Cumhuriyet mi, demokrasi mi? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Cumhuriyet mi, demokrasi mi? | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Kasım 2017 Salı
Cumhuriyet mi, demokrasi mi?

Osman Nuri Koçak

Son zamanlarda, Cumhuriyet Bayramları arefelerinde, televizyonlarda hangi kanalı açarsanız açınız, karşınıza genç mi genç, akıllı mı akıllı, solcu mu ne solcu, dinci mi ne dinci, milliyetçi mi, ne milliyetçi, liberal mi ne liberal bir dizi insanın ağzının iştiha ile açılıp kapandığına ve “Cumhuriyet mi istersiniz Demokrasi mi” diyerek milletin kafasını karıştırdıklarına tanık olursunuz.

Bunu da cehaletleri nedeniyle değil, bilerek yaptıklarını düşünürüm hep.

Bazı çevreler bir şeyi gözden düşürmek, değersizleştirmek veya önemsizleştirmek istiyorlarsa hemen sağ kulakla sol kulağın yerini değiştirerek tariflemeler yaparlar.

Mesele, istedikleri algıyı oluşturmak…

Efendim neymiş?

Cumhuriyet sadece anti monarşizm demekten ibaretmiş. Yani devletin başkanının kan yoluyla değil de seçim yoluyla gelmesi konusu Cumhuriyetin niteliğini belirlemeye yetermiş. Bu seçimler de genellikle kontrollü seçimler olurlarmış. (Hoş, böyle sözde Cumhuriyetler çok da azınlıkta değil.) Çoğu zaman da müstehzi bir dil ile İngiliz veya Hollanda monarşisini mi istersiniz, İran veya Afganistan Cumhuriyetini mi? diye milletin gözünde Cumhuriyet kavramını önemsizleştirmekte, hatta “olmasa da olur” denilebilecek ve pek de çağdaş sayılmayan bir kavram gibi değersizleştirme çabalarını gözleriz.

Bu yaklaşımın uzantısı olarak da, bizim Cumhuriyetimizi ve kurucularını da, “böyle bir çağdışı devlet modeli” benimsedikleri için uzak görüşsüz diktatörler olarak anlatmak kolaylaşmakta.

Bizim Cumhuriyetimizin bu türden komedi cumhuriyetleri ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

Biz, cumhuriyetimizin temel dayanağını teşkil eden Atatürk Milliyetçiliği kavramını batının doktriner milliyetçiliği ile aynı anlamda mı kullanıyoruz?

Asla! İlgisi yok.

Batı Milliyetçiliği bir seçkin ırka ( Kavmi Necip) ve soylu, üstün bir kana dayalıdır ve ayrıştırmacıdır. Devlet modeli de son tahlilde faşizmdir.

Atatürk Milliyetçiliği ise ülkemizin bütün renklerini tarif eder ve bütünleştiricidir, demokrattır.

Türkiye Cumhuriyetinin “Millet” tanımı bir kan veya bir ırk tarif eder nitelikte değildir. Daha çok bir şuur veya kültür penceresinden kendisini ifade etmeyi uygun görür.

Türkiye Cumhuriyetine ana karakterini veren de Atatürk Milliyetçiliği kavramıdır. Yani, bizim cumhuriyetimiz bizim ülkemizin yapısına ve karakterine has milli bir yapıdır.

Bizdeki Cumhuriyet algısı bir bakıma da Demokrasiyi tarif eder.

Atatürk’ ün, Terakkiperver Fırka veya Serbest Fırka gibi demokrasi denemeleri de bunun somut kanıtıdır. 

Elbette cumhuriyet eşittir demokrasi değildir ama Türkiye Cumhuriyeti, demokrasiye hızlı bir geçişi emreden ve tek parti dönemlerinde dahi Tekil dönemlerin ifratlarını örneklendirerek ve istisnaları sürekli genelleştirerek aksini ispat etmeye çalışmak kasıttan ibrettir.

Elbette her tekil idarenin olduğu gibi, Cumhuriyetimizin de tek sesli dönemlerinde bir dizi yanlışa rastlamak ve onları dillendirmek çok normaldir. Ancak bunu bir cumhuriyet karşıtlığının temel dayanakları olarak kullanmak emperyalizm hariç, kimseye hayır getirmez.

 Batının kalıplaşmış kavramları ve İslam dünyasına egemen bazı tarikat devleti modelleri ile Türkiye’yi tarif etmek, sözde bazı aydınlarımıza ya çok kolay geliyor, ya da farklı saikler ile kalemlerini milleti aldatmak için sağıyorlar.

Cumhuriyetin demokrasi ile çelişmesi olgusu nereden çıkıyor?

 Veya cumhuriyetçilerin demokrat olmadığı ve asla da olamayacağı olgusu kaynağını nereden alıyor?

Asla bir daha geri gelmeyecek olan eski sistemlerin, imtiyazları ellerinden alınmış egemen efendilerinin beyhude çabalarının sonucunda cumhuriyet, milli değil, millete yabancı ve ona zorla kabul ettirilmiş bir olgu gibi gösteriliyor. Türk evlatları, sanki Osmanlı ile Türkiye Cumhuriyeti birbirleriyle uzlaşamayan, kanlı kinli düşmanlarmış gibi, bu kavramlar üzerinden vuruşturulmak isteniyor.

Yeni nesillere, cumhuriyetimizin zorunlu kavramları olan millet (Ulus), milliyetçilik, kavramlarının kirletilerek servis edilme çabalarını gözlüyorum.

Milleti inandıracak güçlü medya ve para güçlerinin desteğini de arkalarına alarak yapıyorlar bunları.

Maalesef milletimizin dostu olmayan ve bu toprakları Türkler’den temizlemeyi hedef alan emperyal güçlerin de tam olarak istediği bir kavga kapısı.

Cumhuriyet ve demokrasi Türkiye’ de birbirinin tamamlayıcısıdır. Batı nasıl tarif ederse etsin bizde durum böyledir.

Bizim tek gücümüz dağılmadan bir arada tutmaya çalıştığımız Türk milletidir. Demokrasi ülkemizin bölünmesinin aracına dönüştürülemez.

Osmanlı’ dan bu yana sürdüregeldiğimiz çoğulcu yapıyı, Cumhuriyetimizin temel harcı olarak kullanmışız. Türklük kavramını da bir bütünleştirici şemsiye olarak tarif etmişiz. Şimdi de, Cumhuriyetin temel yapı taşlarını oluşturan yasama, yürütme ve yargının bir tür Kuvvetler Oligarşisine dönüşmemesi için eksiksiz ve ileri demokrasi normlarına kapımızı açık tutabilmeliyiz.

Bu süreci kavga için değil, birbirini tamamlayarak giden bir silsile olarak kucaklaşma unsuru olarak değerlendirmeliyiz.

İnsanların kendi sınıf veya üretim ilişkileri temelinde ve öznel çıkarları doğrultusunda örgütlenmeleri, özgürce haklarını savunmaları, basın yayın alanında özgürce faaliyet gösterebilmeleri demokrasilerin ergenliğinin ana parametreleridir.

İnsanı devletin zorbalaşması tehlikesinden koruyabilecek toplumsal sözleşmeler yapılması ve tüm tarafların bu sözleşmelere uyması, giderek gelenekselleşen bir demokratik iklimin oluşmasına neden olur.

Cumhuriyetin açtığı kapıdan geçerek demokrasiyi bir yaşam biçimine dönüştürmek mümkündür. Milli irade denilen o kapı açık olmadan asla demokrasi hayatımıza giremez. Demokrasinin en önemli manivelası cumhuriyettir.

Sözde monarşileri önek göstererek cumhuriyeti hastalıklı gösteren arkadaşlarımız, o ülkelerdeki toplum sözleşmelerine bir kez daha bakmalıdır diye düşünüyorum. (Elbette iyi niyetliyseler)

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti, “egemenlik ve bağımsızlık karakterimdir” diyen bir ulusçu anlayıştan mülhem demokratik bir yapıdır. Çok zor sınavlar başarmış, çok badireler atlatmış ama yoluna inatla devam etmeyi başarabilmiş ve ciddi bir ergenliğe ulaşmıştır.

Dünyadaki tüm demokratik cumhuriyetlerin eksikleri vardır. Bizim de öyle. Ama az ama çok. O’ nu geliştirerek milletçe daha güzel ve daha yaşanılası bir ülke olmaya doğru yürüyoruz. Sorunlarımız ne kadar ağır olursa olsun demokratik cumhuriyete olan inancımız ve bağlılığımız da o denli güçleniyor.

Zulüm altındaki birçok üçüncü dünya ülkesine örnek olma ufku ve misyonumuzdan da asla geri adım atmayacağımıza olan inancımı da bu vesile ile yineliyorum. 

Kolaylık ve esenlik dileklerimle...

Düzenleme : 31 Ekim 2017 18:44 Okunma : 1129