Arefe’den Bayram’a | Karamandan.com - | Karaman Haber

Arefe’den Bayram’a | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Temmuz 2018 Çarşamba
Arefe’den Bayram’a

Mübarek Ramazan ayının son günü ya da nam-ı diğer Arefe günü. Güneş; yaydığı ışığın son halkalarını yeryüzüne gönderirken kimilerine hüzün hâkim, kimilerine mutluluk hâkim; kimilerine de sıradan bir batan güneş.

Müezzinin eli kulağında… 

Son akşam ezanı ha okundu, ha okunacak. Kimilerine göre çok sevdiği misafirini uğurlamanın üzüntüsü, kimilerine göre istediği kadar yeme, içme müsaadesi; kulaklarda çınlayan Allah-u Ekber, Allah-u Ekber nidası ile başlayan ezan sesi.

Bu mübarek ay, son on gününden birinde Kadir gecesi gibi rakamsal anlamda katsayısı bin olan bir günü ve ardından üç günlük bir bayramı hediye etse de hüzünlendiriyor gidişi; inananların gönlünde bir köşe ayırdığı bu misafirin batan güneşle birlikte uğurlanışı. 

Ramazan Bayramının ilk günü ya da gönüllerde yer eden misafirsiz ilk gün. Bu ilk gün sabahın erken saatinde kalkıp gittiğimiz camide ne alaka diyeceğin şekilde öncelikle simitçi karşılıyor sizi. Sonra bir alâkasız uyarı yazısı, caminin kapısında: “Lütfen kapıyı ve cep telefonunuzu kapatınız! Camimiz klimalıdır.”

Camiye girdikten sonra sizi yoğun bir şekilde simit kokusu karşılıyor ve güzel nidalara eşlik eden iğrenç sesler. Öncelikle polis anonsu gibi iğrenç bir ses “cemaat lütfen ön safları dolduralım.” Sonra açık unutulan cep telefonların sesi ve ondan daha iğrenci saat başı çalan “dıt dıt” diye dijital kol saatinin uyarı sesi. Ama hoş görüyorsun bu iğrenç sesleri. Özelliklere de o iğrenç anonsu. Çünkü diğer vakitler hasret kalıyoruz o iğrenç anonsa ve diğer seslere. 

Bu arada hafızam baya güçlenmiş ve bende de baya bir ilerleme olmuş. Çünkü Kurban Bayramından bu yana yaklaşık on ay geçmiş ve bayram namazının nasıl kılındığını unutmamışım. Zaten ben unuttum mu tamamıyla unuturum, unutmadım mı da tamamıyla unutmam. 

Namazdan sonra camiden dışarı taşan yoğun bir kalabalık oluşuyor. Camiye teker teker giren bu cemaat sanki içeride yangın çıkmışçasına topluca çıkış kapısına doğru yöneliyor. Bu yoğun trafikte yan yoldan çıkmaktan bile daha zor, ayakkabını raflardan almak. Ayrıca o ayakkabılar cemaatteki diğer insanların üzerini batırmaması için havada tutulacak. Başka dine inanan insanlar havaya bayrak gibi kaldırılan ayakkabılar ile o halimizi görse ayakkabılara taptığımızı sanacak. 

Bu yoğun trafikte caminin yardım toplama görevlisine 100 lira verip 95 lira para üstünü bekleyen amcamızın sıkıştırdığı trafikte çok sinir bozucu. Ayrıca o yardımseverin, cami görevlisinden aldığı para üstünü cebinden çıkardığı diğer bozuk paraların arasına koyduğunu görünce anlıyorsun, çocuklara harçlık vermek için tüm 100 lirayı 5 lira karşısında bozdurduğunu ya da kırdırdığını. 

Sizden önce yazdıklarımı okuyan hatunum dedi: “Eeeee gelirken niye simit getirmedin.” Bende “Herkes camiye girerken simit aldığı için; çıkışta simit kalmamış. Camide ondan dolayı simit kokuyordu ya” dedim ve gülüştük; muhabbetimizi güçlendirircesine. 

Rutin hale gelmiş ve samimiyeti kalmamış bayram ziyaretini gerçekleştirirken maddi anlamda nasıl ilerlediğimizi manevi anlamda ise nasıl gerilediğimizi anladım. 

Eskiden misafire ikram edilecek baklavalar yokmuş. Birçok evde şeker de bulunmazmış. Şeker ve çikolata olan evler de zengin evleriymiş. Hacı Veli’lerin evi ikramın en güzel olduğu evmiş. Deli Musa’lar da ise bunlar yokmuş. O garibimde gelenlere kuru üzüm ya da kavurga ikram edermiş. 

Eskiden cep telefonu da yokmuş. Gelen misafirler ev sahibini evde bulamadığında yanında bulundurduğu kâğıt kalem vasıtası ile geldiğini yazıp kapıya yapıştırırmış. Esnaf olanlar ise yanına aldığı bir tomar kartviziti kapının kenarına iliştirirmiş. Bu imkânlara sahip olmayanlar ise kapının önünde duran ayakkabı veya terliği kapının kulpuna asarmış. Benim ise en büyük zevkim kapıya asılan o ayakkabı ve terlikleri tekrar yerine düzenli şekilde koymaktı. 

Daha önce başka bir ortamda belirtmiştim: “Benimde mensubu olduğum bu aziz milletin kafası o kadar kırıktır ki; Ramazan iftarını bile top atışı ile yaparlar” diye. Bayram günü anladım ki bu aziz milletin evlatlarının da kafası kırıkmış. Zira bayramı; evlatlarımızda torpil, füze, mantar tabancası gibi çeşitli patlayıcı maddeler ile karşıladılar. Demek ki bizde kafa kırıklığı, genetik bir durum. 

Belki de budur bizi diğerlerinden ayıran,

Belki de budur bize ölümlere koşturan.

Hasıl-ı kelam bir ay boyunca ticari tatilde olan simitçilerimiz başta olmak üzere herkesin geçmiş bayramı mübarek ola…
 

Şadan Sezgin

Düzenleme : 25 Haziran 2018 14:10 Okunma : 1688