Altıgende Veli | Karamandan.com - Karaman Haber

Altıgende Veli | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Nisan 2020 Perşembe
Altıgende Veli

Veli… Diğer adı aile… Daha geniş adı da geleceğin temeli…
 
Eğitimin mühim yanı hoca iken ehem yanı ailedir. Toplumumuzun; kültürel tahrifata karşı direndiği ve millet kalesinden elimizde kalan son burç olan aile müessesi şiddetli şekilde sallanıyor. Toplumun temeli olan ailenin sallanmasıyla birlikte bayrağımızın bağlı olduğu direk de onunla beraber sallanıyor. Bizler direkle birlikte eş güdüm içinde sallanan bayrağımızın dalgalandığını zannederek gaflete doğru güven hissi içinde aldanarak gidiyoruz. 

El sanatlarının azaldığı, fabrikasyon malların çoğaldığı, pazarlama imkânlarının arttığı, serbest piyasanın olanca serbestliğiyle tercih seçeneklerinin çeşitlendiği, bitpazarına nur yönünden rahmetin kesildiği, başka marka kumaşların İngiliz kumaşlarını aratmadığı, modanın ayağının bir yerde fazla durmadığı ve vatkası abartılı ceketlerin tercih görmediği zamanımızda evlatlarımızın ihtiyacı; ceketini satıp okutacak veliler değildir! Hayatın içinde yetişmesine imkân veren, insanları tanıtan, yol gösteren, örnek olan, önünü açan veliler zamanımızın kahramanlarıdır. 

İnsanın seviyesi seçimleri kadardır… İnsanın hayali gördüğü kadardır… İnsanın varabileceği hedef anladığı kadardır… Çocuklarımıza iyi bir veli olmanın ilk şartı iyi bir aile ortamı oluşturmaktır. Evlilik müessesine giriş yaparken eş seçiminde dikkatli davranmak, onların iyi bir eş olduğu kadar iyi bir ebeveyn olmasına dikkat etmek kurulacak yuvanın huzurlu olmasını ve o yuvadan dünyaya gelecek nesillerin de huzur içinde büyümesini sağlayacaktır. 

Ebeveyn olmak için kültürel, edebi, dini, ilmi gibi birikimler elde etmeden, sorumluluk vazifesini bir kenara atarak, yalnız biyolojik durumun yeterli olduğunu düşünmek; nesil yetiştirmek değil üremek oluyor. Sadece biyolojik yeterlilik ile üreme sonucu topluma bomboş insanlar kazandırılırken bir şeyler de kaybediliyor. Bu kayba en büyük sebep kâfi görülen biyolojik yeterliliğin mahsulü olan ve sokaklarda keyfe keder dolaşan biyolojik silahlardır. İyi yetiştirilmeyen her çocuk biyolojik silahtır. Bunlar zamanla kötü alışkanlıklar elde edip kimyasal silaha, kötü alışkanlıkların tesiriyle fiziksel silaha dönüp şehrin asayişini bozuyorlar. İyi yetiştirilmeyen çocuklarımız fen ilimlerini bu yönde kullanıyorlar.    

“Çocuk yetiştirmeyi daha eş seçerken düşünmek gerek” dedi, Ahmet MARAŞLI.

 “Temel eğitim ana baba eğitimi olmalı” dedi, Kemal SAYAR. Hayata ailelerinin yanında başlayan çocukların ilk eğitmeni ana ve babadır. Eğitim kişiye özel ve büyük fedakârlık istediği için bu çabayı aileden başkası veremez çocuklara. Okul ise öğrendiklerini toplumsal hayatta icra etme imkânı bulduğu yerlerdir çocukların. Ana ve babanın evlatlarına vereceği özel eğitim görevinden kaçıp bu sorumluluğu onlarca çocukla muhatap olan mektepteki hocalarına yüklemesi; olmayacak duaya âmin demek değil, olacak olumsuzluğa dua etmektir!

“Mevlana’yı bir Şems-i Tebrizi yetiştirdi; bütün Konya’dan ve bütün mescitlerle minarelerden bir Mevlana’yı çıkarmak mümkün değildi” dedi, Nurettin TOPÇU.

Çocuğa asıl eğitimi veren ailede büyük görev yine kadına düşüyor. Anaların evlatlarına eğitim verme bilincinden uzak kalması, nesillerine güzel ahlakı aşılayamaması, onları hayata hazırlayamaması çocuklar üzerinde yapılacak olan her yatırımın israf olmasına sebep olur. Toplumumuzun seviyesi, toplumumuzun gücü, toplumumuzun istikbali analarımızın seviyesi ve analarımızın hedefi kadardır.

“Anaların gönüllü olmadığı bir savaş kazanılmaz” dedi, Üstad Ömer Lütfi METE.

Bir ülkenin gücü ile aile müessesinin sıhhati arasında yakın ve doğrudan bir bağ vardır. Aile yapısı güçlü olan ülkeler geleceğe umutla yürürken aile yapısı bitmiş ülkeler ne kadar iyi imkânlara sahip olsalar da gelecek konusunda büyük bir kaygı içinde kalıyorlar. İmkânların doğru şekilde kullanılması müspet sonuçlar verirken imkânların yanlış şekilde kullanılması menfi sonuçlar vermekle kalmayıp her iki âlemde de bizlerin sırtına binecek vebalin altında ezilmemize sebep olacak. 

“Ailenin gücü ya da zaafı ülkenin gücü ya da zaafıdır” dedi, Ahmet MARAŞLI.

Aileler evlatlarının fani olan geleceğini düşündüğü kadar baki olan geleceğini düşünmüyor! Aileler evlatlarının cebini düşündüğü kadar ruhunu düşünmüyor! Aileler evlatlarının ihtiyaçlarını düşündüğü kadar kanaati öğrenmesini düşünmüyor! Köpükten saraylarda yaşattığımız nesiller zamanın etkisiyle yavaş yavaş yok oluyorlar. Yoktan var edemiyoruz ama vardan çok iyi yok ediyoruz.

“İnsanlarda rızık kaygısı kadar güzel yetiştirme kaygısı da olsa herhalde çocuklar çok daha güzel yetişirdi” dedi, Ahmet MARAŞLI.

“Çocukları anlamak, kabiliyetlerini tanımak, başarılarını artırmak için sağlıklı iletişim kurmak şart” dedi, Ali Erkan KAVAKLI. Mobil aletlerin her cebe girmesiyle iletişim çağı denilen bu dönemin en büyük hastalığı iletişimsizlik oldu. Zaten bir kişiyi ya da bir yapıyı doğru şekilde tanıyıp etiketlemek istiyorsan o kişinin kendini ve o yapının taraflarınca nasıl nitelendirdiğine bakıp tersten okumak yeterli olur. Çağı da böyle… Yabancılaşmanın had safhaya çıktığı bu çağda farklı ülkelerde, farklı şehirlerde, farklı mahallelerde yaşayan akrabaların, dostların birbirine yabancılaşması malumken aynı evde yaşayan evlatlarla ebeveynlerin de bu yabancılaşmadan nasibini alması insan için en büyük nasipsizliktir. Issız bir adaya düşse yanına alacağı üç şeyin ne olacağı konusunda fikir yürüten insanların evlatlarının ıssız odalarında wifi bağlantısı ve akıllı telefonu olmadan yaşaması mümkün olmuyor. Issız odalarında dünyanın öbür ucundaki ıssız insanların sanal dünyasında gelişen nesillerimiz ile ebeveynler arasına kapanması imkânsız uçurumlar giriyor. Böylece evlatlarına yabancı kalan ebeveynler evlatlarını tanıyamaz oluyor.  

“Çocuk odası, kombi ve kaloriferli evlerden sonra icat edilmiştir. Çocuğun belli bir yaştan sonra odasında yatıp kişilik geliştirmesi gibi saçmalıklar da böyle başladı. Ne yaptı çocuk? Sabaha kadar korkuyla titredi, biraz büyüyünce açık saçık dergilere baktı. Kendi televizyonundan, internetinden, dünyanın bütün pisliklerine bulaştı. Yalnızlığa alıştı ve bir cemaat toplumu olan memleketimiz kendini beğenmiş yabanıl insanlarla doldu” dedi, Bülent AKYÜREK. 

Bizler ipi kopsa da ayrılmayan, ayrılamayan ve hep aynı noktaya dökülen tespihin taneleri gibiydik. Sevinçlerimiz bir, kederlerimiz bir, niyetlerimiz bir, amellerimiz birdi. Bir’e giden yolda birden başka sayının aritmetiğimizde yeri yoktu. Sayımız ne olursa olsun beraberlikten dolayı sayımız hep birdi. Birlenmeyle beraber gelen mutluluk dağılmamızla birlikte toplumumuzu da terk etti. Amerika’da Nebraska Üniversitesinde aileler üzerinde yapılan bir araştırmada mutlu ailelerde üç ortak özellik tespit edildi. Bunlardan ilki beraber zaman geçirmesiydi; aile bireyleri tatile beraber gidiyor, yemeği beraber yiyor, beraber bazı paylaşımlarda bulunuyorlardı. İkinci özellik eleştiri, tenkit, suçlayıcı ve yargılayıcı sözler yerine takdir, övgü, onay sözcüklerinin sık kullanılmasıydı. Üçüncü özellik ise ailelerin düzenli olarak kiliseye gitmesiydi. Aile içi birlik ve beraberlik eksik kaldığında evlatlar da beraber olacağı insanlar arıyor. Beraberlik hissi sosyal varlık olan insanın en tabii ihtiyaçlarındandır. Dışarıda beraberlik arayan çocuğun nasibine çıkan insanlar, gruplar evlatlarımızın geleceğini etkileyen en önemli unsur oluyorlar. Genellikle de bu unsurlar kötülüğe yönlendiriyor nesillerimizi. 

“Çocuklarınıza zaman ayırın demiyorum. Çocuklarınıza zamanında zaman ayırın! Aileyle karşı karşıya gelen çocuk dış etkilere çok açık olur” dedi, Ahmet MARAŞLI.

Bizler önümüzde bizlere yol gösterecek, akıl verecek, hedefe yöneltecek rehberlerin eksikliğini yaşadık hâlâ da yaşamaya devam ediyoruz. Rehbersiz olmaktan ötürü bizler de deneme-yanılma yöntemini geliştirerek öğrenmeye çalıştık. Geliştirdiğimiz bu yöntem bizlere bir şeyler öğrettiyse de genellikle de yanılttı. Rehbersiz öğrenme yöntemine verdiğimiz isim bile başarısızlığı hedefletirken; dene-bul-öğren demekten acze düştük. Öğrenmede rehberin önemli olduğu bu dünyada hayata yeni başlayan birçok evladımız parçalanmış aileye sahip ve bu sayı giderek artıyor, gelerek de artıyor. Tuhaf bir sayı sistemi! Boşanmalar, geçimsizlik, ağırlaştırılan hayat şartları, artırılan ihtiyaçlar, uzun süreli mesailer ebeveynlerin evlatlarına olan görevlerini yerine getirmesine mani oluyor.  

“Okul hayatı süresince anne-baban sana iyi bir rehber olmayı başarabilirlerse açığını kapatabilirsin. Ama bu kadar şanslı değilsen deneme-yanılma yöntemiyle hayatı öğrenmeye çalışırsın ve bu sırada çok bedel ödersin” dedi, Nevzat TARHAN.

Varlığın ve yokluğun geçici olduğu dünyada kalıcı işlerin peşinden gitmeyi unuttuk. Evlatlarımızı kontrol ederken, onlara disiplini öğretirken öncelik sırasını hep sıranın arkalarından seçtik. Ebeveynlerin eve alınan yarım kiloluk krem çikolatayı evlatlarının ekmekle mi yoksa kaşıkla mı yedikleri nesillere karşı en büyük kontrol ve disiplin aracı oldu. Saadettin ACAR’ın dediği gibi: “Hesap sormadan evvel, hesap vermeye hazır olmalıyız!” Kontrol ve disiplin terazimiz sarraf tartısından bile hassas olacağı yerde oduncu kantarından daha fazla hata veriyor; hata payının en az olması gereken yerde…

“Sabunu fazla sıktığında da, gevşek bıraktığında da elinden nasıl kayıp giderse, aile içi disiplinde de durum böyledir” dedi, Nevzat TARHAN.

“Yarınki hayatı yaşanmaya değer yapan çocuklarımızdır” dedi, Nurettin TOPÇU. Maddiyatçılığın bu zamanın insanlarında en geçerli akçe olması nesillerimizi de yatırım unsuru olarak görmemizi sağlıyor. Evlatlarımızın geleceğine yatırım yapacağız derken birçok insan akçe gibi bozdurulup bozdurulup harcanıyor. Sadece geleceğine yatırım yapılanlardan bozdurulmayanlar da bir şekilde bozuluyorlar. “Geleceğe yatırım yapma” sözündeki son kelimeyi dilbilgisindeki olumsuzluk eki kurallarında olduğu gibi anlamalıyız.  
    
“Gençlere yatırım yapmak yerine, onların gönlüne girmekten yanayız. Yatırım, kullanma ve kâr etme duygusunu da beraberinde getiriyor” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz.

“Dünya ıstırapla kurulmuştur” dedi, Oscar WİLDE. Dünya acılar yurdu, ayrılıklar diyarı, zorluklar evi, kırgınlıklar âlemidir. İçinde değil üzerinde yaşadığımız dünyanın dışında kalarak aslında altında kalıyoruz. Devamlı mutluluğun, kolaylığın, nefsin, tatminin, arzuların peşinden koşarak yetmesi mümkün olmayan nefesimizi boşa tüketiyoruz. Zorluklardan uzak kalarak, acıları yaşamayarak, başarısızlıkları tatmayarak, tercih makaslarına vardığımızda vazgeçmeyi öğrenmeyerek sürülen bir hayat yaşanmamış olur.   

“Zorlukla beraber gelenin güzelliği başkadır. Allah bilir ya; zorluk değil de daima rahatlık yaşasaydık, çoktan dağılıp gitmiştik. Acı, insanları birbirine yakınlaştırır. Milli ve dini kaynaşmaya vesile olur” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz. 

Son harpte Fransa yıkıldığı zaman, vatanın bir köşesine sığınan Fransız hükümetinin reisi Mareşal Henri Philippe PÉTAİN, o akşam radyoda şöyle demişti: “Vatandaşlarım! Zevk bizi mahvetti”. Zevklerin peşinden koşmak toplumları da insanları da belalara, musibetlere sürükleyip çıkılmaz cenderelerin içine düşürür. Heves, iştah, ulaşma, sahip olma, tatma gibi nefsi duyguların kabarmasını önlemek, bu tür nefsi iştahlarımıza dur deyip şımarmasına mani olmak ve evlatlarımıza bu yönde örnek olmak nesillerimizin daha şahsiyetli daha dirayetli ve daha ciddi yetişmesini sağlayacaktır.  “Asrımızda otomobili, apartmanı, radyoyu istemeyen, bunları iradesiyle kendinden uzaklaştırmasını bilen insanlar yetişmedikçe gençlikteki bitirici, nesli çürütücü buhranın önüne geçilmeyecek, yeni bir dünya asla doğmayacaktır” dedi, Nurettin TOPÇU.

Nesillerimizin terbiyesinde onların sadece zevklerden uzak durmasını değil aynı zamanda da zorluklarla mücadele edebilme bilincini, azmini, sabrını ve şükrünü öğretebilmeliyiz. Hayatın içinde kolaylıklarla beraber zorlukların olduğunu, gülmekle beraber ağlamanın olduğunu, varlıkla beraber yokluğun olduğunu, yaşamla birlikte ölümün olduğunu anlamamız ve anlatabilmemiz bizim ve neslimizin ömrüne vurulacak en büyük aşı olacaktır.
  
“Çocuğu gerekirse kuru ekmek de yiyebilecek şekilde alıştırmak, öyle yetiştirmek lazım” dedi, Ahmet MARAŞLI.

Dünyanın belki de en zor işidir; insan yetiştirmek. Aklı, düşüncesi, nefsi, duyguları ve dünyalar kadar kahrı olan insanı yetiştirmek sadece zamana bağlı bir süreç olmayıp doğru rehber olup güzel örnek eşliğinde beraber yetişmeyi gerektirir. İnsanların bedensel olarak büyümesi belli bir yaştan sonra dursa da zihinsel ve ruhsal büyümesi durmaz! Hayat tecrübemiz ne kadar çok olsa da, yaşımız ne kadar ileri olsa da dünümüz bugünümüzün yanında her zaman küçüktür. Hakikat bu iken kendimizi bulunduğumuz noktada sabitleyip sadece evlatlarımızı yetiştirmeye çalışırsak bir süre sonra aynı seviyede buluşma gerçekleşir. Her ne kadar evlatlarımızı biz büyütüyorsak da evlatlarımızın da bizi büyüttüğünü artık görmemiz gerekiyor. Sabır, şefkat, sevgi, fedakârlık, hoşgörü, azim, yılmama, dirayetli olma, affetme gibi güzel huylar başta olmak üzere zihinsel ve ruhsal büyüyüp gelişmemize evlatlarımızın sağladığı faydalardandır.  

“Beraber büyümek! Çocuklarımızla birlikte büyümüyor muyuz?” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz. 

“Her çocuk deha yeteneği ile dünyaya gelir. 10 bin çocuktan 9999’u büyükler tarafından dahi olmaktan vazgeçirilir” dedi, Buckminister MÜLLER. İnsan ömrünün bile garantisinin olmadığı dünyada ailelerin en büyük sorunu; iş başta olmak üzere evlatlarının yapacağı her işin bir garantisi olmasını beklemeleridir. Evlatlarımızın hedefler belirlemesine, yeni yollar keşfetmesine, değişik sahalara adım atmasına, daha farklı şekilde düşünmesine en büyük engeli iyilik adına aileler koyuyor. Kendi korkularını çocuklarına farkında olmadan aşılayan ebeveynler bağımlı ve niteliksiz bir nesil yetiştiriyor.   

“Onları da ölesiye sıkıldığımız, bunaldığımız, yorulduğumuz kısır döngülerin yollarına, yöntemlerine mahkûm ediyoruz. Sadece kendi hayatlarımızı değiştirecek adımları atmaktan değil, çocuklarımızın bizimkine benzemeyen ufuklara yelken açmalarından da endişe duyuyoruz. Onlara, gerçeği yavaş yavaş bozdurup harcamak pahasına, bize mutluluk getirmemiş bir yarışı kazanmalarını öğütlüyoruz. Onları vahşice oynanan kuralsız rekabet oyunlarına sürüyor, avuçlarında insana dair bir idrak biriktirmelerine engel oluyoruz. Onları kendi kaybettiklerimizi kazanmaya zorluyor, kazanmaya muhtaç oldukları tek imtihanın hazırlığından alıkoyuyoruz. Ne içimizdeki insana doğru bir adım atıyor ne de bir başkasının atmasına rıza gösteriyoruz. İçimizde insan diye adeta bir yalan biriktiriyoruz” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

“Hep ‘dışarısı çok kötü’ diyoruz. Peki, içerisi nasıl? Sırasıyla: Gönlümüz, evimiz, muhitimiz, camiamız” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz. Bir insan hayata ailesinin yanında başlasa da hayatta onu asıl şekillendiren dışarıda bulduğu ortamlardır. Bu zamanda sokakların çok kötü olup her türlü pisliğin bulunması bizlerin değişen hayat şeklinden kaynaklanmaktadır. Evlatlarımıza sahip çıktığımız gibi komşularımızın çocukları başta olmak üzere tüm çocuklara, apartmanımıza, sokağımıza, caddemize, mahallemize, şehrimize sahip çıkmayınca nesillerimize ihanetin en büyüğünü yapmış oluyoruz. 

Nesillerimizi güzel yetiştirmenin en temel kurallarından birisi de çevremizin güzel ve güzelliklerle dolu olmasını sağlamaktır. Güzel arkadaşlar, güzel insanlar, güzel aileler nesillerin güzelce yetişmesinde en büyük toplumsal desteği sağlayacaktır.

“Çocuğunuzun arkadaşlarına dikkat edin. Onlara güzel arkadaşlar arayın, bulun, çocuğunuza fark ettirmeden onlarla tanıştırın, aileleriyle görüşün ve onlar için ortak güzel ortamlar kurgulayın, içlerine fazlaca girip rahatsız etmeden dışarıdan onları destekleyin, takdir ve teşvik edin” dedi, Ahmet MARAŞLI.

Eskiden çocuk yetiştirmek için çağı tanımak önemli bir faktörken şimdi on senelik zaman dilimleri birer çağ olmuştur. Zamanın kısalmasını bu şekilde de anlayıp daha hızlı şekilde kendimizi yetiştirmek evlatlarımıza örnek olabilme hususunda elzem amellerden biri haline gelmiştir. Teknoloji, okul sistemi, meslekler gibi alanlar başta olmak üzere kekeleyerek de olsa geleceği okuyabilme alfabesini öğrenmek ebeveynlerin sorumluluğunda olan hasletlerden birisidir. 

“Çaba istiyor sevgi. Tohum yetmiyor, çapa istiyor sevgi” dedi, Ali URAL.

Kuruyemişçi tezgâhlarının en ucuz çerezi olan çekirdek; aile düzenimizin isim babası olduğundan beri ucuzluk, hafiflik, boşluk ve bağımlılık bizleri bırakmıyor. Çekirdek aile şeklinde süren hayat anlayışımız nesiller arası kopukluğa sebep olurken, aile kuran her çift hayata maddi olarak olmasa da manevi olarak sıfırdan başlıyor. Kurulan her ailede görgü, ahlak gibi manevi seviye ve derin hayat tecrübesi sıfırlandığında toplum sıfırın etrafından uzaklaşamayarak basitliğin içinde kalıyor. Çekirdek ailede çocuk sayısı az olduğundan; ebeveynler evlatlarına gereğinden fazla ilgi gösteriyor. Aşırı ilgiden dolayı ego yüklü gençlerin sayısında artış oluyor. Egonun girdiği ailelerin evlerinden huzur da bir şekilde çıkıp gidiyor.  

“Çekirdek aile, çitlenmesi en kolay aile türüdür” dedi, Bülent AKYÜREK.

Derdi büyük olanın arayışları da büyük olur! Asıl sorun büyüklerimizin dertlerinin zamanında büyük olmamasından kaynaklanmaktadır. Emekli olmuş büyüklerimizin vakit geçirmek için üyesi olduğu sanal ortamlardan paylaştığı caps’larla elektrik faturalarındaki sayaç okuma bedellerini protesto etmeleri bu durumu daha net ortaya koyuyor. 

Bir de şöyle düşünün! Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin iyi yetişememesi sonucu teminatımız yanar mı?

Son sözümüz Hekimoğlu İsmail’den: “Evladın hayırsızı olmaz. Allah hayırlı ana baba versin”.

Okunma : 1285