Susuz Bahçeye Yolculuk | Karamandan.com - Karaman Haber

Susuz Bahçeye Yolculuk | Karamandan.com - Karaman Haber

05 Temmuz 2020 Pazar
Susuz Bahçeye Yolculuk

Derinlikte ve yükseklikte birbiriyle yarışan koyaklar ve tepelerden oluşan bir susuz bahçem var benim. 

Orada hayat bulur, orada nefes alır ve orada huzur bulurum. 

Orada beni rahatsız eden ne bir araba sesi, ne bir uçak gürültüsü, ne bir hava kirliliği ve ne de bir trafik keşmekeşi vardır. Telefonlar çekmez, Radyolar dinlenmez, elektrik çarpma korkusu, suda boğulma endişesi sezilmez. 

Bu bahçenin her koyağında ve tepesinde her tür kuştan bir aileyi yerleşmiş bulursunuz Hıdırellez’e doğru.

Saksağanlar bol dikenli alıçların çotuluna yuvasını kurar. Culalar düdenlerin içine, güvercinler, atmacalar ulaşılması güç kaya deliklerine Hazirandan önce yapmış olurlar evlerini. 

Sarıtavuklar, Karatavuklar ve serçeler karamıkları, ardıçları ve andızları tercih ederler evlerinin temelini atmak için.

Sağanlar, Kırlangıçlar sarp kayaların deliklerine oturturlar ağzı çamurdan sığınaklarını. Sabah ve ikindi vakti, saatte atmış km hızla girerler içine çığlık çığlığa vererek ortalığı. 

Keklikler en ürkek sakinidir bu bahçenin, yuvaları için fazla bir yer seçimi yapmasa da onları bulmak en zorudur diğerlerine göre.

Kuyrukkakanlar, Kır serçeleri ve buralara geçici olarak göçmen gelen kuşlar rast gele yere, bir ot dibine veya bir kaya kovuğuna yumurtlarlar. Yılan, fare ve atmaca gibi düşmanlara en kolay avlar da bunların yuvasıdır. Hele bir kuyrukkakanın tarla faresinin yerde açtığı deliğe yuva kurmak için ailecek günlerce çalıştıklarına şahit olunca çok üzülür insan. 

Yürürken içinden; 1800 – 2000 rakımlı bu kırlarda ne bulurlar bu kuşlar da her yıl aynı günlerde akın ederler? diye söylene söylene geldi gediğin başına. 

Yavaş yavaş yürümeye başladı bahçenin içine doğru.

O ana kadar hiç solumadığı bir hava karşıladı onu önce.

Oh, dünya varmış dedi! Çektikçe çekti ciğerlerine, o da doldukça doldu bronşlarının son noktasına kadar. 

Karlar daha erimeden eteklerindeki çamurlarla başladığı inşaatını bitiren Çamurcu - Gök güdüğün erkeci ses verdi evinin bulunduğu kayanın üzerinden. Sanki onun kıskandığı selamı alıyor gibiydi. 

Ölülere bile selamı emreden medeniyetin mensubu bir yolcu, bu hayat dolu susuz bahçeye girerken nasıl selam vermezdi? 

Henüz ilk koyağa inmeden bir kuyrukkakan, ala serçe kalktı, sessiz ve kanatlarını çırpmadan bir aşağı, bir yukarı süzüle süzüle ilerledi önünden. 

Ayağını her bastığı yerden onlarca çekirge sıçrıyordu sağa sola. Bozu, sarısı, siyahı, gödesi ve kanatlısıyla. Peygamber Devesi hepsine rehberlik edercesine yürüyordu önlerinden vakarla. 

Her adım attıkça farklı kokular geliyordu farklı otlardan. Ayağının değdiği bitkiler türül türül rayihalarla selamladı onu.

Bu duruma gerçekten şaşırıp kalmıştı. Oturdu olduğu yere. Rengârenk çiçeklerle bezeli otlar halı gibi döşenmişti her yere. Elini her hangi birine dokundu, enfes bir koku geldi burnuna, diğerine, ötekine, derken her cins nebattan ayrı bir güzel koku geliyordu alıcısına.  Kokuların en muhteşemi de kendisini görmeden kokusu algılanan çiğdemlerin, lalelerin ve sümbüllerin kokusuydu. 

Kayaların araları kekiklerin ve ender – endemik bütün bitki çeşitleriyle yeşeriyor, koyakların yamaçları deli gevenlerle kirpi sürüsünü andırıyordu. Yer yer düz yerler yeni açan nadide çiçekleri ve eşsiz kokularıyla gevenlere yurt olmuştu. 

Kandakların ağzı Çaşır, içleri ısırgan yeşiline bürünmüştü. Sayların üzerleri sanki ekilmiş gibi deli maydanozla / baldıranla doluydu. Yeşilin tonları saymakla baş olmazdı burada. 

Koyakların ortaları nohut, arpa ve çavdarlı buğdayla adeta yeşil boya dökülmüş gibiydi. Ekinlerin hafif rüzgârla dalgalanışı aşığına kur yapıp sağa sola nazla sallanan güzelin başındaki saçları andırıyordu. 

Kenarlarda karamıklar salkım salkım, minik mor üzümlere durmuşlardı. 

Ardıç ve andız pürleri dünyanın en pahalı tespihlerinin hammaddesi olan tohumlarını teşhir ediyordu. Yeşilin en güzel tonundaki bu tohumlardan birisini avucunda ezdi, burnuna götürdü, ta içten bir oh daha çekti. 

Burada öyle koyaklar vardır ki bunların doğusu da batısı da tepelerdir. Güneşin doğuşunu bir tepeden görür inişini diğerinden seyreder insan. 
Bazı derin koyakların başucunda inler gördü. Yazın da kışın da serin olan bu inlerin eni boyu çeşitliydi. İnlerin nemli ortamında sıksan yeşil boya akacak gibi duran otlar vardı, bu otlar inlerin tavanının bile yarıklarından fışkırıyordu.  

Bu susuz bahçede hayat 365 gün desek de Nisandan Ekime kadar yedi ay capcanlı olur. Diğer beş ayda karla beyaz bir yorgan çeker üzerine, üzerinde kalan bütün canlılarla beraber uykuya yatar. 

Kışın karla koyaklar kaybolur, adeta dümdüz bir ovaya döner bu cennet köşesi. Altı ay karın suyunu emen kayalar yaz altı ayda da verirler bu suyu ziyim ziyim, damla damla altındaki Kaklıklara. 

Yaz aylarında karın hiç eksik olmadığı karlıklar da vardır, tavanından önüne yapılan küçük havuzlara damıta damıta damlayarak su veren derin ve uzun mağaralar da. 

Sabahın seherinde, esen hafif bir saba yeli eşliğinde koyakların dalgalanan ekinlerini seyrederken bütün kuşların melodilerine kulak verdi. Bütün canlıların başını kaldırıp yaşamak için sarf ettikleri mücadeleyi izledi. 

Öğleye doğru kendisinden kaçacağı güneşin yeni doğan fersiz ısısını almak için sırtını ona döndü. 
Ve burası gerçekten susuz bir cennet köşeymiş, dedi.

Mükremin Kızılca

Okunma : 1743