Zaman Makinesi | Karamandan.com - | Karaman Haber

Zaman Makinesi | Karamandan.com - | Karaman Haber

16 Kasım 2018 Cuma
Zaman Makinesi

1980 yıllarıydı. Bu hikaye yarım kalmayacak bu iş kızların ellerinde  uzayacak. Kızlar ve işverenler birbirlerine ellerini verdi.

Kızları servisler topladı fabrikalarda bir araya getirdi. Ve tekrar aynı servisler adrese teslim gibi kızları evlerine teslim etti. Yeni girişimcilerle yeni bisküvi fabrikaları açıldı. Ev kızları işe çağrıldı. Kızlar işte bu süreç içinde de okunmaya başlandı. Filanca kız şöyle yapmış filancası böyle yapmış tam tersine o kızlarda olmasa evlerine de beş kuruş para girmeyecek. Çarşı pazarda tek bir yaprak kıpırdamayacak. Kızları gazetenin üçüncü sayfa manşet haberleri gibi okuyan çalışkan işçi kızlara kaba davranan insanlar. Peki sen ben o kızlara kaba davranır onlar hakkında dedikoduları da yayarsak bu fabrikalarda kimler çalışacaktı? Kimler şehrin içine gelir getirici mülk olacaktı? Kimler parayı dağıtıp sonra bir araya getirecekti? Kimler kirayı ödeyecek evdekilerin karnını doyuracaktı? Üstelik senin benim için halk kermes de düzenlemezdi.

Ekonominin görünmez çarklarını en ön sıraya da oturtsak bu güzel kızlarımıza güzel nameler düzsek. Güzel bir söz bulamaz mıyız? Yok mu? Bu konuda diğer büyük sanayi şehirlerine de bakalım diğer toplum yerinde çalışan kızlara da. Ha o şehirlerin ekonomisi altında ezilen kızlar ha Karaman ekonomisi altında ezilen kızlar inan hiç farkı da yok. Fakat onlar her gün gazete yayınlar gibi kızlarını bu tür haberleri de manşet yapmıyorlardı. Birileri de onları iknaya çalışmıyordu. Her şey doğal içgüdü ile milli, milletini şehrini sevmekle halkını sevmekle alakalı şeyler. Bir şehir eğer ki koskoca büyük bir şehir olma yolunda ilerliyorsa, bisküvinin başkenti olma yolunda kızlarımız da buna destek veriyorsa öyleyse o kızlarımıza köstek olmak niye?

Seksenli yıllarda sanırım en çok da böyle yapılıyordu. İşte o yıllarda kızlarımız evlerinden çıkıp işyerlerinde çalışmak var olmak için muazzam bir çaba gösterdiler. Bazıları da bu çarklar altında ezildiler kaybolup gittiler.

Otuz yıllık süreç zorlu mücadele ancak bisküvinin ve kızlarımızın belli bir düzeye çıkabilmesi güçlükleri aşabilmesi için bu uzun süreç de yeterliydi sanırım. Sonra neler oluyordu? Sonra o çalışan kızlarımız fıçının içinde uzun yıllar kalmış üzüm gibi keskinleşiyordu. Keklik gibi seken kızlarımız her birinin de yiyecekleri kalaylı kapta, her biri de başları üzerinde bisküvi tepsisi, her biri de bir markayı ellerinde taşıyorlardı. Kızlarımız ekonomik yönden kendi kendilerini efendileri artık hiç kimsenin de uşağı olmayacaktı. Evlerinde sedirleri döner koltuktan, yatakları ortopedik, kendilerine ayrı döşemeli salon, beyaz kartonpiyer kitaplık dolapları olacaktı. Hayatın keyfi ve rahatlığı içinde ayrıca yine bunlar içinde zaman gerekti.

Yıllarca çalışıp çabalayan, iki yakasını bir araya getirmeye çalışan  kadınlar. Çalışmakta zorlanan ve ellerinde para ile kıt kanaat geçinen kadınlar. Bu kadınları da düşününce. Onların yıllar önce işe gönderilmemesinin kınanması dedikodularının yapılmasını da düşününce. Oysa fakirdik işsiz ve çaresizdik. Alamıyorduk ihtiyaçlarımızı fakirliğimize isyan ediyor öfkeye kapılıyorduk. Ruhumuzda dolaşan içimizde yanıp sönen isteklerimiz vardı. Hayatın gerçekleri vardı. Para kazanmanın evine ekmek getirme gerçeği. Fabrikalar gerçeği.  Bizi zenginletecek rahatlatacak işverenlerimiz ise bizden önce geleceği görebilmişlerdi. Bizim yapamadığımız girişimciliği yapmışlardı. Çalışacağımız işi kapımızın önüne kadar da getirmişlerdi. Öyleyse isteklerimize kavuşmanın yolu da yöntemi de çalışmaktan geçerdi. Karamanlı kadınların çok çabuk aydınlanmasının önünü de açan bir gerçek.

Önemli olan geçmişi tarihi hatırlamak. Önemli olan ileriki zamanlarda da kendimizi nereden nereye geldiğimizi görmek.

Bizler de bu zaman makinesi içinde değiştik. Geliştik genişledik, yenilendik. Bu işimiz sayesinde pudralanıyor boyalar sürüyorduk. Mağaza ve vitrinleri seyrediyor alışverişler ediyorduk. Denize tatile gidiyor fotolarımızı çekiyor arkadaşlarımıza gösteriş olsun diye facebook da yayınlıyorduk. Öyle ki mayolu fotoğraflarımız bile vardı. Öyle ki o yediğimiz yemekler gezdiğimiz yerler eğer ki her biri de doğruysa, bir hayli de abartıya da kaçıyorduk. Bol bol para harcıyormuş gibi zamanımızın tamamını da fabrikada bağlı kalmamışız gibi. Ama eğer öyleyse doğru ise bu face de fotoğraflarda yayınlananlar. O neşe ve bol bol gezmeler para harcamalar. Öyleyse bu para da sizin kıt kanaat geçinmenize değil asgari geçinmenize de yetiyordu. Savurganlığınıza zevklerinize ve gezmelerinize para yetirdiğiniz göre. ‘’Ama çok azımız,’’ diyor. Bazılarımız çok azımız bu faaliyetleri gösterebiliyor.

Yüzünün hatları gösterişsiz şu kadın iri gövdeli taş gibi de sağlam duran bir eli ile de bisküviye tutunan kadın. Kalın kabanına da bürünmüş gibi iş önlüğü içinde evinde de dokuma halının üstünde de oturuyordu. Yüzünü de kameraya çevirmeye çalışırken yan profilden ‘’Beni uzağa bakıyormuşum gibi çek,’’ diyen kadın. Yüzünde flaş patlar patlamaz facede resmini yayınlar yayınlamaz da arkadaşları yorumlara başlamıştı ‘’Ne oldu? Hatice pek uzaklara dalmışsın, uzaklara bakıyorsun? Oysa onun yüz ifadesinde de diğer arkadaşlarının yüz ifadesi vardı. O da onlar gibi ya gergin ya neşeli eğleniyormuş gibi uzaklara bakan dalgın, nasıl hareket edeceğini de bilemeden öyle de bir ifade içinde. Oysa aynı kadın iş hayatı üzerinde o fırından akan sıraların üzerine atladığını da gördüğünüzde o suni yapısı değil kendisi olur. Bir atmaca gibi işine saldırırdı. İşin üreticisi sürükleyicisi de bu kadınlardır.

Eğer ki o da o bol harcayanlardan biri olsaydı lüks merakı içinde şimdi ki gibi rahatça evindeki dokuma halısının üzerine de oturamazdı. Konuşması anlatması tamamen bisküvi üzerine, üretim, kremalı asort üzerine, kızların çalışma hayatı üzerine, işyerinin genel coğrafyası ve çalışma koşulları üzerine. Eğer ki işverenleri bu bisküvi fabrikaları açmamış onların önlerine bu işi sunmasaydı onlara para veren de olmazdı. Onların atıl emeklerine değer biçen de olmazdı. Onlarda kendileri nasıl öğrendilerse işlerini şimdi kendileri de gelecek nesillere okutmanlık yapıyorlar. Kendilerini okutuyorlar onları gören okuyan kızlar ordusu da onların ardı sıra geliyor. Tıpkı kendilerinin de bir zamanlar başkalarının yolundan da gittikleri gibi. Ödülleri kazançları ise az sonra değil yirmi yıl sonra ellerine verilecekti. Başarı dileklerimizle. 

Nurten Kılıç
https://yazarimben1.blogspot.com/


 

Düzenleme : 03 Kasım 2018 20:05 Okunma : 3843