Bakîu’l-Ğarkad Kabristanı | Karamandan.com - | Karaman Haber

Bakîu’l-Ğarkad Kabristanı | Karamandan.com - | Karaman Haber

19 Ağustos 2019 Pazartesi
Bakîu’l-Ğarkad Kabristanı

Umre Ziyareti Hatıraları - 6.

Medine-i müneveredeki ikinci günümüzün gecesi sabah üçte kalktık.

Mescid-i nebeviye vardıktan sonra teheccüt ezanına kadar ibadetlerde bulunduk.

Teheccüt ezanı saat dörtte okununca teheccüt namazı için on binlerce umreci ayağa kalktılar ve ikişer rekâttan altı rekat namaz kıldılar.

Saat beşte de sabah ezanı okundu, sünnetleri kıldıktan sonra imam efendi kametle beraber namazı son derece tadil-i erkânla ikame ettiler. 

Namazın akabinde toplu olarak bazı evrad-ı ezkardan sonra selamlama yapmak üzere 38. kapıya vardık. Rasülüllah efendimizi ve beraberinde metfun bulunan ilk iki halifeyi selamladıktan sonra Bakîu’l-Ğarkad’a ziyarete gideceğimizi söylediler.

Bakî’ Arapçada yeryüzü parçası, Ğarkad ise bir çalı adıdır, Kamusta Sincan dikeni denen büyük bir ağaç deniyor. Yüce peygamberimiz bu alana defin işlemlerini başlatınca büyük bir mezarlık meydana gelmiştir. Yüz yıllardır bu mezarlığa burada vefat eden hacılar ve umreciler defnedilmektedir. Namazları ise daha önce ifade ettiğim gibi her farz namazdan sonra bütün cemaatin katılımıyla eda edilmektedir. 

Ğarkad adlı çalıdan ve ağaççıklardan bugün eser yoktur. Hatta devasa mezarlıkta zerre kadar bir yeşil filiz, çimen bile görülmemektedir. Bunun nedenini burada ot ve nebatat bitmediğini söyleyerek belirttiler ancak Rasülüllah efendimiz zamanında Ğarkad ağacının nasıl bitip büyüdüğü geliyor insanın aklına.

Cennetü’l-Bakî’

“Medine’nin Bakı‘ veya Bakıu’l-garkad adı verilen bu mezarlığı, şehrin güneydoğusunda Mescid-i Nebevî’nin yakınında, Kanûnî Sultan Süleyman devrinde yapılmış ve günümüzde yıkılmış olan kale duvarlarının dışında bulunmaktadır. Eskiden buraya Bakı‘ kapısından geçilirken bugün Mescid-i Nebevî ile arasında bina kalmamıştır.

Hz. Peygamber tarafından mezarlık olarak kullanılmasına karar verilmeden önce Bakı‘ “garkad” adı verilen bir tür çalılıkla kaplı bir yerdi. Resûl-i Ekrem ashabından vefat edenlerin defnedilmesi için bir yer arayarak Bakı‘ mevkiini mezarlık olarak kararlaştırdı. Türkler arasında daha çok Cennetü’l-Bakı‘ adıyla meşhur olan bu mezarlığa muhacirlerden ilk defnedilen Osman b. Maz‘ûn’dur. Hz. Peygamber onun baş ve ayakuçlarına kendi getirdiği iki taşı koydu; sonra da, “Bu âhirete ilk gidenimizdir” diyerek buraya Revhâ adını verdi. Daha sonra vefat eden bir kimsenin nereye defnedileceği sorulduğu zaman Hz. Peygamber, “Âhirete ilk gidenimiz olan Osman b. Maz‘ûn’un yanına” buyururdu. Ensar’dan Bakı‘a ilk defnedilen ise Es‘ad b. Zürâre’dir.

Hz. Peygamber, oğlu İbrahim vefat edince aynı yere defnedilmesini emretti; kabrinin üstüne su döktü ve buraya Zevrâ adını verdi. Bunun üzerine Medine’deki her kabile Cennetü’l-Bakı‘da kendileri için bir yer ayırdılar. Hz. Peygamber’in kızlarından Rukiyye ve Zeyneb de buraya defnedildiler; sonradan Hz. Fâtıma ile oğlu Hz. Hasan da Bakı‘a gömüldüler. Kerbelâ’da şehid edildikten sonra Şam’a götürülen Hz. Hüseyin’in başı Yezîd tarafından Medine’ye gönderilince annesinin yanına defnedildi. Hz. Peygamber’in amcası Abbas ile halası Safiyye bint Abdülmuttalib ve bazı torunları da burada yatmaktadır. Bakı‘a defnedilenler arasında, Hz. Peygamber’in “benim ikinci annem” dediği Hz. Ali’nin annesi Fâtıma bint Esed ile süt annesi Halîme, Resûl-i Ekrem’in zevcelerinden başta Hz. Âişe olmak üzere Hafsa, Ümmü Seleme, Zeyneb bint Huzeyme, Zeyneb bint Cahş, Safiyye, Reyhâne ve Mâriye bulunmaktadır. Cennetü’l-Bakı‘a birçok sahâbî yanında Ehl-i beyt’in ileri gelenleri, tâbiîn neslinden birçok kimse defnedilmiştir. Sahâbîlerden ise Halife Hz. Osman, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebû Vakkas, Abdullah b. Mes‘ûd, Suheyb b. Sinân ve Ebû Hüreyre zikredilebilir.

Hz. Âişe’nin rivayetine göre Resûlullah zaman zaman Cennetü’l-Bakı‘a gider ve orada metfun bulunanlara dua ederdi. Bazı cenaze namazlarını burada kıldırırdı. Habeşistan hükümdarı Ashame’nin (Necaşi) gıyabî cenaze namazını da Bakı‘da kıldırmıştı. Bazen ordularını buradan sefere uğurlardı.

Hz. Hasan ile Hz. Abbas’ın kabirlerinin üzerine 529’da (1135) Müsterşid-Billâh’ın emriyle, bir kapısı ziyaret için her gün açılan iki kapılı yüksek bir kubbe ve türbe yapılmıştır. Eyüp Sabri Paşa, Kubbe-i Ehl-i beyt adı verilen bu türbenin türbedarlık ve bevvâblık vazifesinin padişah beratı ile Şâfiî müftüsü Seyyid Ca‘fer b. Süleyman el-Berzencî nesline verilmiş olduğunu zikreder (Mir’âtü’l-Haremeyn, II, 982). Hz. Osman’ın kabri üzerine de 601’de (1205) Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin emriyle bir kubbeli türbe yapılmıştır. Evliya Çelebi Bakı‘da türbesi bulunanların adlarını zikrettikten sonra sandukalarının altın işlemeli yeşil atlasla örtülü olduğunu, türbedarların “öd-i mâverdî” yakarak ziyaretçilere güzel koku sunduklarını, Hz. Âişe’nin türbesinin Kanûnî Sultan Süleyman tarafından 1543’te yenilendiğini, ayrıca Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’yi Ebvâ’dan buraya süt annesi Halîme’nin yanına hicretin 6. yılında nakletmiş olduğunu haber vermektedir.

1806 yılında Suûd b. Abdülazîz Medîne-i Münevvere’yi istilâ edince Cennetü’l-Bakı‘daki mezar taşlarını ve türbeleri yıktırdı; II. Abdülhamid bunları yeniden yaptırmışsa da 1926’da Suûdîler’den Abdülazîz b. Suûd türbe ve mezarları yeniden yıktırmıştır. Bugün hiçbir türbe ve mezar taşının bulunmadığı Bakı‘ yine mezarlık olarak kullanılmaktadır.” (tırnak arası; TDV İslam Ansiklopedisi)

Cennetü’l-Bakî’ kabristanına kafilemiz birlikte girmeden önce rehber hocamız muhteşem bir selamlama duası yaparak kadınları dışarıda bırakıp içeriye girdik.

Ada ada teşekkül eden mezarlıkta kadınların mezarı tek taşlı, erkeklerin mezarları ise mezarın iki ucunda yer alan iki taşlı olarak dikkati çekiyordu.

Meymune ve Hatice analarımız dışındaki diğer analarımızın tamamı bu kabristanda metfundur.

Uhut şehitleri Hz Hamza (R. A.) başta olmak üzere dördü dışında tamamı burada yatmaktadırlar.

Aslında 70 sahabi de Uhuda defnedilmişti ancak daha sonra dere ağzı olması sebebiyle bazı naaşların yeryüzünde göründüğü bildirilmiş ve yerlerinden alınarak Bakıu’l-Ğarkada defnedilmişlerdir. Ne var ki Uhud dağı ağlamaya başlamış Hz Hamza ve üç arkadaşının kendisinde bırakılmasını isteyince onlar da Uhud’a tevdi edilmişlerdir.

Burada ve her yerde yapılan dualarda hoca efendilerin şu cümleleri herkesin burunlarını sızlatacak ve alt çenelerini titretecek cinstendi; Burada senin huzurunda rasülünün ve on binlerce ashabının karşısında sana yalvarıyoruz ya rabbi, dualarımızı kabul eyle, hastalıklarımızı izale et, tevbemizi kabul edip ömrümüzün sonuna kadar bize günah yollarını kapat! Bize dua emanet edenlerin, kendisi ve ailesine dua etmemizi isteyenlerin, Allahtan bir isteği olup ta buraya gelemeyenlerin, bizi uğurlayanların, karşılamaya gelenlerin bütün dualarını ve en derin biçimde kalpelerinde gizledi,kleri ,isteklerini sana arz ediyoruz ya rabbi, ne olur kabul eyle!

Allah cc hazretlerinin bir ayetle bize öğrettiği şu dua ise bütün Müslümanları titreyip kendilerine döndürmesi gereken nezakette bir dua olarak bütün mahfillerde hac ve umrecilerin dillerinde düşmüyordu;

“…Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr 10)

Mükremin Kızılca

Okunma : 2168
Foto galeri