Altıgende Müfredat | Karamandan.com - Karaman Haber

Altıgende Müfredat | Karamandan.com - Karaman Haber

30 Mart 2020 Pazartesi
Altıgende Müfredat

Altıgen başlıklı girizgâh yazımızla birlikte maarif üzerine altı farklı konuyu ele alan yazı dizisinde sondan bir önceki konumuz müfredattır.

Çocuklarımızın eğitilip yetiştirilmesinde müfredatın önemi; gece vakti hilalden başka hiçbir ışık kaynağının olmadığı yolda reflektörlü yol levhaları kadar mühimdir. Yollardaki duruma göre levhalardaki uyarıların güncellenmesi gibi müfredatın da zamana göre güncellenip hareketli bir yapıya dönüşmesi gerekmektedir. Hareketin olduğu yerde keşifler olur, sığlık biter, farklı düşünceler ortaya çıkar, yeni metotlar gelişir, ilme ulaşmanın farklı yolları bulunur.

Nesillerimizin yetişmesinde müfredatın niteliği ile talebelerimizin niteliği arasında bağ olmayıp sıkı bir düğüm vardır. Kördüğüme dönen bu düğüm nasıl atıldıysa öyle kalacağı için konunun hassasiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Usul hatası yapılması, elzem bilgileri vermeyen, insana ve insanlığa önem vermeyen, bilgilerin yığan, kolaycı, maddeci, gayesiz, ruhsuz, karakter aşılamayan, kısır döngü içinde debelenen, güven ortamı oluşturmayan müfredat; gençleri yetiştirmek yerine onları oyalama aracı olmaktadır.

Çağımız yeni bir putperestlik dönemini yaşıyor! Bu dönemin putu ise bilimdir. Bilimin kendi kendini defalarca düzeltmesine rağmen, hatalarını itiraf etmesine rağmen, acizliğe düştüğü noktaların görülmesine rağmen, bir yerlerde tıkanıp çıkmaz sokakta bile yolunu bulamayıp kaybolduğu anlaşılmasına rağmen, sermaye sahipleri tarafından bir araç olarak kullanılmasına rağmen; insanın zihni yeteneğinin eseri olan bilime gereğinden fazla değer verdiğimiz daha iyi anlaşılıyor. Bilim bu yönüyle sadece bir şeyler üretmek, bir şeyler bulmak olmayıp insanları ikna eden, kalplere sükûnet veren, gönülleri razı eden bir illüzyon olarak da kullanılmaktadır.

“Son yüzyılın en büyük saplantısı, bilimin tek temel doğru olduğu düşüncesidir” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz.

Bilgi ambarı haline gelen sistemde bizlere hep samanlık bölümünde iğne arattılar. Metalden yapılma iğneyi ararken ne elimize mıknatıs verdiler ne de mıknatısın metali çeken bir özelliği olduğunu bizlere öğrettiler. Periyodik cetvelin tüm satırlarını ve sütunlarını eksiksiz şekilde ezberleyen gençlerin ayağı samanların üzerinde devamlı kaydı. Ayakta kalmanın zor olduğu kaygan zeminli bu ortamda şans eseri iğnenin üzerine düşüp bir tarafı yaralanan kişi bulabildi iğneyi. Başarının bu şekilde geldiğini gören ve bütün elementlerin simgesini ezberlemiş olan diğer kişilerin desteğiyle de samanlıkta iğne bulmanın usulü belirlenmiş oldu. Bu usulde ileri seviye araştırma yapanlar ise ayağın kaymasını bekleyerek düşmek yerine gönüllü olarak samanların üzerine yüz üstü atlamayı bilimsel buluş haline getirdiler. Bu buluşun insan bedenine vermiş olduğu tehlikeler ortaya çıkınca güvenlik tedbirleri hususunda yeni talimatlar, yönetmelikler yağdırıldı toplumumuza. Bu araştırmayı yapanların gözleri, kalbi ve diğer hayati organları korumak için koruyucu kıyafet giymeleri şart koşuldu.

“Biz bugün her bilgiye kolayca ulaşabiliyoruz. Ama sadece bilgi biriktirerek ilim sahibi olamayız. Çünkü bilgilerin hangi çerçeveye oturacağı, hangi öze bağlanacağı usul ile mümkün olur. Usul ilmin temelidir. İlim her şeyi bilmek değil, bir şeyi nasıl bileceğini bilmektir, yani usuldür” dedi, Savaş BARKÇİN.

Ülkemiz; bedensel hamallık döneminin bitip zihinsel hamallık döneminin hüküm sürdüğü bir zamanını yaşıyor. Alfabe öğrenme oranının yüksek, okullaşmanın fazla, eğitim fakültelerinin her taşrada olduğu ve wifi sinyallerinin girmedik mesken bırakmadığı bu zamanda çağın hastalığı olan obezlik bilgi verme yönünden de kendini gösteriyor. Yığılmış malumatlarla inşa edilen eğitim sistemi binası aşırı yükten dolayı sallanıyor. Malumatlar arasında işe yarayan insan yetiştirme konusunda zaaflar içinde kalan sistem, gençlerin zekâsını köreltme konusunda da başarısını her geçen gün daha sık şekilde perçinliyor. Hayattan kopuk sistemin hayata dair bir şey verememesi ile kafeste gözlerini açmış kuşlara döndürüyor gençleri. Belli bir süre sonra diploma verip okuldan uzaklaşan bu kafes kuşlarının kanatları yeteri kadar güçlü olmadığından ne uzak mesafelere uçabiliyorlar ne de doğanın sert şartlarına karşı dayanıklı olabiliyorlar.

“Bilginin insan için anlamlı olması, daha doğrusu gerçekten bilgi sözüne layık olabilmesi ancak öğrenildiği zaman kazanç sağlayan ve fakat öğrenilmediği yahut kaybedildiği zaman insanı kayba uğratan özellikte olmalıdır. Sahip olunduğu zaman fayda getirmeyen ve elden gidince insanı zarara uğratmayan bilgi değer sahibi olamaz” dedi, Üstad İsmet ÖZEL.

Hizmet olarak, amaç olarak insana önem, önceliği de insanlığa vermek devletin milli yolda gitmesini sağlayan en büyük unsurdur. “Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüyle zamanın yöneticisine öğüt veren Şeyh Edebali’nin kelamı, parlayan hikmet kıvılcımlarıyla tazeliğini koruyan derin bir tavsiyedir. İlim ve ahlak sınırları içinde; insanın yaşayabileceği ortamı oluşturmak, zamana uygun donanımı sağlamak, ileriye doğru hareket edecek bilgileri öğretmek, midelerden önce gönülleri doyuracak değerlere itibarını tekrar kazandırmak, zevksizlik zevkinin bir zaman sonra değerli kıldığı unsurları bile yiyen vahşi bir haz olduğunu anlatabilmek insana verilecek değerin başlangıcıdır.

“Sanat tarihi liselerimizde okutulmalıdır. Ekonomi dersi de liselerde okutulmalıdır. Yarının dünyası mutlaka ahlaka bağlı bir ekonomi sistemi üzerine kurulacaktır” dedi, Nurettin TOPÇU.

PISA’nın (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) direktörlüğünü yapan Andreas SCHLEİCHER şöyle bir değerlendirme yapmıştır: “Türk öğrencileri bir bilgiyi ezberlemek ve onu kâğıda dökmek konusunda gayet başarılıdır. Fakat ellerindeki bilgiyi yenilikçi, üretici, yapıcı bir şekilde uygulamaları istendiğinde zorlanıyorlar”. Derslerin çok, konuların gereksiz bölümlerinin fazla olduğu sistemde gençlerimizin tek kaygısı sınıf geçmek oluyor. Sınıf geçmenin tek yolu, eceli sınav saatinin son saniyesi olan ezberlenmiş bilgiler olunca;  düşünmek, akletmek, geliştirmek, üretmek gibi kazandırılması gereken hasletler gençlerimizden uzak kalıyor. Düşünemeyen öğrenciler yeni fikirler geliştiremiyorlar. Standart düşünce balonlarının boşluk bırakmadığı mekânda kendi düşüncesini geliştirmek isteyen gençlerin fikirleri belli bir seviyeye gelince standart haldeki mevcut düşünce balonlarının çengeline değip patlıyor.

“Büyük bir bilgi seli altında kalan insanların bağımsız düşünme alışkanlığını terk etmeleri ve yüzeyselleşmeleri, insanların sessizlik, yalnızlık ve mahremiyetlerini tehlikeye sokar” dedi, Gerard van der LEEUW.

Hayat zıtlıklar içinde ecele doğru akıp giden bir hakikat iken, her zorluğun yanında bir kolaylığın olduğu ilahi bir vaat ile kalplere ve gönüllere inşirah verilirken, hayatın içinde tozpembe renk de dâhil bütün renklerin her tonunun olduğu görünüyorken, umutların ve hayal kırıklıklarının birbirini mükemmel şekilde tamamlaması malumken, lezzetin zorlukların derecesi kadar olduğuna damaklar da şahitlik ederken; müfredatımız, sınıf geçme sistemimiz tek taraflı olarak kolaylıklarla dolmuştur. Kolaya alışan nesiller basitleşirken geleceğimizi kendi ellerimizle de karartmış oluyoruz.

“Kolaycılık, kötülüğü de beraberinde getirebiliyor” dedi, Hilal UYANIK.

Bilimin putlaştırılmasıyla birlikte maddeci bir müfredat gençlerimize yönlendirildi. Bu müfredatta sayıların sonsuz olduğu öğretilirken duyu organlarımızı beşle sınırlayıp o duyu organlarımızın da sınırlarını anlayamaz hale geldik. Maddeci anlayış ile büyümeye çalışırken içi havadan daha hafif gazla dolan balonlara döndük. Bağlı olduğu bir yer yok, çıkacağı irtifa belli, kontrolsüz bir hal ve ömrü çok kısa. Havalanır, havalanır ve hava alır… Gökyüzünde kuşlar gibi gezinen tonlarca ağırlıktaki metallerin uçuşuna yerin binlerce metre altından çıkan petrolün enerji verdiğini unutmadan maddi büyümeyle beraber manevi derinleşmeyi, yazıyı okuyabildiği kadar hayatı okuyabilmeyi ve yaratılmış doğa kanunlarını bilmek kadar kendini bilmeyi sağlamaktır köklü bir geleceğe gidecek yolu açacak müfredat.

“Bütün tahsil boyunca gencin okuduğu dersler arasında kendini tanıtanı, eşyayı tanıyanlara nisbetle hemen hiç kadardır” dedi, Nurettin TOPÇU.

Hayattın her sahasında makineler insan emeğinin yerini almaya başlayınca el emeğine, göz nuruna ve beden gücüne ihtiyaç azaldı. İnsanın beden gücüne olan ihtiyacın azaldığı bu zamanda eski alışkanlıkları unutamayıp yeni şartlara da uyum sağlama gecikince; bu sefer beyni beden gibi kullanmaya başladık. Makineli dönemden önceki zamanlar gibi bir iş yapabilmek için çok zaman harcamanın, çok kalabalık olmanın ve çok kürek sallamanın bizi başarıya götüreceğini düşündük. Gelişime gidecek tek yolun bilgi olduğuna ikna edildik. Mevcut halimizle ulaşamayacağımız amaçlara göz dikip kırılan hayallerimizin keskin parçalarıyla ayaklarımızı yaraladık. Gideceğimiz yolun başlangıç noktasını bir türlü bulamayıp belli alan içinde dönüp durduk. Sınırları geniş bir hapishane içinde özgürlüğümüzü ilan ederek yaşadığımız mutlulukla başkalarını mutlu ettik. Makineli dönemden önceki eski alışkanlığımızı bırakamadığımızdan bedensel olarak icra edilen hamallık işini zihinsel hamallığa dönderdik.

“İlköğretimin gayesi kalbin terbiyesi, orta öğretimde gaye aklın terbiyesi, yükseköğretimde ise ihtisaslardır. İlk mektepçilik denen büyük sanat, dindeki aşk idealini damla damla çocuğun kalbine aşılamak ve o kalbin çarpıntılarını milli mefahirin temposuna uydurmak sanatıdır. Orta mektep ve lisede aklın, Doğu’dan, Batı’dan her taraftan sızan bütün ışıklarıyla yüklü metodlu hakikat araştırmaları, Farabi ve Gazali ile Pascal ve Pasteur’ü yan yana yaşatmalıdır. Zekânın bir büyük ambar olmaktan ziyade, ince ve keskin bir kılıç haline gelmesi orta öğretimin asıl işidir” dedi, Nurettin TOPÇU.

Makineleşme çağı ile birlikte malların tek tip üretildiği gibi insanlar da adeta tek tip eğitiliyor. Şekil aynı, düşünce aynı, bakış aynı, desen aynı, hata bile aynı… Aynılığın toplumda geçer akçe olduğu bu dönemde bozdurup harcamanın doğal olduğu kadar bozulup harcanma da doğal oluyor. Doğal olmayan bir doğallık… Aynılıktan dolayı eğitim sistemimiz sıradan insanlar yetiştiriyor. Bulunulan ortamın insan karakterine etki etmesinden dolayı belki de talebelerin oturdukları sıralardan kaynaklanıyordur bu sıradanlık. Sınıflardan sıraları kaldırıp talebelerin sınıflara konumlanma şeklini değiştirmekle veya sıralara başka bir isim vermekle bu durumun düzeleceği konusunda kafa yormanın da zamanı gelmiştir. 

“Millet ruhu ile bağları kopartılan bugünkü okul, millete insan yetiştirmek için değil, fabrikaya usta yetiştirmek için çalışıyor. Ruhsuz, idealsiz, inançsız bir öğretim gençliğe karakter yerine hüner verecek ve insanı elbette aşağı canlıların hizasına indirecektir. Bugünkü mektep insanın ruhunu yüceltmek için değil, makineye esir olarak midesinin saltanatını yaşatmak için açılmış kapıdır” dedi, Nurettin TOPÇU.

“Kazanç sağlama yılanı, hayat tarzı filini yutmakta zorlanmadı” dedi, Üstad İsmet ÖZEL. Midelere, egolara ve her türlü şehvetlere ulaşmada basamak olarak görülen diploma sistemi nesillerimizin karakterini zaaflar içinde bırakan bir hal aldı. Bu sistemde başarılı olmak için toplumdan uzak kalmak, hayatın içinde yer almamak, vaktini ders dışında başka işlerle geçirmemek şart hale geldiğinden sistemin kutsadığı yerlere gelenlerin halkın mayasıyla mayalanmaması sonucu toplumda görülmeyen sınırlarla bir kast sistemi çizildi. Yabancılaşmanın, inkârın, saldırının, yok etmenin ve hazımsızlığın envaı çeşidiyle karşı karşıya geldik. Kendi kurşunumuzla vurulduk. Bugüne kadar hep hainler tarafından sırtından vurulan bu toplum şimdi de ferasetsizliğin sonucu olarak kalbinden, ruhundan, ahlakından vuruldu.

“Mektep artık gençliğe karakter mayası aşılamıyor. Mektebi aşk besler, metodlu düşünce yaşatır” dedi, Nurettin TOPÇU.

Başlangıç ve hedef arasında belirlenen iki nokta üzerinde adım adım, düşüne düşüne gitmek yerine kısır döngü içinde hep aynı yolu aynı şekilde turluyoruz. Aynı yolda turlamanın vermiş olduğu aşinalık ile hızımızı her geçen zamanda daha da artırıyoruz. Yolların, dönüşlerin, tehlikelerin tanıdık olduğu bu yolculukta yeni bir şeyler öğrenmek, farklı şeyler tanımak pek mümkün olmuyor. Her şeyin aynı olduğu bu yolculukta vardığımız nokta da farklı olmuyor. Sekiz rakamını çizer gibi vardığımız son nokta hep başladığımız nokta oluyor. Başladığımız noktaya bu kadar manevraya rağmen gelmemize sebep ise kâğıttan bir türlü ayrılamayan kalemin ucu mu yoksa kısır döngünün zihinlerimize vurduğu düşünememe hastalığı mı?

“Asrımızın, ihtisas asrı olduğu ve bütün ilim kollarında keşiflerin günden güne çoğaldığı inkâr götürmez bir realite iken, ilkokulun dördüncü sınıflarından lisenin son sınıfına kadar dersleri birbiri üzerine yığıyor ve her birini döne döne tekrar ediyoruz. Zekâ, boşuna tekrarlar içinde körleşir” dedi, Nurettin TOPÇU.

Gençlerimiz başta olmak üzere tüm insanlarımızın umutları çalınmıştır! Maddi şekli olmayan bu hırsızlığın toplumumuza vermiş olduğu en büyük zarar; halkımızın hedeflerinin olmaması, ne yaparlarsa yapsınlar başarılı olamayacaklarına inanmaları, mevcut sistem içinde kendilerinin değersiz bir figüran olduğunu düşünmeleri insanlarımızı ümitsizlik içine düşürmüştür. Ümitsizlik çukuru imansızlık dehlizine açılan en muhkem yol olduğundan toplumumuz büyük bir imansızlaştırma operasyonunun saldırısı altındadır. Bu operasyonda karşı tarafın en büyük hamlesi; düzene oturan kaliteli bir sistemin kurulmasına mani olmak ve akla, mantığa, adalete, insafa yer vermeyecek şekilde sık sık değişiklik yaptırmaktır.

“Belirsizlik güveni en çok zayıflatan unsurdur” dedi, Nevzat TARHAN

“Ömre nispetle ilim çok uzundur; ömür ise pek kısadır” dedi, İmam Gazali Hazretleri. Zamanın çok kısa olduğunu ancak az zamanı kaldığında fark eden insanoğlunun bu hatasını sürdürmemesi için derinlere kök salan toplumsal hafızaya ve köklü eğitim sistemine ihtiyacı vardır. En mümbit araziye kaliteli tohumların atılmasıyla birlikte rahmeti beklercesine, hedefe odaklanan okçunun yaydan bıraktığı okun havada süzülürken duyulan ıslığa benzer sesi dinlercesine, bir saniyelik sürede âlemde neler olduğunu düşünürcesine, gözyaşlarıyla birlikte edilen duada gerekli ameli icra edercesine…

Bir de şöyle düşünün! Kitap ve defterin serbest olduğu sınavda neden hiçbir öğrenci geçer not alamaz?

Bu nesrimizi de geçen bahar mevsiminin ilk günlerinde Konya Aziziye meydanında gezerken bal ticareti yapan esnafın vitrininde yer alan petek maketini gösterip dünyada tasarım olarak en sağlam şekillerde biri altıgendir deyip bu hususta bize ilham veren Üstadın sözüyle bitirelim… 

“Kitap, ilim için” dedi, Üstad Ömer SEVİNÇGÜL ve şöyle devam etti: “İlim de eylem içindir”.

Okunma : 1196