Sarı Çizgi | Karamandan.com - | Karaman Haber

Sarı Çizgi | Karamandan.com - | Karaman Haber

23 Temmuz 2019 Salı
Sarı Çizgi

Her zaman olduğu gibi sabaha kadar uyuyamadı.

Sabah erken bir yere yolculuk yapacaksa gece gözüne uyku girmezdi.

Yatağında biraz sağ sol yaptıktan sonra kalkıp yatsı namazıyla beraber teheccüt namazını da kılarak duaya başladı.

Onun evden çıkmadan önce değişmeyen duaları: yedi ayetelkürsiden altısını altı yana yedincisini içine üfler sonra avucuyla bütün vücudunu sıvazlar ardından Türkçe ve Arapça olarak: Ya rabbi beni ailemi, komşularımı, Müslümanları ve bütün insanları ani gelecek bela, afet ve musibetlerden, iç ve dış hastalıklardan koru, Ya Hafiz Fellahü hayrun Hâfızan vehüve Erhamü’r-Râhimin” ve “Allahümme lâ tekilni ilâ nefsî tarfete aynin ev ekalle min zalike” (Ya rabbi beni, göz açıp kapama hatta daha az bir süre de olsa bana bırakma) olurdu.

Ankara’da katılacağı, imza gününün de bulunduğu kitap fuarı için valizini tıka basa kitapla doldurdu ve erken saatte YHT’ye yetişmek üzere evden çıktı.

Yüz elli yıl önce bir haftada, yüz yıl önce yedi saatte elli yıl önce dört saatte varılan mesafeye bir buçuk saatte vardı. Gerçekten peygamberler peygamberinin ifadesiyle zaman zaman içinde dürülmüş, vakit birbirine yaklaşmıştı.

Eryaman’da indikten sonra merkeze gitmek üzere YHT bağlantılı olarak Başkent ray hattına bindi. İndiğinde ona: iki durak sonra inseydi oradan Fuar alanına giden metroya daha çabuk ulaşacağını söylediler ve hemen bir sonraki trene tekrar bindi ve denilen durakta indi.
Gelen ve giden olarak ortada iki hat vardı. Derinlikleri bir metre yirmi santim kadar olan hatların eni trene göre ayarlanmış, kenar duvarlarına sürtmeyecek kadar yakındı.

Metro alanından devamlı “Değerli yolcularımız! Lütfen can güvenliğiniz için sarı çizgilerden ileriye yanaşmayınız! Diye anonslar duyuluyordu. 

Altı metre ötede karşı platforma ait olan trenin sesi duyuldu. Bineceği tren sanarak ona doğru yürümeye ve tekerlekli valizini sağ eliyle çekerek ilerlemeye başladı. Oysa arada asıl bineceği trenin hattı vardı ve boştu, ancak onu fark edemedi, sarı çizgiyi geçti ve karanlık bölgeye adımını attı. Son duyduğu gelen trenin haberini veren sesti.

Etrafı hiç görmediği kendisine seslenen nurlu simalarla doluydu.
Hani sen Allah’ın sana verdiği can emanetini iyi korumaya ahdetmiştin! 
Hani sen her sabah çocuklarına, aman dikkat edin, diyordun! 
Yoksa sen Aslah Alellah (iyi olanı yaratmak) vacip mi sandın? 
Yoksa sen dua edince Allah’ı kabule mecbur mu saydın?
Hani sen her zaman “İslam ilki can olan beş şeyi korumayı emreder derdin! 
Hani sen “Kendinizi tehlikeye atmayın” ayetini dilinden düşürmezdin! 
Bir tarafta da nursuz, sönük ağızlardan laflar çıkıyordu:
Hani sen bütün duaları etmiştin!
Hani sen Allah’a güveniyordun!
Hani sen Allah vaadinden dönmez derdin!
Hani sen seherde yapılan dualara reddedilmez, makbuldür diye inanmıştın!
Şimdi o kadar yarım kalan çalışmalarına ne olacak?
Hani sen daha yazılacak çok şey var diyordun! 
Hani sen çok dikkatliydin!
Hani sen yapacak çok şeyim var derdin!
Hani sen kendine yeni ufuklar çiziyordun!
Hani sen arkadaş ve takipçilerinle ne müjdeli, haberler paylaşacaktın!
Benzeri sözler her iki yandan atılmaya devam ediyor, hangisini düşünüp cevap vereceğini şaşırıyordu. 

Bir anda “elini ver amca” sesini duydu.

Az ileride hızla gelen trenin ışık huzmeleri gözüne vuruyordu.

Üstüne yuvarlandığı valizin uzun kulpunu uzatarak; sen şunu tut, dedi ve sağ elini beton zemine kavrayarak kendisini sarı çizginin üzerine atabildi.

Çoğunluğu öğrenci olan yolcuların kimisi suyu olan yok mu? Diye soruşturuyor, kimisi bir şeyin var mı? Amca diye soruyor, kimisi de Ambulans çağırın! Diye feryat ediyordu.

Sarı çizginin üzerinde ayağa kalktı, iki eliyle sağını solunu yokladı, ayaklarını kollarını hareket ettirdi. Sonra, yok bir şeyim, diyebildi.

Şokta olduğundan o, zor zamanın yardımcılarına bir teşekkür etmek bile aklına gelmemişti. Onlar duran trene binerken o, bir sonrakini beklemek ve kendisini iyice yoklamak üzere bir yere oturmuştu.

Beş saniye içinde cereyan eden o berzah konuşmaları geldi aklına.

İslam’ın sarı çizgisi kader ve kaza olmalı, diye düşündü.

Ağzı olan konuşuyor, dili olan geveliyor ve o sarı çizgiyi geçerek kendisini tehlikeye atan onca insan vardı âlemde.

Son Cuma günü hatibin hutbeden seslendirdiği şu cümleleri hatırladı:

“Kaza ve kadere iman konusu ilk yüz yıllarda yani mezheplerin teşekkül etmeye başladığı, felsefe ve kelam bilginlerinin ilim yarıştırdıkları asırlarda da tartışma konusuydu.

Ancak o asırlarda kaza ve kadere iman konusu tartışılmıyor kendi içinde nasıl oldukları tartışılıyordu. Bu bağlamda Ef’al-i ibad yani kul fiilinin yaratıcısı mıdır değil midir? Sorusu anlaşmazlıklara neden oluyordu.

Şimdi ise o kadar ileriye gidenler vardır ki kaza kedere iman şart değildir diyecek kadar işi caddenin dışına taşırmışlardır.

Bu tartışmayı yapanlar kendilerini aklı başında din âlimi saymasınlar, allame zannetmesinler, bunu doğru hatta tek doğru hiç bilmesinler, çünkü bu konuda ilahi ölçü bellidir:

“O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.  Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Al-i İmran 7)

Allah celle celalühü bu ayetinde tartışmalı ve anlaşılması güç konularda bizlere yol gösteriyor ve tartışmaktan uzak durmamızı tavsiye hatta emrediyor.

Şimdi bire densiz sen kim oluyorsun da kadere iman şart değildir diyorsun? Senin kariyerin, bilgin ve birikimin nedir ki ayette geçtiği gibi müteşabih konularda kafa karıştırıyorsun?

Kader ve kaza konusunu çok net ve kısa olarak ifade eden ayetlerden birisi şöyle buyurmaktadır:

“De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim Mevla’mızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler." (Tevbe 51) 

Tebük savaşında Münafıkların Resûlullah’ın ve Müslümanların başına gelen kötülüklerden büyük sevinç duyduklarına değinilen bu ayette Müslümanlardan ilâhî takdir ve Allah’a tevekkül konusunda dik durmaları talep edilmektedir. 

Bundan sonraki 52. ayette ise savaşlarda Müslümanların başına iki güzelden birisinin geleceği ve bundan da Müslümanların büyük haz alacağı izah edilir. Bu iki güzel şey şehitlik ve gaziliktir, zaferdir.

Kadere iman, imanın altı şartından birisidir, Amentümüzün olmazsa olmazıdır.

Kader; ezelden Allah celle ve ala hazretlerinin bilgisi dâhilinde kulların hayatını saniye saniye yazmasıdır. Kaza ise bu yazılanların vakti saati gelince vuku bulmasıdır.

Bu durumu en kısa özetleyen Allah kelamı şudur:

“Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.” (Kamer 49) 

Allah cc kendisinde büyük iradeyi tutarken kullarına da cüzi yani hayatına iyi veya kötü yön verecek iradeyi yüklemiştir.

Kaza kader hususunda zoraki yorumlarla aksini ispata çalışan nice bahtsızlar çıkabilir. Ama akıllı Müslümanlar bu tartışmaya dalmazlar, bu karışık ve beşer aklının kavramaktan aciz olabileceği meselede susmayı ve “Allah en doğrusunu bilir” demeyi tercih ederler. 

İşin sonucunu Allaha bırakmak ve dosdoğru bir Mümin olmak hedefine kilitlenen Müslümanlar şunu iyi kavramışlardır:

“… Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak 3)”

Okunma : 2483