durduğuma. Şu an yıkılmış, darma duman olmuş bir haldeyim. Ben hiç böyle darma duman olmamıştım. Ne yaman bir darma duman oluşmuş bu. Hem gözlerinize hem de gördüklerinize fazla inanmayın. Ayaktayım; ama aslında yıkılmış bir viraneyim şu an” dedi, yanağından süzülen gözyaşlarıyla. 

“Bu hakikat öyle yıkıcı bir hakikat ki; kibir kalelerinin, gurur burçları üzerindeki adi bir bez kadar bile kıymeti olmayan böbürlü bayrakları, benlik iddiasındaki sancakları ayağının altına alan bir hakikat” dedi, teslim olmuş haliyle.

“Hiçbir şeyi yoktu; sapa sağlamdı babam. Dün; pazar alışverişini yapmış, çok sevdiği yeşil fasulyeden de bir kilo alıp kendi elleriyle pişirmişti. Ama yemek nasip olmadı. Halam da ölünün artığı yenmez diye dökmüş o taze fasulye yemeğini. Niye döktü ki; ben yiyecektim babamın yaptığı son yemeği” dedi, bükülmüş boynuyla. 

“Bir haftadır karın ağrısı ve soğuk soğuk terlemesi varmış. Tahminim o ki ölümüne vesile olan kalp krizi ilk sinyallerini o zaman vermeye başlamış. Son gün dayanamayıp çağırdığı ambulansa kendi binen babam, sedye üzerinde ambulanstan inerken sayılı olan nefesinin, son soluğunu vermiş oracıkta” dedi, uzunca kapattığı gözleriyle. 

“Küçükken annemle beraber beni yıkayan babamı, bu sefer ben imamla beraber yıkadım buz gibi gasilhanede. -Oysa babam beni hiç soğuk banyoda yıkamamıştı.- O an artık emin oluyorsun öldüğüne. Su ve gözyaşlarımla gusledilen babama son sözlerimi söyleyip, helallik istedim. Sonra da bedeninin üşümemesi için kefenini ısıtmak istedim; küçükken banyodan sonra babamın elbiselerimi ısıttığı gibi. Ama onu bile yapamadım” dedi, hıçkırıklı ses tonuyla.

Ölüden, ölümden ve ölünün yakınından bu hakikatleri öğreniyor ve gözlemliyorsun. 

Herkesin bir zaman öğreneceği gibi!

Herkesin bir zaman gözlemleneceği gibi!

Tabi bir de ziyarete gelenler var. Bu ziyaretler rutin bir amel olup; daha önce en az kırk defa izlenip, her sahnesini ezberlediğin bir film gibidir. Bunlardan da bir şeyler öğreniyor ve bir şeyler gözlemliyorsun.

Mesela;

Kimileri ölünün başına çelenk adı verilen bir şey bırakıyor. Bu çelenge arkadan baktığında karton ve strafordan imal, yazısız bir levha gibi; önden baktığında ise bir çiçek demeti sanki. 

Akrabalardan çok; arkadaşların ve komşuların daha yakın olduğu ve daha çok teselli verdiği bir durum var gibi sanki. 

Ölünün ziyaretine gelip, mevtaya son görevini yapmak amacı yokmuş da; bağırsaklarına pislik gönderdiği midesini doldurmaya geliyorlarmış gibi sanki. 

Hakikati görüp ders almak istemiyor da; yeni modeli çıkmış otomobillerin özelliklerini birbirlerine anlatmak için toplanmışlar gibi sanki. 

Ziyaretçilerden biri, taziye çadırında: “Daha dün vardı amcamız, şimdi yok” dedi. 

“YOK YOK derken her şeyin var olduğu belirtilirken, VAR VAR derken neden her şeyin yok olduğu belirtilemiyor. Belki de yok olan bir şey yok” dedi, mahallenin meczubu. 

“Doğru söylüyorsun; bir de NE VAR NE YOK diye bir şey var ama onun konumuzla bir alâkası yok” dedi, mahallenin muzibi.

Ölü evinde yapılan muziplik üzerine haykırıldı, “koç” gibi şairin dörtlüğü; tüm zamanlara hitap edercesine, âlemşümul bir hakikati söylercesine…

Gelenler gidiyor, gidenler hiç gelmiyor,
Belki de gidenler, gittiği yeri bilmiyor.
Gelenlerin anası, babası gülüyor amma,
Gidenlerin evlatları hiçbir zaman gülmüyor.

Haykırılan bu dörtlüğün ardından aksakallı ihtiyarda sözünü söyleyip taziye yerinden ayrıldı, herkesin bir süre sonra ayrılacağı gibi…

“Kaç sene yaşarsan yaşa, dünya hayatı üç gündür; dün, bugün ve yarın. Bir fani için üç günlük dünya hayatının ikinci gününü bitirmek üzere olduğunu fark etmesi ne büyük bir talihtir.”

 

Şadan Sezgin

 

Okunma : 1821