Yaylalarda Hayat | Karamandan.com - | Karaman Haber

Yaylalarda Hayat | Karamandan.com - | Karaman Haber

23 Eylül 2019 Pazartesi
Yaylalarda Hayat

Hafiften bir yağmur başlamıştı, hani çisil çisil derler ya o cinsten. Keçiler kapalı ağıla katılmak üzere olduklarını anladıklarından olmalı bir tutam daha ot kapmak için çabalarken kuşlar biraz garipsemiş olmalılar ki ağaçlardan ve kayalardan bir kuytu yer aradılar kendilerine. 

Yağmur yavaş yağıyor ama öve öve yağıyordu. Taşların üzerindeki yosunlar ıslanmış artık kına kıvamını almışlardı. Ortalık bir tenha idi ki o kadar olurdu: insanlarla beraber adeta bütün canlılar göç etmişti. Yılanlar çıyanlar ve böcü börtü toprağın altına girmiş, kuşlar göç yolunu çoktan tutmuşlardı.

Derenin üzerini bir kör duman bürümüştü, Bardattan baktığında sanki insanın üzerinde yuvarlanası geliyordu. Son baharın bu son günlerinde ağaçlar soyunmuş yağmur suyuyla duş alıyorlardı, ardından da beyaz bir kefen giyip yeni bir dirilişe kadar uykuya yatacaklardı.  Sadece ağaçlar mı kurak geçen bir mevsimin ardından yağan yağmurla oluşan küçük göbetlerde serçeler suyla dans ederek gelecek baharın kurunu yapıyorlardı.

Atın yelesinin bir tarafı görür diğer tarafı görmez dedikleri türden bir yağmurdu bu: derelerde kör duman, tepelerde sulu sepen, düzlerde yağmur halinde düşüyordu Allah’ın rahmeti yere.

Allah’ım bu nasıl bir tabiat ki her şey birbirini sektirmeden takip ediyor diye düşündü Mehmet. Kızılcada ki Sıbyan Mualliminin dedikleri aklına geldi: Allah önce nurdan bir bulut yarattı onu göklere saldı onları yanına çağırarak isteyerek ve ya istemeyerek gelin, deyince onlar isteyerek geldik, dediler. O gaz bulutundan şu andaki hissedebildiklerimizi bir bir yarattı. gökleri ve yerleri oluşturdu, altı donem halinde sıraya koyarak yaratma ve donatma işini bitirdi. Yeryüzünü büyük misafirini ağırlayacak hale getirdi. O büyük misafir halifem dediği insandı, cennette yaratıp dünyaya göndermek için hazırladığı halifesi, ademoğlunu buraya göndermeden önce son hazırlıkları teftiş için Mikail’i gönderdi. Mehmet el kaldırıp Hacı Muallim efendiye sormuştu: hocam Allah kendi yarattığını teftişe yine kendi yarattığı başka birisini nasıl gönderir? Demişti hoca şöyle cevap vermişti Mehmet’e:  Bak Mehmet, Allah isteseydi ol deyince de olurdu her şey, ama o altı günde yarattım diyor, bunun sebebi bizlere sistemli çalışmayı ve zamanı gelince istirahat etmeyi de öğretmek içindir. Ayrıca âdemoğlunun yaratılmasına kan dökerler gerekçesiyle değişik görüş arz eden melekler arasında bulunan Mikail’in gönderilmesinde de büyük hikmetler aramak lazımdır. 

Evet, Mikail a.s. bakar ki her şey tek kelimeyle mükemmeldir, burada yaşayacak olan âdemi kıskandıracak bir nizam verilmiştir dünyaya. Arasından ırmaklar akan tepeler, tepelerde kayalar kayalarda her tür kuş için hazırlanmış yuva yerleri, yamaçlara ağaçlar ağaçların el girmeyecek sıklıkta yapraklar birebir kuşların yuvalarını saklamak için dizayn edilmiştir. Her canlı için kaçacak ve sinecek yerler, bahara kadar saklanacak delikler, memeliler için inler mağaralar, insanlar için bin bir türlü nimetler hepsi hazır ve amadedir. 

Yağmur yamaçların bir başka tarafına geçince keçiler ıslanarak yumuşayan karamık dallarına bir başka şevkle ardıldılar, onların rızıkları peşinde koşuşunu ibretle izledi Mehmet ve tepeden tepeye ıslıkla ve ateş yakarak, nara atarak haberleşen üç beş çobandan başka kimsenin kalmadığı yayladan ayrılmanın zamanının geldiğini anladı. Bu yağmurun ardı mutlaka kardır, kar yağınca da Bardat’ta yaşaması daha bir zor yayla olacaktır. 

Yağmurun ardından bir güneş açtı ki adeta tabiatın en sevimli yanıydı bu, ağaçlar dağlar kayalar ne varsa yıkanmış arınmış tertemiz bir mahşere hazırlanmış gibiydiler. Keçiler çebiçler yazmışlar tekeler ve koyunlar pırıl pırıl parlıyorlardı.

Yağmurun yağdığı yamaçların aktığı ara dereler ve özler boz bulanık sularla dolup akıyordu, yağmurlar toprağı doyurmuş artanını Akdeniz’e bu dereler vasıtasıyla sevk ediyordu yaratan. Bir başkasına ümit kaynağı olsun diye. 

Dereler dolu dolu ve deli deli akarken neleri sürüklemiyorlardı ki peşlerinden. Odunlar, kütükler, çam yarmaları ve türül türül bir toprak kokusunu en önemlisi de en zor elde edilen topraklarımızı en kolay bir biçimde uzak yerlere sürüklüyorlardı. Bu manzara Mehmet’in kafasını da bir yerlere aldı gitti, sürükleyip taa anacığının sıcak kucağına bıraktı.

Bu Ekimin son günleri artık Bardat’ın bu yıl ki macerasının sonunu gösteriyordu. O akşam çobanlar Yağız hasanın çardağında toplandılar, hep birlikte yarın kar düşmeden köye inmeye karar verdiler.

Mükremin Kızılca

Okunma : 1032