Tus Öküzü | Karamandan.com - | Karaman Haber

Tus Öküzü | Karamandan.com - | Karaman Haber

20 Şubat 2018 Salı
Tus Öküzü

Ne yandan bakarsak bakalım tarihin en büyük olayları ya koltuk ya da gurur adına vuku bulmuştur.

Taht ve gururun feda edemeyeceği kutsal yoktur. İslam tarihinin iki önemli olayı da bu iki hastalıktan dolayı meydana gelmiştir. 

Bu iki olaydan sonra bunlara denk üçüncü bir olay henüz olmamıştır, Allah ümmet-i Muhammed’i bundan korusun!

Koltuk uğruna işlenen ve İslam âleminde onmaz yaralar açan iki olaydan birincisi M. 680 tarihinde (Hicri 61, 10 Muharrem) âlemlerin efendisinin dizlerinde büyüttüğü, omuzlarında taşıdığı torunu hazreti Hüseyin radıyellahü anhın hunharlar tarafından katledilmesidir. 
Gurur uğruna işlenen ve tüm zamanların 800 bin kişilik ölü yığınıyla birincisi olan H: 656 M. 1258 yılında vuku bulan Abbasilerin daha doğrusu yeryüzü İslam imparatorluğunun kalesi Bağdat’ta yapılan Moğol katliamıdır. 

Bu makalemde değerli okuyucularımla ikinci olayın perde arkasını paylaşmak istiyorum. 

“Müstasım Billah’ın gururu ve haşmeti kemalinde idi zira özel haremine hizmet eden 11bin adet altın kemerli kişi vardı, 4 bini siyah ve 7 bini beyazdı, kibir ve gururları son haddindeydi. 

Mengü kağan biraderi Hulagu hanı başkomutan tayin edip ve sayısız asker ile İran vilayetlerine göndermişti. 

 Ordusunda bin neft atar ve bin nefer mancınık atar er tayin edip koştu ve ayrılırken şunu tembihledi:  her kim ki sana tabi olursa memleketine ve kendisine taarruz eyleme ve yine vilayete onu memur ata, dedi.

Özellikle Abbasî halifeleri sana saygı duyup saldırıya geçmezlerse vilayetlerine taarruz eyleme, ancak taarruza geçerlerse Cengizhan turasını icra et, dedi.

 Hicri 651 senesinin harında Hulagu han İran’a doğrulup Semerkant’a geldi etrafta olan kral ve hanlar bağlılık bildirip peşkeşler gönderdiler, her birine riayet olundu sonra Tokat şehrine vardı ve Rüknettin Harzemşaha emir gönderip ordusuna davet eyledi.

Harzemşah Nasir-i Tusi ile biraderi Turan şahı ve Keya nam küçük oğlunu İlhan ordusuna bir çok peşkeş ile gönderdi. Vardıklarında fazlaca iltifat olundular sonra İsmailliye mülhitlerinin hakkından geldikten sonra Bağdat’taki hilafet üzerine yürüdüler.

Nasir-i Tusi, Reisü’d-devle ve Muvaffaku’d-devle aileleriyle göçüp İlhanlı hizmetinde olmaları buyruldu ve cümle mühimmat ve levazımları tayin olundu.

Hülagu Moğol ordusu Hemedan’a yaklaşınca Bağdat halifesi tarafına mektupla elçiler gönderildi, mektuplarda kısaca: bize karşı koymayın, zararımız olmayacaktır, deniyordu ancak halife Hülagu hanı iyi hesaplayamadı ve cevap vermeye bile tenezzül etmedi. Zira o asırda halifelerin kuvvet ve kudretleri kemalde idi. Ancak işret alemlerine devam etmeleri nedeniyle gafletleri de haddinden fazlaydı. Halife tenhasında gece gündüz şarap meclislerinde şehvetinin ardına düşmüştü, memleket ahvalini tamamen unutmuş, sarhoş haldeydi. 
Veziri ibn-i Alkami her zaman nasihat edip nizam-ı âlem ile alakalanması yolunu gösterdikçe aldırmayıp her şeye göz yummuştu.
 Akıbet Hulagu han Bağdat üzerine yürüdü ve gelip Daru’s-selam denen halifelik sarayını muhasara edip kırk elli gün mancınıklarla neft bombası attı ve duvarını viran edip sayısız halk helak oldu.

 Sonunda halifeyi üç oğlu ile ve üç bin miktar al-i rasul ve al-i Abbas ve sair eşrafla Hulagu hanın ordusuna doğrulup kaleden çıktılar. Üç oğlu ile halifeyi içeriye aldılar ve diğerlerine ruhsat yoktur deyip dışarıda alıkoydular.

O gün halifeye iltifat olunup kale kapıları açılıp Moğol ordusu şehir içine girdiler her taraftan temkin peyda eylediler ertesi gün halifeyi üç oğlu ile hapse atıp diğer ileri gelenlerin hepsine şerbet-i şehadet ile ziyafet eylediler.

Üçüncü gün halifenin evladını kendi gözleri önünde katledip halifeyi dahi keçe içine veya bir göne sarıp ayakları altında basa basa helak eylediler.

Bağdat şehrine katliam emrolunup bu denli ulema ve seyitler ve sair eşraf, avam ve havas cümle kılıçtan geçip o mertebe oldu ki Dicle kan olup aktı.

Moğol keferesi o gün görmemiş nazeninlere el koyup esir edip ve üç gün yağmayla Bağdat’a bir zulüm ve ihanet olmuştur ki kelimelerle anlatılması imkanı yoktur. Bu Moğol istilası sırasında Bağdat merkezinde sekiz yüz bin adam helak oldu.

Hilafet merkezi olan Bağdat’a ve halifeye bu kadar şiddetli cezanın sebebi olarak Nasir-i Tusinin ona olan kininden kaynaklandığını yazan tarihçiler bunu şöyle anlatıyorlar:

Metn-i Tecrid namında ki kitabı telif edip Mustasım billah dergahına gelip ithafı murat eylediğinde halifenin makbul adamı Yakut önce kendilerine göstermeyip doğrudan halifeye çıkmasını kıskanarak halifeyi etkilemiştir.

 Dicle üzerine bir kasırda halife oturur iken Molla Nasir girip kitabını halife eline sunduğunda has adamları ve Yakut halifeyi kandırarak iltifata layık nesne değildir diye inandırdılar.

Halife de onların ağzına bakıp asla Nasir-i Tusi gibi fazıla rağbet nazarı ile bakmayıp kitabın bir varakasını koparıp ve cenabeti var ancak yunup pak olması lazım olmuş, diyerek suya attıktan sonra, Nasir-i Tusi Tustan geldiğinden dolayı, bana bunu getireceğine bir Tus öküzü getirsen daha makbul olurdu der. Dalkavuklar büyük emeklerle yazılan kitabın tamamını Dicle’ye atarlar. 

 Molla Nasir-i Tusi bu kadar hakarete ve cefaya tahammül edemeyip meclisten kalktı ve giderken halife ardından: molla nereye gidersin? dediğinde, Molla der ki: o buyurduğunuz öküzü getirmeğe giderim.

Nasir-i Tusi o rencidelik ile Bağdat’tan göçtü ve Hulagu hanın gücünü yıldızlara bakarak kuvvette görüp Hulagu han hizmetine vardı ve ilhan – Moğol otağında büyük bir makam sahibi olup Hülagu’nun en yakınına girmeyi başardı. Hulagu her nereye teveccüh murat eylese mollaya müracaat edip onun tavsiyesiyle yürürdü. 

Sonunda intikam kastı ile Hulagu’yu Bağdat üzerine getirmeye sebep oldu ve halife Bağdat hisarından çıkıp Hulagu’nun bargâhına dâhil olduğunda han kendisi bir altından taht üzerinde oturmuş idi ve sağ yanında da bir gümüşten taht üzerinde Nasir-i Tusi oturur idi.
Halife içeri girince alaysı bir ifadeyle Nasir-i Tusi ayağa kalktı ve halifeye hitap edip: o sipariş buyurduğunuz Tus öküzünü beğendiniz mi? Dedi. 

Bazı tarihlerde geçtiğine göre halife bir gün ve bir gece aç olup ardından bir tabak içine bir miktar altın koyup serpuşla örtüp halife önüne koydular, yemek sanarak serpuşu kaldırıp altını gördüğünde elini çekti. 

Niçin yemezsin? dediler, halife dedi ki: altın yenir mi?

Onlar da dedi ki: yenmez ya! bunu onları muhkem hazine edip saklamadansa kapında kendi canını korumak için dilaver, yarar yiğitlere dağıtsaydın böyle günlerde can ve başla düşmanına karşı dursalar bundan iyi olmaz mıydı? diye susturdular. (Kaynak:  Tarih-i Güzide)

 

Okunma : 7082