Medine-i Münevvere | Karamandan.com - | Karaman Haber

Medine-i Münevvere | Karamandan.com - | Karaman Haber

19 Ağustos 2019 Pazartesi
Medine-i Münevvere

Umre Ziyareti Hatıraları – 3.

Arapçada Medine kelimesi şehir, münevvere de nurlu, aydınlık demektir.

Medine-i münevverenin eski adı Yesrib olup yüce peygamberimizin (sav) hicretinden sonra yeni adını aldığını biliriz. Hatta bu yeni şehre “Medinetü’n-nebi) peygamberin şehri de denmektedir. 

Medine-i münevvereyi kast eden Yesrib kelimesi kutsal kitabımızın bir ayetinde geçer;

“Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.” (Ahzab 13)

Medeniyet, temeddün, medeni ve benzer kelimelerin manası uygarlık, uygarlaşmak demektir. Yüce peygamberimiz Yesrib’ ayak basar basmaz bura halkından başlayarak bütün dünyaya insanca yaşanacak bir medeniyet ve uygarlığı armağan etmişlerdir. 

Medine-i münevvereyi kast eden Medine kelimesi ise kutsal kitabımızın dört ayetinde geçer; Tevbe 101, 120, Ahzab 60, Münafikun 8
“Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez” (Tevbe 120)

4-19 Mart 2019 tarihindeki umre ziyaretimizde rehberlerimize “hocam yanımıza ne alalım” diye sorduğumuzda; bol para ve bol sabır, demişlerdi. Her an yüzbinlerce insanın farklı dil ve renklerde buraya akın etmesi bazı sıkıntıları da beraberinde getirebilir, bu bakımdan kimseye ekşi suratla bakmamak, en ufak bir eziyette bulunmamak için sabır elzemdir, diye tembih ettiler.

Yüce peygamberimiz de “sefer azaptan bir parçadır” buyurmuştu. Zira kendileri Medine-i Muhayyere / hicret için tercih edilebilecek yerlerden olan Taife ve Medine-i münevvere olan Yesrib’e yaptıkları seyahatlerde en zor şartları yaşamışlardı. Bu iki kentte sabır göstererek başarıya ulaşmıştı.

Yüce peygamberimizin hayatı doğal ve sünnetullaha uygun bir mücadele ve tebliğ dönemidir. Onun hayatı her isteyene mucize göstererek hakkaniyetini ispat değil sadakatle iman edenleri tespittir. Kendilerine takdir buyurulan 63 yıllık hayatı herkes gibi geçmiş ve “dinimi tamamladım” “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…” (Maide 3) buyuran son ayetle hayatı noktalanmıştır.

Saat on bir da kalkan uçağımızla saat ikide üzerinde 15 milyon / yıllık kapasitesi olduğu yazan Medine-i Münevvere hava alanına indiğimizde büyük bir heyecan içindeydik. Konya’dan çıkmadan önce uçağımızın Medine inişli olmasına çok sevinmiştik zira Cidde’ye inecek olursak ihramları Konya’da giymek zorunda olacaktık, bu da bizim gibi acemiler için artı bir sıkıntı olacak diye düşünüyorduk.

Medine-i Münevvere’de direkt olarak harem-i şerife 150 metre kadar mesafedeki otelimize yerleştikten sonra ikindi namazı için Mescid-i nebeviye doğru yürümeye başladık. Rehberimiz önde bizler kulakçıklarımızla onu dinleyerek ilerledik. İlk köşeyi döner dönmez mescid-i nebevi karşımızdaydı.

Mescid-i nebevinin ortalama 200 metre uzak çevresi resulüllah efendimizin misafirlerinin konaklayacağı yaklaşık 20 katlı otellerle çevrilmişti.  
Medine-i Münevverede kaldığımız müddet içinde beş vakit namazları artık bu Haremeyn’in ikinci bölümü olan mescid-i nebevide kılıyorduk.
Mekke-i mükerremede 13 yıl tebliğde bulunan efendimiz hazreti Hatice (R. A.) ve Ebu Talip de vefat edince iyice işkencelerin ve sıkıntıların artması üzerine acaba hicret yordu olur mu amacıyla gittiği Taiften çıkarılınca Miraca alınarak teselli edilmiş ve kendisine kısa süre sonra Medine-i Münevvereye hicret izni çıkmıştı.

Medine-i Münevverede kendisini karşılayarak himaye edecek olan Müslümanlardan Mekke’deyken biat almıştı. Bu sözleşmeye mebni olarak 24 Eylül 622 yılında Medine-i Münevvereye ulaşan peygamberimiz aleyhisselam Kasva adlı devesini serbest bırakmış ve onun ıhtığı yere ilk mescidi ve barınacağı evini inşa etmişlerdi.

İşte mescid-i nebevi bu ilk mescidin 1440 yıldır zaman zaman ihtiyaca göre genişletilmiş halidir. 

Medine-i münevverenin esnafı ve tüccarı büyük oranda yabancılardan oluşuyor. Asyalı, Afrikalı ve Uzakdoğulu Müslümanlar hizmet sektöründe başı çekiyorlar. Dürüstler, güler yüzlüler ve hoşsohbetler.

Burada herkes Türkçe bilir, anadilinizle herkesle anlaşabilirsiniz. Esnaf her hacıyı ve umrecinin uyruğunu hemen anlar ve ona göre bir dil kullanmaya başlar.

 

Okunma : 1162