Altıgende Talebe | Karamandan.com - Karaman Haber

Altıgende Talebe | Karamandan.com - Karaman Haber

24 Şubat 2020 Pazartesi
Altıgende Talebe

Talib olmaktan gelmektedir talebe kelimesi. Eğitim sistemimizin mühim sahası hocalar iken bu sistemin hedef kitlesi de talebelerdir. Talep eden insan aranan değil her zaman arayan olmak zorundadır. İlmin peşinden koşmayan, hedefi olmayan, dikkatli davranmayan, merak etmeyen, edebi olmayan, sorumluluk bilinci gelişmemiş olan ve öğrendikleriyle amel etmeyen insan hiçbir şeye talip olamayacağı için talebe de olamaz.  

“Tahsil özgürlük gibidir. Verilmez, alınır!” dedi, Jacques RANCİERE.

Yitirdiğimiz bir şey var! Yitiğimizi ararken “İlim Çin’de de olsa alınız” diyen, Efendimizin (sav) hitap şeklinde hilm, ifadesi tavsiye gibi olsa da; bizler için kutsi bir vazife, kesin bir emirdir. 

Niteliğin arda bırakılıp niceliğin öne çıkarıldığı, kültürel ve teknik ilerleme önemsenmeden maddi şartların artmasının ilerleme sayıldığı, çok sayıda başarısız eylemin az sayıda başarılı eyleme tercih edildiği, boşa yapılan atışların çıkardığı gürültünün nokta atışı yapan sessizlikten üstün tutulduğu bir devirdeyiz. Balıklar gibiyiz… Bu dönemde başarılı gibi görünen insanlar sudan çıkmış balığa dönerken başarısızlığa mahkûm edilen insanlar ise kuluçkada heba olan yavrular gibidir.
  
“Balıklar kötü başlıyorlar hayata. Çok yumurtluyorlar, çabuk çoğalıyorlar ama aynı çabuklukta telef oluyorlar” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

Genç bir nüfusa sahip olmamız toplumumuz için bir yandan olumlu iken diğer yandan olumsuzdur. Genç nüfusu doğru yönlendirebilirsek, onlara güzel hedefler koydurtabilirsek, kendilerini geliştirmelerine fırsat verebilirsek, özgüvenlerini kazanmalarını sağlayabilirsek maddi ve manevi olarak toplumumuz gelişecektir. Eğer bu zikrettiklerimizin zıddı olur da gençlerimizin amacı olmazsa, hedefleri çok uzak bir noktada gözükürse, hayatta başarılı olamayacağına inanmışsa, umutları tüketilmişse, hayata küstürülmüşse toplumumuzdan geriye patlamaya hazır bombalar, adliyelerde kalın kalın suç dosyaları, tıklım tıklım cezaevleri, gözü yaşlı analar, derdini içine atıp taşan babalar kalacaktır. Eldeki imkânlar iyi değerlendirilmediğinde kötü değerlendirilmiş olur, doğru şekilde planlanmadığında da kargaşa hâkim olur. İki lambalı, iki düğmeli prizi olan odada akşam vakti tek lamba yandığında yeterli aydınlık sağlanamayıp ikinci lamba yakılmak istenildiğinde yapılan ufak bir hatada kısa sürelide olsa nasıl bir anda karanlıkta kalıyorsak böyle büyük bir nüfusu hatalı şekilde yönlendirdiğimizde bizleri karanlığın hangi tonunun ne kadar süre beklediğini iyi hesap etmemiz gerekir.

Literatürde birinci ve ikinci dünya savaşı olarak bilinen aslında avlanma ve paylaşamama olarak iki devreli tek dünya savaşından sonra sıcak savaş bitmiş ardından soğuk savaş başlamıştır. Soğuk savaşın da bitmesiyle birlikte dünyada kültürel savaş başlamıştır. Demirsiz, barutsuz, kansız bu savaşta silahlar; harftir, sözdür, kâğıttır, kalemdir…  Yazılarla yapılan günümüz harbinde; üç nokta yan yana stratejik plandır, ünlem kılıçtır, soru işareti kalkandır, virgül hançer darbesidir, nokta ise burçlara dikilen sancaktır. 

“Ahir zaman harpleri, harflerle olacaktır, biz de savunma hakkımızı kullanıyoruz. Bu bakımdan edebi çalışmalar kültürel savaştır, büyük cihattır” dedi, Hekimoğlu İsmail.

“Bir öğrenci, şu üç sıfata sahip olduğu zaman, kendisine ilim vermek hoca için kolaylaşır ve öğreticinin ondan beklediği nimet tamamlanmış olur. O sıfatlar: Akıl, istikamet ve güzelce dersini dinleyip anlamaktır” dedi, İmam-ı Gazali Hazretleri. Talebede bu üç sıfat bulunduğu zaman; hedefi olan, dikkatli, meraklı, saygılı, edepli, disiplinli, sorumluluk sahibi, heyecanlı, bulunduğu ortama dikkat eden ve ilim sahibi olma yolunda giderek öğrendikleriyle de amel eden cevherler toplumumuza kazandırılır. 

Gençlerimizin en büyük sorunu hedeflerinin olmamasıdır. Hedefleri olmayan gençlerin zihinleri hantallaşıyor, bakışları köreliyor, algıları kapanıyor, hareketleri amaçsız hale geliyor. Genç bedenin içinde yaşlanmış ruhla dolaşan insanlarımız, caddeleri ve sokakları açık hava yoğun bakım ünitesine çeviriyor. Ölmüş bedenler toprağa veriliyor, inancına göre cenaze merasimi düzenleniyor ama ölmüş ruhları defnedecek ne kabir yapılabiliyor ne de dini vazifeler belirlenebiliyor.
 
“Son yapılan beyin çalışmalarında, beyni en sağlıklı çalıştıran etkenin “hedef” olduğu belirlendi. Eğer kişinin hedefi varsa, sabah kalktığında şartları o amaca göre algılar, yorumlar, anlam bağını kurar ve kendini o hedefin gerçekleşeceği şartlara sokar” dedi, Nevzat TARHAN.

Eskiden evlere kadar giren teknoloji; insanların cebine kadar ulaşınca cepte durduğu gibi durmamaya başladı! Özellikle de dokunmatik özelliğe sahip olanları. Parmakların bol bol dokunduğu buna karşılık gönüllerin, ruhların, zihinlerin hayata mesafeli kaldığı ortamda gençlerimiz de ciddi bir dikkat sorunu ile karşı karşıya kalıyorlar. Dikkatsizlik ile karşı karşıya kalan gençlerimiz maalesef bu düellodan genellikle mağlup ayrılıyorlar. Bizi dünyaya sürgün eden suç da dikkatsizlik sonucu işlenmedi mi?

“Zihnin ilk günahı acele değil dalgınlık, dikkatsizliktir. Kimi filozof ve teologlar da ilk günahı basit bir dikkatsizlik olarak açıklıyorlar” dedi, Jacques RANCİERE.

Öğrenmenin tek yolu hocayı dinlemek olmayıp, talebelerin kendi içlerindeki cevheri parlatabilmeleri için edeb sınırları içinde merak duygularını harekete geçirmeleri lazım. Neyi merak edeceklerini bilmeleri, ilgilerini o yöne çevirmeleri ve o yöndeki görünmeyen hakikatlerin farkına varmaları gerekir. “Kişinin kendine ettiğini kimse edemez” sözünü sadece menfi olarak değil biraz da müspet olarak anlamalı ve anlamlandırmalı.

“Yerinde kullanılan merak ilmin hocasıdır” dedi, Üstad Ömer SEVİNÇGÜL.

“Fatih’in kanunlarında ilginç bir madde vardır: Her padişah hocası karşısında ayağa kalkmalıdır” dedi, Savaş BARKÇİN. Hâlden anlayan, kalplere hitap eden, seviyeyi doğru tespit eden, samimiyeti iyi ayarlayan her hoca talebeleri tarafından derin bir şekilde sayılır. Hürmet duyulan hocadan ise talebeler korkar! Bu korku dayak veya not korkusu değil hocasından gördüğü değeri kaybetme korkusudur. Kaybedilecek en büyük değeri yitirmenin korkusu hiçbir korku ile boy ölçüşemez. 

“Saygı olan yerde korku olur ama korku olan yerde her zaman saygı olmaz” dedi, Sokrates.

Çoktan seçmeli sınav sistemine göre bu yolda seyir şeklini tayin eden talebelerimiz; bilmeyi uygulamaktan, ezberlemeyi düşünmekten, kısa yolları öğrenmeyi araştırmaktan, göz atmayı yazmaktan üstün tutmuştur. Kişiler nezdinde üstün tutulmayla üstün hale gelmeyen hasletler insanların edeplerinin seviyesini belirlemede mühim bir kıstas oluyor. 

“Bir şeyi bilmek ilim, uygulamak edeptir” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz.

İnsanlar tarafından değeri en az bilinen zamanın kıymetini gençler hiç bilmiyor. Zamanın kıymetini bilmemek ise bu imkânın sınırsız olduğu zannını oluşturuyor gençlerimizde. Sınırsızlık hissiyatı içinde boş vermişlik, erteleme, disiplinsizlik had safhaya çıkıyor. Sınırsız hissedilen zaman içinde yanılan insanlar sonun görüldüğü lâhzada yine yanılıyor ve her şeyin bittiğini düşünüyorlar. Hâlbuki her şey asıl şimdi başlıyor…

“Yarın yaparım diyen helak oldu” dedi, Efendimiz (sav).

“Sorumluluk iki kenarı keskin bir kılıç gibidir” dedi, Kemal SAYAR. Öğrenmeyi talep etmenin, talebe olmanın en derin şartı sorumluluk bilincine sahip olmaktır. Bu bilinçten yoksun gençler hangi alanda talebe olursa olsun elde edeceği bir başarı yoktur. Zamanın verildiği ama emeğin ve azmin verilmediği yerde sorumluluk bilinci ziyana uğrar. Zayi olan bu bilinç sorumluluktan sorunluluğa doğru gider. Menfi bu gidişi önlemek için talebelerde olması gereken dört özelliği şöyle sıralıyor Nevzat TARHAN: “Deneyimlere açık olmak, olumlu düşünce becerilerini yüksek tutmak, ümit duygusunu yitirmemek ve sezgilerini dinleyebilmek”.

Sorumluluk bilincini tetikleyen en büyük duygu heyecandır. Heyecan duyguların bir coşma hali değil içinde bulunduğu şartların üstüne çıkabilme amacına ulaşmak için azmi uzun soluklu tutabilmektir. Heyecanın da bir süre sonra geçeceğinden bu hususun mühim olmadığı hissine kapılanlar olabilir. Bu dünyada ne kalıcı ki heyecan kalıcı olsun…

“Babandan daha çok oku evladım! Evladı, anne ve babasını geçmeyen hiçbir millet yükselemez!..” dedi, Mevlana Celaleddin Rumi’nin validesi Mümine Hatun.

Ortamı sadece bir yaşam alanı, muhabbet yeri, kısa süreli bulunma mekânı olarak görmek yapılabilecek en büyük hatadır. Yansıtıcılığı en keskin olan, büyük ve küçük olmak üzere her boyutta görüntü verme yeteneği olan, karakterlerin şekillenmesini sağlayan yerlerdir ortamlar. Ortamı doğru seçmek, arkadaşları iyi belirlemek gençlerin yetişmesinde çok büyük etkendir.

“Çocuğu bulunduğu ortam şekillendirir” dedi, Ahmet MARAŞLI.

Buraya kadar anlatılmaya çalışılan hallerin talebelerde olması gereken güzel ahlak örneklerini gençler hayatlarına tatbik etmedikleri zaman ilim yolculuklarına doğru yoldan gidemedikleri gibi amaçlarına da ulaşamamaktadırlar. Yanlış yolun doğru hedefe götürdüğü hiç baki olmamıştır dünyada. Amacımız hedefe bir şekilde ulaşmak değil, doğru şekilde hedefe varmak olmalı. 

“Bugün talebelik artık ilim yolculuğu değil, diploma avcılığıdır” dedi, Nurettin TOPÇU. 

Saydığımız tüm güzelliklerin tek bir amacı vardır! O da doğru hasletler ile güzele ulaşmak, güzeli yaşamak için amel etmektir. Yaşanmayan, icra edilmeyen ilim cari değildir, ölü beden gibidir.  

“Öğrenmek zekânın, yapmak ahlakın işidir” dedi, Nurettin TOPÇU. 

Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin iyi yetişebilmesi için dikkat etmeleri gereken hususların bazılarına kısa ve öz şekilde değinmeye çalıştık; az sözün zihinlerde daha tatlı kalacağını hayal ederek. 

Bir de şöyle düşünün! Akşam yemeğinde hazırlanan salatanın miktarı az olduğunda neden daha lezzetli olur?

Ahir zaman harbinde talebelerimizin nefer olarak; alanlarında iyi yetişmiş ve ilgi sahalarında kendilerini geliştirmiş nitelikli birer kalemşör olmalarını temenni ederken altıgen yazı dizisinde adet üzerine bu nesri de bir iktibasla bitirelim…

“Şimdilik savunmadayız” dedi, İbrahim TENEKECİ abimiz ve şöyle devam etti: “Bize bir tekbir yeter!”

Okunma : 955