Mescid-i Nebevi | Karamandan.com - | Karaman Haber

Mescid-i Nebevi | Karamandan.com - | Karaman Haber

23 Mayıs 2019 Perşembe
Mescid-i Nebevi

Umre Ziyareti Hatıraları- 4.

622 yılında Medine-i münevvereye gelişin ilk gününde inşa edilen peygamber efendimizin de fiilen çalıştığı mescide mescid-i nebevi denir. 

“…Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever.” (Tevbe 108)

Bu mescit efendimizin biniti olan, hicret için Hz Ebubekir tarafından alınıp efendimiz tarafından daha sonra parası ödenen Kasva adlı devenin çöktüğü yeri yine de yüce peygamberimizin şu duası tayin etmiştir:

"…Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konaklatanların en hayırlısısın." (Müminun 29)

Bu ilk yapılan mescit 330 metre kare olup bugün ‘yeşil halı’ olarak bilinen mescid-i nebevinin en mahrem alanıdır. Peygamberimizin zamanında ilk genişletme yapılmış daha sonra da nüfus arttıkça ve talep geldikçe halifeler ve sultanlar tarafında bu günkü halini alıncaya kadar tevsi edilmiştir.

Mescid-i nebevinin yüze yakın kapısı vardır. İçinde ise bölüm bölüm ayrılan adalar bulunmaktadır. Bu adalardan en yoğun bölüm ravza-i mutahhara kısmıdır. Burası mescid-i haramdaki Kabe-i muazzamanın hacer-i es’ad köşesi gibi daima dolu ve izdihamlı bir alandır. 

Ashab-ı suffenin kaldığı ravza-i mutahharada başlayan bölümler sonuna kadar devam etmekte ve bu gün de aynı amaçla ilim talebelerine hizmet vermektedir. Bu Ashab-ı suffe bölümlerinde ibtidai, ihzari ve nihai bilgilerin verildiği eğitim şartları tamamen sağlanmış durumdadır. Yaklaşık her adada bir sınıf bulunmakta ve başlarında da bir hoca efendi talim ve terbiyede önderlik etmektedir. Bu ilim meclislerine aynen ashab-ı suffeye dendiği gibi Halka denmektedir.

Rehberimiz bizi 22. kapıdan içeriye aldı ve doğruca daima buluşma mahallimiz olacak yere götürdü. Bu arada ikindi ezanı okunmaya başlandı. O her zaman dinlediğimiz hoş sesli müezzinin artık biz de yanı başındaydık.

Ezan-ı Muhammedîden sonra yirmi dakikaya yakın bekleniyor ve herkesin sünnetleri kılmasına imkân tanınıyor. Ardından müezzin kamete başlıyor, Hanefilerde olduğu gibi ikişer değil de birer söylenerek kamet getirdikten sonra kıraatı oldukça düzgün imam tekbirle namaza giriş yapmadan önce “İstevû İstevû, ekîmû sufufeküm” safları sık ve düzgün tutalım, diye uyarıda bulunuyor.

Tadil-i erkan denilen namazın düzgün, acelesiz ve her şeyi yerli yerinde yapmak konusunda mükemmel bir duruş sergileniyor. Mesela rükuda ve secdede, iki secde arasında ve semiallahü limen hamideh, dedikten sonra bizlerin alışık olduğumuz tarzda dokuz defa suphanallah diyecek kadar bekliyor.

Müezzin her dediğini tekrarlayarak daha gür bir sesle yüzbinlerce cemaate ulaştırıyor. Her Fatiha’dan sonra gür bir sesle cemaat âmiiin diyor. Namazdan sonra müezzin başka komut vermiyor, herkes serbestçe varsa sünnetlerini kılıyor ve tesbihatını kendisi tamamlıyor.

Az sonra müezzinin; “Es-salatü ale’l-emvat yerhamükümüllah” Allah cc size de rahmet buyursun, cenaze namazına kalkalım, sesi duyuluyor. Yaklaşık beş dakika sonra da imam cenaze namazı için tekbir alıyor. Bütün cemaat bu namazda da imama uyuyorlar. Hanefilerden farkı sadece sonunda sağ tarafına selam vererek namazdan çıkması oluyor.

Namazdan sonra komutla bir şey icra edilmiyor. Ama dünyanın dört bir yanından gelen hacılar ve umreciler sürekli ibadet ve Kur’an okumakla meşgul oluyorlar.

Ashab-ı suffe bölümünde Arap muallimlerle görüşürken birisine sünnetlerin evde mi kılındığını sordum. Bana aynen şunları söyledi; “Sünnette de geçtiği gibi bizler sünnetleri katiyetle evde kılarak geliyoruz. Bazı kardeşlerimizin ‘Araplar sünnet kılmıyor’ gibi önyargılarından rahatsızız, resulüllah zamanındaki uygulama neyse şimdi de onu uyguluyor ve evlerimizi Allah’ın zikrinden mahrum bırakmıyoruz.”

Mescid-i nebevinin içi yüzlerce bölümden oluşuyor, bunlardan kadınlar için özel bölümler dikkati çekiyor. Namazda kesinlikle erkek kadın muhazatı önlenerek namazın sıhhati korunuyor.

Mescid-i nebevinin bütün ana direklerinin altında Kur’an’ı kerim dolapları var, büyüklü küçüklü Kur’an-ı kerimleri Müslümanlar daima okuyorlar. Gerek dolapların yüksekliği gerek Müslümanların Kur’an’a olan saygıları mükemmel derecede kusursuzdur.

Harem-i şerifin içi altı metrelik halılarla döşeli. Ancak dış kısımlar yani şemsiyelerin altı boş, herkes seccadesini serip namazını imama uyarak eda ediyor.

Namazdan sonra rehberimiz kulakçıklarımızı takmamızı yeşil halıya gideceğimizi söyleyince heyecan doruklara çıkıyor. Çünkü burası peygamber efendimizim hane-i saadetleri ve hurma dallarıyla örtülü ve kerpiç duvarla çevrili ilk yaptığı 330 metrelik alandır.

38. kapıya doğru yöneliyoruz ve verilen direktiflerle ravza-i mutahharaya doğru yürüyoruz.

Burada iki rekât namaz kılmanın ne demek olduğunu bilen bütün Müslümanlar burada yoğunlaşıyor ve tatlı ve heyecanlı bir izdihamla karşılaşıyoruz. Yeşil halı bölgesi yani mescid-i nebevinin 622 yılında inşa edilen minber-i şerif, ravza-i mutahhara, peygamberimizin evi, kabri, hazreti Ebubekir ile hazreti Ömer (R. A.) kabirlerinin bulunduğu bölümüne varıyoruz. Burada dört dilden “Müslüman kardeşim, hiç sıkıntıya girme, acele etme, sana burada iki rekât namaz kılma imkânını tanıyacağız” yazıldığını müşahede ediyoruz.

Bu alan yüce peygamberimizin misafirlerinin akın akın doldurduğu bir bölümdür. İçeriye güvenlik erbabı yeterinde kişiyi alınca basit, hafif bariyerlerle arayı kapatarak izdihamı önlüyorlar. Yeşil halıda kadınlar için de ayrı saatlerde namaz kılma imkânı rahatça veriliyor.

Bizim bulunduğumuz gurup da içeriye giriyoruz ve minber ile hane-i saadet arasında ikişer rekât namaz kılıyoruz. “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim Kevser üzerindedir." Hadisi gereği bu alana ravza-i mutahhara deniyor.

Rehberimiz girerken de çıkarken de kimseye eziyet etmememiz hususunda defalarca uyarıda bulunuyor. Bu nedenle kimseyi rahatsız etmemek için rasülüllah efendimize huzuruna geldiğimizi bildirdiğimiz selamlamayı 38. kapıdan çıkarak yolun karşısında yapıyoruz. Burası tam da yeşil kubbenin en net izlendiği yer olup kubbedeki hava deliği sadece bu cepheden müşahede ediliyor.

Rivayete göre yüce peygamberimizin vefatından sonra epeyce bir müddet yağmur yağmamıştır. Hazreti Aişeye yapılan müracaat sırasında hazreti Aişe gördüğü rüyada rasülüllahın kabrinin üzerinden yağmur damlasının düşebileceği hava girebilecek bir deliğin olmasını istediğini söylemesi üzerine yeşil kubbeye ecdadımız tarafından bu delik açılmıştır.

Rehberin dediklerini aynen tekrar ediyoruz ve “Esselamü aleyke ya rasülellah” diye başlayan selamlamamızda beraberinde bulunan hazreti Ebubekir ve hazreti Ömer’i de “esselamü aleyke ya halifete rasülüllah şeklinde selamlıyoruz. Ayrıca çok yakında bulunan Bakiu’l-ğarkadda (Cennetü’l-Bakî’) metfun bulunan hazreti Ayşe başta olmak üzere on hanımını da “esselamü aleykünne ya ümmehati’l-müminin veya ezvace rasülüllah” şeklinde selamlıyoruz.  Hazreti Osman (R. A.) “esselamü aleyke ya emira’l-müminin veya halifete rasülüllah” diye selamladıktan sonra en sonunda Küfeden buraya getirilip defnedildiği rivayet edilen dördüncü Râşit halife Aliyyü’l-Murtaza’yı da “esselamü aleyke ya emira’l-müminin veya halifete rasülüllah” diyerek selamlamaya katıyoruz. (R. A.)

Selamlamadan sonra şirketin Medine temsilcisi hoca efendi, hepimizden yetki alarak ve vekâlet isteyerek bize tevdi edilen duaları, hatimleri, hediyeleri tek tek zikredip Rasülüllah efendimize arz ediyor ve cenab-ı haktan kabulü için fevkalade etkili dualarda bulunuyor.

Bu selamlamayı her gün sabah namazından sonra aynı yerde bütün hafileleriyle kafilemiz tekrarladık, bazen aynı şirketin yeni gelen kafileleri de katılarak beraber selamlamalar yaptık.

Yeniden gelebilme isteğimizin sönük kalacağı nedeniyle en son gün ki selamlamaya ‘veda selamlaması’ demememiz tembih edildi. 
Mescid-i nebevide temizlik an be an yapılıyor. Yerde, zeminde, halı ve mermerlerde en ufak bir leke ve çöp görmek mümkün değildir. Her yerde, her köşede bir elinde kürek diğer elinde süpürge hazır bekleyen yüzlerce mavi elbiseli temizlik görevlisi beklemektedir.

Mescid-i nebevi içinde Arapların ‘Usfuru’d-dur’ dedikleri çelen serçeleri cıvır cıvır öterler. Mermerlerde ise kara göde çekirgeler eksik değildir. Bir de kanatlı boz renkli daha büyük çekirgeleri mescid-i nebevi dışında görmek mümkündür. Bunları da âlemlerin efendisinin ziyaretçisi olarak kabul ediyor ezmemeye özen gösteriyoruz.

 

Okunma : 619