Altıgende Hoca | Karamandan.com - Karaman Haber

Altıgende Hoca | Karamandan.com - Karaman Haber

18 Şubat 2020 Salı
Altıgende Hoca

Ülkemizde kangrene dönmüş bir konu… Düzelmesi gerektiğine herkesin inandığı ama kimsenin bu konuda elinden ve zihninden geleni yapmaya yanaşmadığı bir konu…

Ülkemizde batıl inançların en derini olan “elektronik eşyaların şans işi” olduğuna inanan insanların sayısı, eğitim sistemimizin düzeleceğine inanmayan insanların sayısının çok gerisinde kalmıştır. Ülkemizin inanç haritasında meydana gelen bu köksüz değişiklik ile bizlerin de köklü bir değişiklik yapmamız için sıhhatli düşünce eşliğinde midemizi bulandırmadan; kafamızı çalıştırmamız ve zihnimizi yormamız gerekmektedir.

Altıgen yazısı dizisinde mimariden sonraki ikinci konumuz eğitimdeki insan unsurunun mühim kısmı gençlerin eğitiminden sorumlu olan hocalarımızdır. Ülkemizin geleceğini belirleyen eğitim sisteminde talim (bedenin eğitimi), terbiye (ruhun eğitimi), tahsil (zekânın eğitimi) ve maarifin (irfan sahibi olmak, sezgin olmak) gençlerimize verilmesi gereken dört ana unsur olması gerekirken bizler sadece tahsil ile ilgilenerek; irfansız ilim sahibi, kişiliksiz bilgili ve terbiyesiz eğitimli insanlar üretip ellerine birer diploma vererek geleceğimizi inşa ederken manevi depremlere karşı toplumumuzu dayanıksız hale getirdik.

“Muallim meselesi, maarif davamızın ana meselesidir. Maarifi yapacak olan muallimdir. Şayet değerlendirilmezse, maarifi yıkan da o olur” dedi, Nurettin TOPÇU.

Dert sahibi olmadan bilgi sahibi olmanın insanı olgunlaştıramayacağını, dava peşinde koşmadan diploma peşinde koşmanın insanı ahlaksızlaştıracağını, iyi örnekler olmadan iyi insanlar yetişemeyeceğini, sözün hafızalarda fazla yer tutmayıp hareketlerin gözlerin önünden gitmeyeceğini anlamadıkça ve hocalarımız bu zihniyette yetiştirilmedikçe eğitim sistemimiz doğru yola girmeyecektir.

“Hocada üç sıfat toplandığı takdirde bu sıfatlar sayesinde talebesine vereceği ilimlerin nimeti tamam olur. O sıfatlar şunlardır: Sabır, tevazu ve güzel ahlak…” dedi, İmam-ı Gazali Hazretleri.

Hazretin dediği sıfatları açarak usul bilen, adaletli, merhametli, fedakâr, örnek olan, baskısız ortam oluşturan, zorlukla baş etmeyi öğreten, özgür ortam sunan, verimli, hedefleri olan, hikmetli olan, düşünen, keşfeden ve ahlakını en iyi şekilde geliştiren hocalar ile gençlerimiz daha iyi yetişecektir.

Eğitimciliğin peygamber mesleği olduğu bilinci hocalarımızda oluşursa bu işin para işi değil aşk ve hizmet işi olduğunu daha iyi kavrar hocalarımız. Maddi beklentilerin arka plana atıldığı bu kutsi meslekte peygamberin ahlakı ile ahlaklanmaya çalışır hocalarımız.

“Muallim tüccar değildir. Maaş ve ücretinin azlığı, çokluğu davası içinde mesleğe kıymet veren insan bu mukaddes vazifeyi yapıyor sayılamaz. Bu, para değil, ruh işidir. Muallim, ruhlar sanatkârıdır. Türk muallimi, yarınki Türk mektebinin ve yarınki Türkiye’nin temel taşıdır” dedi, Nurettin TOPÇU.

“Her ilmin anahtarı usuldür” dedi, Savaş BARKÇİN. Eğitim sistemimizin en büyük sorunu usul konusunda belirsizlik içinde olmamızdır. Dayak olmalı mı? Sertlik olmalı mı? Çocuklar her konuda hür mü olmalı? gibi sorularla eğitim sistemimizdeki sorunlar yumak haline gelip çözülemez şekle bürünmektedir. Korku ve ümit, hasret ve kavuşma, yokluk ve varlık, zorluk ve kolaylık gibi zıtlıklar üzerine usulümüzü geliştirmezsek nesillerimiz tek taraflı yetişir. Eski zamanlarda negatifi olmayan fotoğrafı çoğaltma sıkıntısında yaşanan sıkıntıları yaşarız. Kuran-ı Kerim ahlakında bir tehditten sonra ümidin verilmesi, cehennemden sonra cennetin anlatılmasını iyi kavramamız gerekmektedir.

“Havf ve reca (korku ve ümit) arasında bulunan mümin umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur” dedi, Efendimiz (sav).

“Öğretmen demek, bilgileri aktarırken zihinleri şekillendirmek, o zihinleri planlı bir ilerleyişle basitten karmaşığa doğru götürmektir. Hafızaya yüklenmek yerine zekâya şekil vermek gerekir. İyi hocaların sırrı sorularıyla öğrencinin zekâsına gizlice yol göstermektir. Zekâyı çalıştırmaya yetecek ama tembelleştirmeyecek kadar gizlice” dedi, Jacques RANCİERE.

Hoca eğitim sisteminde başarıyı elde edebilmesi için üzerinde bulunması gereken en mühim meziyet adalet kavramıdır. Lehrer İnfo dergisinde öğretmende bulunması gereken nitelikler: Branşını çok iyi bilmeli, adaletli davranmalı ve adaletli not vermeli… Adalet kavramını adil olmayı sadece maddi ölçülere has kılmayıp manevi sahada da adaleti elden bırakmamak hocalarımız için de talebelerimizin ruh dünyası için de önemlidir. Talebenin zekâsını işlemek kadar kalbine derin dokunuşlar yapmak hocanın manevi adaleti sağlamasıyla sağlanır. Zekânın unuttuğu birçok şeyi kalp unutmuyor. Kalbin hafızası zekânın hafızasından daha güçlüdür. Hoca talebelerine karşı ilgide adil, alâkada adil, muhabbette adil, gülümsemede adil olmalıdır. Efendimizin sahabelerine karşı olan muhabbetinde her sahabenin Nebi tarafından en çok kendisinin sevildiğini söylemesini daha iyi anlamalıyız.

Eğitim yuvaları sadece zihnin şekillendirildiği yer değil aynı zamanda gönüllerin de şekillendirileceği yerdir. Gönüllerin en güzel hasletlerinden olan merhamet evlatlarımıza verilecek en güzel değerlerden olup toplumumuzda asayişin daha sıhhatli olması için nesillere atılacak en sağlam temeldir. Günümüzde yaşanan insanlık dışı olayları görünce nesillerimizi merhamet konusunda eğitmekte sınıfta kaldığımızı daha iyi görüyoruz. Çok sayıda insanın yaşadığı ama insanlığın insanların arasında yaşam savaşı verdiği bu ortamda merhametin de yok olmasıyla birlikte insanlık ile merhametin birbirine doğru orantılı olduğu cebir derslerinin konusu arasına girmeli.

“Hoca talebesine karşı baba gibi merhametli olmalı, zulüm yapmamalıdır. Zulüm, kötü sözle, gözden düşürmekle, küçük görmekle, bir de intikamcı metodlarla not vermekle yapılır. Bu vasıtaları kullanan hoca gelecek nesiller ve insanlık için zalim hazırlamaktadır. Bazen mektepte en pısırık olanın hayatta zalim ve ceberut karakter kazandığına bakılırsa o adamın, bu karakteri kendilerinden zulüm gördüğü hocalarından almış olduğuna hükmetmelidir” dedi, Nurettin TOPÇU.

Eğitimciliğin en önemli özelliklerinden birisi de fedakâr olabilmektir. Feda olmak kendini yok etmek değil, bir değer üretebilmek, bir sonuca ulaşabilmek için kendinden vazgeçebilmektir. Kendinden vazgeçmek, nefsinden vazgeçmek… Vazgeçilecek şeylerden vazgeçmeyi bilmek ve hedeflere meşru şekilde ulaşabilme yollarını öğrenmek gerek. Bir yere varmak için bir yerleri geçmek gerek. Kendimizden geçmeden de bir yere varamayız. Çünkü bu dünyada en büyük engel kendimiziz.

“Eğitimci, tohum olmak için toprağa girmenin zevkini yaşamalıdır” dedi, Nurettin TOPÇU.

“İçinde aydınlanan kişi ancak dışına ışık verebilir” dedi, Üstad İsmet ÖZEL. Şimdiki gençlerin en büyük sorunu olgunlaşamamadır. Geç olgunlaşan gençlerin vebalinin bir kısmı ise kendilerine örnek olamayan büyüklerindir. Rehbersiz kalan, kaybettiği yolu bulamayan, dahası yolunu kaybettiğini bile bilemeyen nesillerimizi yaşantısıyla uyandıran, rol-model değil rolsüz örnek hayatıyla rehber olacak hocalarımız toplumun ve nesillerin gerçek mimarı olacaktır.

“Kitap yetmez, yaşamak lazım. Etkilenmeyen etkileyemez! Yanmayan yakamaz!” dedi Üstad Ömer SEVİNÇGÜL.

“İnsanları kolay yönetebilmenin yollarından biri de onları korkutup, sindirerek esir almaktır. Baskının fazla hissedildiği, insanların kendi düşüncelerini ifade edemedikleri ortamlarda yalanla daha çok karşılaşılır” dedi, Nevzat TARHAN. Okullar; hür düşüncenin olduğu, farklı fikirlerin üretildiği, toplumun geleceğinin şekillendirildiği yerler olduğu için edeb sınırları içinde baskıcı her hareketin eğitim yuvalarından uzaklaştırılması gerekir. Kolay yönetebilme adına talebeleri despot yapı içinde tutmak, gençleri içinde volkanlar patlayan kişilere dönüştürür. Hakikatin savunucusu, gerçeğin peşinden koşması gereken gençler yalana alışır ve aldatma gibi kötü hasletler topluma hâkim olarak insanlar arasında güven hissini zedeler. Topluma yapılacak en büyük kötülük de budur.

“Resmi ideolojinin gölgesindeki eğitim politikaları bireyin fikri ve zihni gelişimini bloke ediyor. Bunun sonucunda kabiliyetler köreliyor. Analitik düşünce ölüyor… Şahsi teşebbüs yeteneği dumura uğruyor… Hür tefekkür yok oluyor… Hikmet ve irfan ahlakı bitiyor… Fikir durağanlaşıyor… Her türlü tartışma sona eriyor… Tartışmanın yerini tasdik, analizin yerini teslimiyet, sorgulamanın yerini de itaat alıyor” dedi, Yavuz BAHADIROĞLU.

Eğitimde kolaylıklar sevdirmek için, yavaş yavaş gelen zorluklar ise geliştirmek içindir. Kolaydan zora doğru ilerleyen bir mücadelenin olmadığı yerde eğitim de yoktur, gelişme de yoktur, tatmin olma duygusu da yoktur. Zorunlu haller dışında sezaryen yoluyla dünyaya gelen nesillerimizin çoğalması sadece sinsi bir nüfus planlaması değil aynı zamanda da zorluklara karşı dayanıksız, çabuk pes eden, güçsüz insanların nüfusumuz içinde sayısının çoğalmasına sebep olmaktadır.

“Normal ve sezaryenle doğan çocukların topuklarına iğne batırılarak beyinlerindeki stres cevabı ölçülür. Normal doğan çocukların beyinlerindeki stres cevabının daha az, sezaryenle doğan çocukların beyinlerindeki stres cevabının daha fazla olduğu ortaya çıkar. Çocuğun doğum kanalındaki mücadelesi, çocuğun strese dayanıklılığını artırmış, geliştirmiştir. Sezaryende çocuk birden bire kolay, zahmetsiz doğduğu için çocuğun yaşamdaki dayanma gücü, mücadele gücü daha zayıf kalır” dedi, Nevzat TARHAN.

Her insanın zekâ yapısının, düşünce şeklinin, hayal gücünün parmak izi gibi farklı olduğunun farkına varamayan eğitim sistemi herkesin aynı yapıya sahip olduğunu vehmeder. Bu yanlış vehimden dolayı kek gibi tek kalıba sokulmaya çalışılan zihinlerin kimisi geniş olduğundan kalıba sıkışır, kimisi dar olduğundan kalıptan düşer, kimisi de kalıbı zihninin içine sokmaya çalışır. Herkesin kendi kalıbının oluşturmasına mani olan eğitim sistemi ise hür düşüncenin önüne konulan en büyük engeldir.

“Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır. Bir zekânın bir başka zekâya tabi kılındığı yerde aptallaşma vardır” dedi, Jacques RANCİERE.

“Kalbine girebildiğimiz öğrencinin kafasını daha kolay aydınlatırız” dedi, Duran ÇETİN. Her şeyin başı sevgidir… Kalplerin fethi olmadan zihinlere ulaşmak mümkün değildir. Hocaların eğitim konusunda verimli olabilmesi için öncelikle talebeleriyle muhabbeti seviyeli şekilde samimi olmalıdır. Çok kolay sevip sayabilen gençler daha kolay şekilde nefret edip terbiyesizlik sınırına ulaşabilirler. Kalbi her iki uç noktaya da kolayca ulaşabilen gençlerin bu ruh halini bilmek onlarla en verimli sonuca ulaşmayı sağlar eğitimciye.

“Gönlüne giremediğimiz çocuğun kafasına giremeyiz. Öğretmenlikte başarı, çocukların yeteneklerini keşfetmeye, onlara başarmayı öğretmeye ve motive etmeye bağlıdır” dedi, Ali Erkan KAVAKLI.

Yazımızı noktalamadan evvel çok büyük keşifler, hiç söylenmemiş sözler söylemedik tabi ki. Sadece söylenenleri hatırladık ve hatırladıklarımızı söyledik.

“Neyin en büyük keşif olduğu kişiye göre değişir. Mesela başladığı cümlenin orta yerinde yorulup kalanlar için dünyanın en büyük keşfi üç nokta yan yanadır” dedi, Gökhan ÖZCAN abimiz. 

Bir de şöyle düşünün! “Yan yana” kelimesi neden ayrı yazılır?

Samimi şekilde, iyi niyetle, halis duygularla yapılan her iş hayra götürür, hikmeti buldurur. Böyle duygular taşımadan yapılan her iş ise ne kadar doğru gibi görünse de yanlışa götüreceğinden kimsenin şüphesi olmasın! “Takvayla aldığımız her bir soluk, korku ve şükürle ciğerlerimizde temizlenmeden çıkarsa karbondioksit gazı üretmiş oluruz” dedi, Bülent AKYÜREK.

Yazımızı ise milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY noktalasın: “Muallimim diyen olmak gerektir imanlı, / Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı”.

 

Okunma : 1315