15 Temmuzu Torunuma Anlattım | Karamandan.com - | Karaman Haber

15 Temmuzu Torunuma Anlattım | Karamandan.com - | Karaman Haber

25 Kasım 2017 Cumartesi
15 Temmuzu Torunuma Anlattım

Geleceğe Yolculuk Yıl 2035.

Torunum Mükremin Efe Üniversitenin son sınıfındaydı. Kendisine bitirme tezi olarak 15 Temmuz 2016 kanlı başarısız darbe teşebbüsü konusu verilmişti. 

Diğer torunlarımla beraber etrafımı çevirerek “Dede sen o günleri yaşamışsın hatta konuyla alakalı çalıştığın günlük gazetede günlerce makaleler yayınlamışsın, bizi bu konuda aydınlatır mısın? Demesi üzerine ben:

Oğlum sizden tam olarak ne istediler diye sordum. 

Mükremin Efe, dedeciğim bizden 15 Temmuz kanlı ve başarısız darbe teşebbüsünün o günü yaşayan canlı tanıklardan dinleyerek 40-50 sayfalık bir tez ödevi hazırlamamız istendi.
 
Mükremin yavrum, sen o zaman üç yaşındaydın. İşin gücün TV’lerde özellikle TRT Çocuk kanalında çizgi filmler seyrederdin. Ben sana Heidi adlı dizi filmini seyrettirmeye başlamıştım. Onu sen de çok sevmiştin. Heidi her çıktığında dede dede! diye koşarak Heidinin başladığını bana haber verirdin, ben de seninle zevkle seyrederdim. 

Senin bu çizgi film müptelalığından dolayı günde ancak bir saat haberlere bakma şansımız vardı. O bir saati ya akşam ya sabah kullanabilirdim, zira sen TV başında uyumadan yatağa gitmezdin.

15 Temmuz 2016 akşam babana WatssApp’tan bir haber gelmişti televizyonu açması söylenmişti, seni ağlatarak televizyonu açınca tüm kanallar ortak yayın yapar gibi hararetle olayı anlatıyorlardı.  

Çocuklar! dünya tarihi darbelerle doludur, Türkiye tarihi de tabi. 

İmparatorlukların cumhuriyete dönüşmesi bütün dünyada darbelerle mümkün olmuştur. Çünkü kimse oturduğu koltuğu vermek istemez. Bu ilk dönüşüm 1789 Fransız devrimidir ki ilk cumhuriyete geçiş sayılır dünyada.

Bizde de 1923 yılında bütün dünya güçlerinin leş kargaları gibi üstüne üşüştüğü Osmanlı İmparatorluğunun kurtulma imkânı kalmayınca Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından cumhuriyet kurulmuştur. 

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ki bütün darbelere tanıklık ettim. 1960, 1970, 1980 darbeleri, 1997 post modern (modern ötesi yani yönetime el koymaksızın yöneticiyi değiştirmek) darbe ve 15 Temmuz 2016 başarısız kanlı darbe teşebbüsü.

2016 yılındaki dışında hepsinin başarıyla sonuçlandığı malumdur ama 2016 da ki bu menhus kanlı darbe teşebbüsünü necip Türk milletinin milyonlar oluşturan kalabalıklarla meydanlara inmeleri, askeriyelerin kapılarını tutmaları ve sokağa çıkan tanklara geçit vermemeleri önledi. 

Bu darbeye geçmeden önce çok önemli bir not vereyim sizlere: 1960, 1970, 1980 darbeleri ve 1997 post modern darbesinin gerekçeleri laik düzenin tehlikeye girmesiydi. 

Bu dört darbe de milletin muhafazakârlaşmasından ve İslami gelişmelerden duyulan rahatsızlıklardan dolayı yapıldı. Ancak 15 Temmuz 2016 kanlı darbe teşebbüsü “Sen benim kadar Müslüman değilsin” diyerek girişilen yabancı destekli iğrenç bir oyundu. Bu bakımdan onu iyi anlamamız gerekiyor.

Bu bakımdan 2016 yılı on beş temmuz darbe teşebbüsünü daha iyi anlamak için hazreti Ali ile Hz. Muaviye arasındaki büyük fitneleri ve savaşları iyi anlamak lazımdır. 

Kısacası: Hz Ali meşru otorite, ülülemr ve idareci iken Muaviye ona karşı çıkarak büyük kırılmalara ve kırımlara neden olmuştur. 

2016 yılı 15 temmuzunda da meşru ve seçilmiş hükümete ve devlete paralel bir yapı oluşturan hareket her hâlükârda yanlış yapmış ve Müslümanlar arasında tarihin ikinci büyük kırılmasına neden olmuştur.

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü

Ömrümün en uzun gecesine geçmeden önce birkaç cümle ile ağlanacak halimizi size hatırlatayım çocuklar!

 Hazreti Osman’ın ilk altı yılı diğer iki halife gibi fetihlerle geçmişti. Hazine ganimet mallarıyla doluydu. Iraktan Mısırdan ve Yemenden fitneciler Allah resulünün üçüncü halifesi aleyhine haksızlık yapıldığını ileri sürerek isyana başladılar sonuçta Medine’ye gelerek Hazreti Osman’ı öldürdüler ve kıyamete kadar kapanmayacak bir yara açtılar. 

Nasıl kapansın ki, bu hengâmede Allah resulünün ehl-i beytinden gözbebekleri bile hunharca öldürülmüştü. 

Bu konuyu tarafsız kaynaklardan genişçe okumanızı sizden istiyorum. Bunu neden araya koydum biliyor musunuz çocuklar? 15 temmuz 2016 kanlı darbe teşebbüsü bu olayın tıpa tıp aynısıydı. Tek farkı fazla kan dökülmeden önlenmesiydi.

Şimdi gelelim buraya nasıl gelindiğinin kısa hikayesine: 

1960’larda F. G. adında bir imam çıkıyor ve Said-i Nursi hazretlerinden alıntılar yaparak ve asr-ı saadetten “iftihar tabloları” anlatarak cami cemaatini etrafında kenetlemeyi başarıyor.
 
Çok derin bir İslami ilme sahip olan ve vaazlarında bilimsel terimler de kullanan bu zat 1970’li yıllarda cemaatini oluşturuyor. 

1980 yılına kadar İslam’dan asla taviz vermeden evlerde, yurtlarda ve camilerde insanlara faydalı oluyor. 1980 yılından sonra yurt içinde ve dışında okullar, yurtlar, dershaneler ve üniversiteler açarak devlet adamlarımızın hatta TSK’nın güvenini kazanıyor. 

1990’lı yıllarda sağdan soldan her türlü kesimden akademisyenler, gazeteciler ve iş adamlarından bir çevre oluşturuyor. Gizli sanılan ama herkesin dinlediği hatta sonraları parayla da satılan CD’lerde, kasetlerde ve videolarda çok etkili vaazlar veren F. G. cemaatine “Hizmet Hareketi” adını vererek bunu yürütmek için himmet yani yardım toplantılarına son derece önem veriyor. 

Bu sırada dershane ve okullarda en zeki çocukları toplayarak özel eğitimlerle her türlü makama özellikle mülkiye ve askeriyeye girme yollarını aralıyor. Yardımların artması artınca da hizmetlerin yurt içinde ve yurt dışında hızlanması için iş adamlarını holdingleştiriyor büyük bir organizasyon halini aldırıyor. 

Bu arada 1965 Hristiyan konsilinde alınan kararlar gereği “Dinler Arası Diyalog” ta adeta dünyada sivrilerek İslam dünyasını temsil ediyor. Bu diyalog hareketiyle de tüm dünyada tanınıyor. 

Türkiye’de kendisine yapılan ilk itirazlar diyalog konusunda oluyor ve bu konuda büyük tartışmalar yaşanıyor. Ne var ki başta diyanet olmak üzere tüm yetkililer bu konuda onu destekliyorlar. 

1997’deki kansız darbeden sonra hakkında soruşturma açılıyor ve ABD’ye yerleşiyor bu sırada askerlerin vesayetindeki Türkiye’ye haber salarak bütün okulları devlete teslim edebileceğini söylüyor. Hatta bu son darbeyi yapanlara “Bir içtihatta bulundular yanlış bile olsa sevap kazandılar” sözü meşhurdur.

2000’li yıllarda bu cemaat medyada, iş dünyasında ve halk arasında en popüler halini yaşamaya başlıyor. Her eğitim devresi sonunda büyük şaşaalarla “Türkçe Olimpiyatları” düzenlenerek tüm dünyaya yayılan Türk okullarından seçmelerin ağzından şiirlerimiz şarkılarımız dillendirilince tüm devlet yetkilileri ve halk gözyaşlarıyla izliyordu. 

Bu arada iletişim, mülkiye ve askeriyedeki kuvvetli örgütlenmesiyle TSK’ya kumpaslar hazırlayıp medya ayağıyla, debdebeli laflarla yayınlayarak daha önceki darbelerin intikamını alıyordu. 

Artık iş dünyasında en büyük holdingler, en yaygın medya kuruluşları, en başarılı okullar, en büyük üniversiteler onlarındı. Çekilen emekler ve yatırımlar meyvelerini vermeye başlamıştı: yargıda, askeriyede, mülkiyede, milli eğitimde en önemli yerlerde cemaat elemanları yerleşmiş vazifeleri başındaydı. 

Cemaat hazırlıkların tamam olduğunu var sayarak 2005’ten itibaren yeni bir konsept belirledi. Artık ağır ağır elemanlarına paralel işler gördürüyordu, askeri ve sivil zevata kumpaslar hazırlıyor, bürokraside ve siyasetteki büyük zevat hakkında dinleme ve gizli pornografik çekimler yapıyordu. Bunları depolayarak günü gelince servis etmeye hazırlanıyordu. Bu hazırlıklar 2010 yılında yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. 

Buraya kadar herkes hayretle ve destekleyerek durumu seyrediyordu. 

2010’lu yıllara gelindiğinde 2013 güzünde bir olay oldu: 2002 den beri her seçimi kazanan Ak Parti dershaneleri kapatacağını söylemişti. İşte tam bu sırada 50 yıldır taşıdıkları İslam referansını bir tarafa bırakarak aralık ayında hem de Mevlana ihtifalleri sırasında hükümete karşı harekete geçerek kansız bir darbeye giriştiler. 

Dediğimiz gibi her mahfile koydukları elemanları başta emniyet ve iletişim olmak üzere öne sürdüler ve daha önce yaptıkları kayıtları her ortamda yayına koymaya başladılar. Yargı boyutuyla da harekete geçerek hükümeti düşürmeye yeltendiler. 

Bu yaptıkları ihlas ve samimiyetten uzak sadece dershane kapatma kararına bir savaş ilanıydı. Halk onların haklı yanını (varsa tabi) görmedi zira onlar intikam için yapıyorlardı. Aksi halde o kadar yolsuzluğa neden daha önce göz yumsunlardı ki?

Elli Yıllık Çalışmayı Nasıl Batırdılar?

Bu tarihten sonra hükümet aleyhine ellerinde medya iş dünyası ne varsa savaşa sürdüler hatta hükümet aleyhinde olan laik ve sol muhalefetle sonuna kadar işbirliği yaptılar. İşte bunu halk asla affetmedi Ak partinin oyları yine artarak seçimlerden çıktı. 

Artık cemaatin İslam’la alakası kalmamıştı. Taban ibadetinde olsa da diğer katmanları itaat etmeleri gereken idareyle savaşmaya başladılar. Zira kaybedecekleri çok şey vardı: okullar, yurtlar, dershaneler, hastaneler, medyalar, holdingler, katlar, yatlar vesaire. 

Kısacası F. G. in 50 yıldır vaazlarında anlattığı ve hem ağlayıp hem ağlattığı ashab-ı kiram gibi, diğerkâm olmak, başkası için yaşamak ve özetle deli olmak fikri ve Hoşseda’sı yerini dünyalıkları koruma adına başkalarını yok etmeye ve yüce makamlara sıçramaya gayrete bırakmıştı. 
Bu arada İslami kaynaklar harekete geçerek bu fitnenin kalkmasına çalıştılar ama onlar: “Cerrahi müdahale başladı pansuman yetmez” dediler. 

Bu hususa ben de çok üzülüyordum, çocuklar bu konuda İslam’ın zarar görmemesi için birazdan linklerini vereceğim birçok makale yayınladım ama hiç dinleyen olmadı. Anlayacağınız cemaat güç sarhoşluğu yaşıyordu. 

Diğer cemaatlerden, diyanet işlerinden hatta dünya Müslüman teşekküllerinden gelen uyarıları asla kale almadılar. 

2014 - 2015- ve 2016 yılının 15 Temmuzuna kadar hükümet ve cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan büyük bir harekâta girişti. Medya ayağı tamamen kapatıldı, iş dünyası çökertildi, okullar ve dershaneler ellerinden alındı. 

15 Temmuz 2016 tarihine kadar hala üzüntümüz sürüyor olanlara tam vakıf olamıyorduk. Bu tarihteki başarısız askeri darbe teşebbüsünün cemaate mal edilmesi, istisnasız bütün yayın organlarının, sağın solun, bütün cemaatlerin, iktidarın muhalefetin dilindeydi ve artık şüphemiz kalmamıştı. 

Darbenin başarısız olmasından sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın yaveri Yarbay Levent Türkkan’ın verdiği ifade kimsede şüphe bırakmamıştı: 

“Babam çok fakir bir çiftçiydi. F. G. cemaati ile ilk defa ortaokul döneminde tanıştım.

Ortaokulda cemaatin abileriyle tanıştım. Ben subay olmak istiyordum. 1989 yılında Işıklar Askeri Lisesi’nin sınavlarına girdim. Bana sınav olmadan önceki gece yarısı getirip soruları verdiler. Şıkların üzerine cevaplar işaretlenmişti. 

Işıklar Askeri Lisesi’ndeyken Serdar ve Musa abilerle görüşmeye devam ettim. Ayda bir kez görüşüyorduk. Namaz kılıyorduk, sohbet ediyorduk, F. G. in kitaplarını okuyorduk. Abilerim bana deşifre olmamak için askeri lisede tuvalette abdest almayı ve ima ile namaz kılmayı öğretmişlerdi. Herhangi bir siyasi kanala yönlendirilmedim. Genelde AKP’ye oy verdim. Askeri lise döneminde bana herhangi bir görev vermediler. Bize, ‘Tek göreviniz ifşa olmamak’ diye öğretiyorlardı.”   

Bu konularda son ana kadar sessiz kalan eski başbakan yardımcısı Bülent Arınç, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili olarak "Silahlı terör örgütünün Fethullahçı olduğunu o gece öğrendim. Ben o gece öğrenmiş olabilirim ama Sayın Cumhurbaşkanımız da o gece öğrendi. Genelkurmay Başkanımız da o gece öğrendi. Bana ahmak diyebilirsiniz" demişti.

Bu ifadelerle yıllardır dile getirilen sınav sorusu çalma ve benzer yolsuzluklar İslami referans alan bu cemaatten herkesin kopmasına yol açtı. Hedefe varmak için her şeyi helal saymaya başlamışlardı ve bu da İslam’la bağlarını koparmaları demekti. 
Lozan’da yapılan anlaşmalarla Anadolu’ya hapsedilen Türkiye Cumhuriyeti 1950’de demokrasiyle tanışınca çıkan vatansever liderler Türkiye’yi tekrar eski büyük haline ircaya çalıştılar.

Ancak her defasında ABD ve AB tarafından desteklenen darbelerle diz çöktürüldüler. 

Türkiye sıçramaya başladıkça Amerika ve batı kuduruyor ve içeriden hainler çıkararak durdurmaya çalışılıyordu. ABD gizli servisi CİA Türkiye’deki darbelere bizzat rehberlik ederek başarıya ulaştırıyordu. 

15 Temmuzun ardından bir ABD generali: “Türkiye’de yandaşlarımız hapse atılıyor” demekten kendisini alamamıştı.

Bu sefer de 17 senedir ABD de bir malikânede bakılan Türkiye’den gitme F. G. aracılığıyla bir darbe hazırlamışlardı. O zatı zaten kendisi ben Kıtmir’im dedikçe devleştirmişler tüm dünyada yüzlerce okul açtırarak ve onları koruyarak emellerine yani Türkiye’yi küresel bir güç olmaması hayallerini gerçekleştirmek için harekete geçmişlerdi. 

Demokrasi havarisi AB ve ABD Mısırdaki darbeyi kınama şöyle dursun darbecileri kucaklayıp ülkelerinde ağırlıyorlardı.

Türkiye’de akşam saatleri başlayan kanlı darbe teşebbüsünü de sabaha kadar dans ederek kutladılar ve başarısız olunca hepsi bayılma derecesinde kendilerinden geçtiler.

Herkes anladı ki AB ve ABD’nin demokrasisi Müslümanlara geçmezdi. 

Paralel Devlet Çalışması Lanetlik Bir Hıyanettir

İdareyi illegal yollarla ele geçirmek için TSK’yı kullanmaktan başka çare yoktu. 
Ne yazıktır ki bu defa Amerika’nın kullandığı ve “F. G öğretisiyle yetişen” çok cüzi TSK askeri kılıklı kişiler Hristiyanlığı 3. Bin yılda Asya’ya yaymak için kullanıldıklarını bilerek veya bilmeyerek ülülemre başkaldırıyor ve halka ateş açıyorlardı. 

15 Temmuz 2016 gecesi menfur darbe teşebbüsünün istihbarıyla saat gece 12’den önce TV kanalları Marmaris’teki otelinden ayrılan cumhurbaşkanımıza ulaşarak cep telefonlarıyla canlı yayınlara aldılar. 

Başkomutan bu yayınlarda: milletimizi meydanlara, kent meydanlarına, hava alanlarına toplanmaya çağırıyorum dedi. Bunun üzerine 81 vilayetimizin bütün meydanları halkla doldu. 
Bu arada planlarını aslında 16 Temmuz sabaha karşıya ayarlayan ancak erken istihbarlarla yetkililerin milleti ve emniyet güçlerini harekete geçirmesinden paniğe kapılan darbeciler büyük kentlerde harekete geçtiler. 

İlk gıvşıltıların ardından cumhurbaşkanımız “istihbarat zaafı var” ve el-Cezire kanalına: “darbe teşebbüsünü eniştemden öğrendim” demişti.

 Hadd-i zatında zaaftan da öte istihbaratsızlık vardı. Buna rağmen erken sızıntılar neticesinde başbakanımız ”bu bir kalkışmadır”, cumhurbaşkanımız da “Fetö’nün TSK içindeki teröristlerinin saldırısıdır” dedi.  

Kalkışmanın ilk ayak sesleri tank birliklerinden tankların, hava kuvvetlerinden jetler ve helikopterlerin, deniz kuvvetlerinden de gemilerin belli köşeleri tutarak darbeyi erkene almalarıyla duyuldu. 

TSK’nın başta hava ve jandarma olmak üzere yarıya yakın üst düzey komutanlarının karıştığı hadisede stratejik merkezler ele geçirilirse iş tamam gözüyle bakılıyordu. 
Bu bakımdan Ankara’da MİT, özel kuvvetler, genelkurmay, valilik, belediye ve meclis gibi yerler, İstanbul’da, AKOM, valilik, boğaz köprüsü ve benzeri yerler hedef seçilerek askerler tank ve helikopterlerle sevk edilmeye başlandı. 

Ankara akıncılar ana jet üssünden de hava gücü havalandırıldı. Genelkurmay başkanı darbeye sert biçimde karşı durunca bu üstte bağlı tutuldu. Diğer kuvvet komutanları ve birçok komutan bu darbeyle alakalarının olmadığını bulundukları yerden açıkladılar.

Askerlerin vardıkları her noktada halk akın akın yığılıyordu, hiç beklenmeyen ve hesaplanmayan bu durum onları şaşırttı.

Millet caddelerden tankları yürütmedi, vardıkları yerlerde de durdurmadı “asker kışlaya” diye bağrışlar arasında askerler topluluklara toplar ve namlulu silahlarla ateş açtılar, adeta karşılarında düşman ordusu varmış gibi, davrandılar. 

Oysa karışanlarındaki necip Türk milletinin necip evlatları onlara: “asker abi bırakın silahı, karşındaki belki senin kardeşin, belki anan baban bile olabilir” diyordu.  

Çoğunluğu İstanbul’da 249 kişi şehit oldu, 2200 yaralı gazimiz hastaneleri doldurdu.  En fazla şehit veren ikinci ilimiz başkentimizdi. Ankara’da özel kuvvetlerde 50 yetişmiş güvenlik gücümüz şehit oldu.

Askerler hiçbir yeri teslim alamadılar sadece TRT’den korsan bir bildiri okutabildiler. Onun da hiçbir etkisi olmadı. 

Eratın, “DAİŞ saldırısına gidiyoruz, tatbikat yapacağız” diye kandırıldığı ortaya çıktı. Önlerindekilerin şehit olmalarına rağmen halk askerin üzerine üzerine gitti. Sonunda hepsini teslim aldılar mühimmatı da TSK’ya teslim ettiler. 

Marmaris’teki başkanın otelini o çıktıktan sonra suikast niyetiyle basan askerler de bir bir ele geçirildiler bir kısmı Yunanistan’a kaçmayı başarsa da etkisiz hale geldiler. 

15 temmuz son saatlerinde Türkiye’mize tam bir kaos çökmek üzereyken necip Türk milleti başkomutanının emriyle meydanlara akın edince bu menfur teşebbüsün akameti görünmüştü.

16 Temmuzun ilk saatlerinde de bu akamet kesinleşmişti zira bütün ülkedeki kışlaların, üslerin ve özellikle tank birliklerinin kapıları sivil araçlarla ve etten duvarlarla engellenmişti. 

Halkın Püskürttüğü İlk ve Tek Askeri Kalkışma

Halk cuntacı askerlerin elinden tankları silahları alıyor, askeri kışlasına gönderiyordu. 
Milletin evlatları tankların üzerine çıkarak askerleri aşağı indiriyor kimisi de tankın önüne geçerek gerekirse altına yatıyordu.  

Bu arada cuntacı askerler ellerindeki uçaklardan ve helikopterlerden başta Ankara ve İstanbul olmak üzere ateş kusuyorlar, meclisimizi, belediyelerimizi ve emniyet binalarımızı bombalıyorlar. 

Meclisi, TÜRKSAT’ı, özel kuvvetleri ve MİT i jetlerle hedef aldılar. On yılda bir tekrarlanan darbelerin hiç birinde bu tür yerlere silah çekildiği görülmemişti.  

Türk Silahlı Kuvvetleri iki gün sonra şu açıklamayı yapmıştı: 

 “15 Temmuz 2016 akşam saatlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yuvalanan illegal çete mensubu terörist hainlerin girişimleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman mensuplarının ezici çoğunluğunun anında verdiği tepki ve kahraman Emniyet mensuplarımızın da bu konuda göstermiş olduğu kararlılık ile reddedilmiş ve hainler amaçlarına ulaşamadan etkisiz hale getirilmişlerdir. 

Darbe girişimi başladıktan hemen sonra olayı duyan kadirşinas halkımız kendi bağrından çıkmış olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçek evlatlarını korumak ve demokratik hukuk sistemimize vurulacak darbeyi engellemek maksadıyla sokaklara çıkmış ve bu hainlere gereken en güzel ve en büyük dersi vermiştir. Yapılan hain girişimin engellenmesindeki en büyük rol yüce milletimizindir.” 

17 Temmuzda ilan edilen OHAL ile beraber devlete sızan terörist veya terörist yanlıları temizlenmeye başlandı. On binlerce memur görevden alındı. En büyük temizlikte bir ay erkene alınan ve 29 Temmuzda gerçekleşen YAŞ toplantısında gerçekleşti: TSK’nın 15 Temmuz ertesi ordudan katılım  % 1,5 açıklaması (bu rakam 700 bini bulan genel TSK rakamına göre olmalı) yapmasına rağmen yüksek rütbeli komuta kademesinin % 40’ı ordudan ihraç edildi.
 
Necip Türk milleti meydanları 7 Ağustos 2016 ya kadar terk etmedi, her kentte kentin ileri gelenleri konuşmalar yaptılar, sanatçılar konserler verdiler. Bu meydanlarda hiçbir parti işareti yer almadı yediden yetmişe tüm halkımız katıldı. Millet meydanlarda sabaha kadar nöbet tuttu. Su ve yemek fabrikaları ücretsiz hizmet verdiler.
 
25 gün süreyle her akşam şehir merkezleri korna sesleriyle çınladı. Bütün işletmeler ve firmalar araç filolarıyla çarşı meydanlarında tur attı. Tarihi bu esnada gelen düğünler meydanlarda yapıldı. Nikâhlar oralarda kıyıldı. 
03 Ağustos 2016 günü Ankara’da Diyanet İşleri başkanlığı acil din şurasını topladı, bu sırada Konya’da da “Dünya İslam Âlimleri” toplantısı vardı. 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan toplantıda yaptığı konuşmada uzun uzun Fetoyu anlattı ve: Milletimiz gibi biz de bu yapıya iyi niyetle destek olduk. Bu yapının sinsi hesapların aleti, aracı olduğunu uzun süre görmedik, göremedik. Milletimizden özür diliyorum Allah ve milletimiz bizi affetsin, milletime verecek hesabım var” dedi.
 
“15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” Başlıklı Olağanüstü Din Şûrası açılışında Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez konuştu. 

“Sözlerime başlarken 15 Temmuz gecesinde memleketimizin bütün ufuklarını karartmaya azmetmiş,  gözü dönmüş bir ihanet çetesi karşısında, daha ilk andan itibaren, minarelerden sala seslerinin yükselmesiyle İstiklal mücadelesi günlerinde olduğu gibi, milletin kendi izzet ve haysiyetine sahip çıkma davetine, bir an terüddüt etmeden icabet edip bu ecel gecesinde şehadet mertebesine kavuşan aziz şehitlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet niyaz ediyorum.”
  
15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik ve Dayanışma 
 
 Başlıklı 4 Ağustos 2016 tarihli Olağanüstü Din Şûrası açılışında Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez şu konuşmayı yaptılar: 

“Başkanlık olarak tarihimizde ilk defa tek bir gündem maddesiyle Olağanüstü Din Şurası düzenliyoruz. 

Zira 40 yıldır bu topraklarda din görüntüsü altında fitne-fesat tohumu ekenler, kanlı darbe girişimiyle, sadece ülkemize ve milletimize değil, en büyük zararı Din-i Mübin-i İslâm’a vermiştir. Bu ihanet şebekesi, sadece milletin bütün varlığına suikast düzenlemekle kalmayıp inancımızı, güvenimizi, şefkat, merhamet, himmet ve izzetimizi, din ve medeniyetimizin bütün şeâir ve kıymetlerini, ümmetin ilim, irfan, marifet ve hikmet mirasını, feragat, yardım ve dayanışmanın ulviyyetini, dinimizi ve dindarlığımızı millet evladı nezdinde olduğu kadar insanlık nezdinde de bir düşman akçesine harcayacak bir öfkeye tahvil etmiştir. 

Daha kahredici olanı ise bu örgütün küresel siyaset borsalarının muktedir müşterilerine kendi meşrebini yıllarca “ılımlı İslâm, protestan Müslümanlık, dinler arası diyalog, hoşgörü, uzlaşmacı Müslüman” vb. ambalajlarla sunarken 15 Temmuz gecesi giriştiği ihanet ile meclisimizi, şehirlerimizi, caddelerimizi bombalayıp aziz vatanımıza, mübarek Türkiye’mize ve milletimize karşı bir suikaste kalkışarak görünür meşrebini Irak ve Suriye’yi kana bulayan DAİŞ vahşetine tercüme etmekten çekinmemiş, ar etmemiş ve utanmamıştır. Bu menfur cinnet ve vahşet milletin silah ve teknolojisini milletin şehirlerine bomba kusarak sadece maddi varlığımızı tahrip etmekle kalmayıp dinimizin en temel değer ve şiarlarına, milletimizin dayanışma ve güven duygusuna da darbe indirmiştir. 

Yüce Kitabımızda Allah bizi “Dikkat edin! O aldatanlar sizi Allah ile aldatmasın!” diye ikaz etmesinin hikmetini ağır bir imtihanla hem ülke ve millet olarak hem de Diyanet ve İlahiyat camiası olarak oldukça geç idrak etmenin derin teessürü içindeyiz. 

Bu yumuşak huylu görünen emre amade robotlar şebekesi milletimizi Allah ile peygamberi ve onun sahabesi ile aldatmıştır. Allah’ın ayetlerini, Resul-i Ekrem’in hadislerini, ulemanın hikmet ve irfan erlerinin bilgi mirasını, bu toprakların Mevlana, Yunus Emre başta olmak üzere bütün değerlerini kendi gizli emel ve gayeleri için araç olarak kullanmıştır. Gözlerimizin önünde dini cemaat taklidi yapan bir Truva atı, dini, cemaatleşmeyi, hayır faaliyetlerini istismar ederek sadece kendi menhus akıbetini hazırlamakla kalmamış; milletimizi aldattığı kadar ümmet-i Muhammed’in garip coğrafyalarını ve bütün insanlığı da hayra hizmet ve insanlara yardım görüntüsü ile aldatıp şer güçlere hizmet için büyük imkânlar ve servetler yığmıştır.

Bu aldatma tahrifat ve tahribat sadece ülkemiz ile sınırlı kalmamış Asya’da zalim hegemonyadan kurtulan Maveraünnehir medeniyetini, merkezlerinde yeniden yeşerecek İslam aklını da yanlış yerlere kanalize etmiştir. Mazlum Afrika kıtasında sömürge sonrası dönemlerde ortaya çıkacak Müslüman zihinleri de teslim almıştır. 

Bu terör örgütü mensupları, 15 Temmuz gecesinde giriştikleri cinnet ve vahşet ile göstermiş oldular ki akletmeyenlerin dindarlığı, aklını başkasına kiralayanların dindarlığı sadece kendilerini değil koca bir milleti felakete sürükleyebilir. Ve yine göstermiş oldular ki din şemsiyesi altında toplandıkları hâlde siyaset hileleriyle ilerlemeye kalkanlar din ve ahlaklarını da bir hile haline getirmekten kaçınamazlar. 

İslam dininde mutlak bağlılık, çerçevesi Kur’an ve Sünnet tarafından belirlenen ilkeleredir. Ahlak dinimizin en temel değeri iken, Sevgili Peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmuş iken bu örgüt, kendini gizleme, olduğundan farklı görünme, ikiyüzlü davranma, çift dilli konuşma, taktik gereği haram işleme, kod adı kullanma, bulunduğu ortamda inandığından farklı yaşama, yalan söyleme, tecessüs faaliyetinde bulunma, mahremiyeti ihlal etme, şantaj yapma, ayak kaydırma gibi gayr-i ahlaki yöntemlere başvurmuştur. Oysa bu tür davranışların İslam’la hiçbir ilgisi yoktur. 

Böyle bir tutuma dini açıdan onay vermek mümkün değildir. İslam’ın mümini olmak ancak Kelime-i Tevhidin bütününe iman ve ikrar ile gerçekleşir. 

İslam toplumu tüm düşünce ekolleriyle bir ve bütündür. İslâm tefrika, hizipleşme, gruplaşma ve ayrılığa meşruiyet vermez. İslam’ın cemaat olma hali ümmet olma hâliyle ilgilidir. Fırkalaşma ve gruplaşma ile ilgili değildir. Farklılık toplumsal yapıyı bölmek ve parçalamak değildir. Farklılık İslam toplumunda var olan fikri ve ilmi zenginliği ifade eder. Farklılığı ayrışma olarak kabul etmek mümkün değildir. İslam ümmetini dini açıdan parçalamayı esas alan hiçbir düşünce ve hareket masum kabul edilemez. Hakikati kendi tekeline alarak kendisinin dışında herkesi dışlayan bir yapının İslamiliğinden de bahsedilemez.

Örgüt elebaşlarını imam, kendisini de kâinat imamı olarak isimlendiren bu kişi ‘bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüştür’ hükmünce muamele görmelidir. Bir gecede topyekûn millete bomba yağdıran, masum insanları katleden bir örgütün ne İslam’la ne de insanlıkla bir ilişkisi olamaz. 

Açıkça ifade etmek isterim ki Türkiye’yi bütün boyutlarıyla kavrama ve ele geçirme iddiasındaki bu örgüt karşısında dini ve akademik suskunluğun bir açıklaması yoktur. Bu konuda gerek Diyanet camiasının gerekse İlahiyat Fakültelerindeki akademik faaliyetlerin gözden geçirilmesi aciliyet kesbetmektedir. Öte yandan Başkanlık olarak varlığını din istismarına ve bu milletin bekasını sonlandırmaya adamış bu terör örgütü hakkında her türlü derinlikli araştırma ve düzenlemeyi bir an önce yapmamız bir zarurettir. 

Sözlerime son verirken aziz milletimizi derin acılardan, ağır imtihanlardan, onulmaz yaralardan muhafaza etmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak, birliğimize ve dirliğimize göz dikenlere, izzetimize ve şerefimize kurşun sıkmaya çalışanlara fırsat vermesin. Dinimizin, devletimizin, milletimizin bekasını sarsacak her türlü dâhili ve harici fitneden bizleri halas eylesin. Şuramızı hayırlara vesile kılsın. 

Hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyor, tekrar hoş geldiniz diyorum.”

Bütün Zamanların En büyük Meydan Toplantısı

2016 Ağustos ayı yedisine kadar her akşam tüm Türkiye’de millet meydanlara toplandı bütün araçlar bedavaydı.  
07 Ağustos 2016 günü İstanbul Yenikapı’da bütün parti ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla beş milyon insan o yıl ilk defa 15 Temmuz Demokrasi bayramını kutladılar. 

İktidar ve muhalefet partilerinin liderlerinin, TSK genelkurmay başkanının ve bütün sanatçıların katıldığı Yenikapı mitingi o gün aynı saatte bütün Türkiye’de eş zamanlı düzenlenen Demokrasi ve Şehitler mitinglerine dev ekranlarla canlı olarak bağlanmıştı. 

“7 Ağustos 2016 Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingi” ABD ve AB ülkelerinin birçok kentinde de kutlandı ve dev ekranlardan Türkiye’deki Yenikapı mitingine bağlanıldı. 
Bütün dünya canlı yayınla Türkiye'nin bir Latin Amerika ülkesi ve bir muz cumhuriyeti olmadığını gördü, milletimiz "Necip Millet" olduğunu kanıtladı. 

İstiklal savaşımızla esir milletlere bağımsızlık ruhu verdiğimiz gibi 15.07.2016 darbe teşebbüsünün önlenme yöntemiyle de dünyaya örnek olduk. 15.07.2016 tarihli başarısız darbe girişimindeki toplu direniş Allah göstermesin daha büyüğünü düşünenlerin hayallerini de yere batırmıştır. 

Hulasa 15 Temmuz 2016 Türkiye’miz ve dünya durdukça yaz ortası kutlayacağımız bir bayram olmuştur.  

ABD, AB ve bütün Türkiye düşmanlarının ise hüsranı oldu o gün. Hepsi sus pus oldular, bu kadar şehidimize rağmen taziyeye gelen veya uzaktan taziye dileyen bile olmadı. 

Artık her mahfilde dillendirilen Türkiye’nin büyümesini kimsenin istemediği tezi gerçek olduğunu göstermişti. Dünya tarihinde bir ilk olan ve demokrasinin halk tarafından dev silahlara karşı korunma eylemi onlara hiçbir şey ifade etmiyordu. 

Bu bayram hem darbelerin sona erdiği hem de kardeşliğimizin pekiştirildiği bir bayram olsun!
Çocuklar burada tezinize yardımcı olmak amacıyla o gün gördüklerimi ve hissettiklerimin bir kısmını sizlere aktarmaya çalıştım.

Biraz da kendi gayretlerinizle konuyu istenen kıvama sokabilirsiniz.
Bunun için 15 Temmuz 2016 Başarısız darbe teşebbüsünü bütün kaynaklardan tarayarak bir çalışma yürütmelisiniz.

Türkiye Cumhuriyetinin bu şanlı bayramının ilk yıldönümünde yayınlanan ulusal gazetelerimizin manşetleriyle sizi baş başa bırakıyor, başarılar diliyorum.

15 Temmuz 2017 Gazete Manşetleri

Darbelere Geçit Yok İlelebet Demokrasi – Hürriyet

Bu Ülkeyi Bölmek İsteyenlere Hainlere Darbecilere Karşı Bu Nöbet Bitmez- Millet Olarak Hakkımızı Helal Etmiyoruz- Sabah

Dimdik Ayakta – Milliyet

Yaşasın Demokrasi- Posta

Milletin Abidesi- Haber Türk

Vatan Gazidir Millet Kahraman- Star

Tarihi Değiştiren Gece- Yeni şafak

İhaneti Unutmayacağız- Yeni Birlik

Başaramayacaksınız, Bayrağımızı İndiremeyeceksiniz, Ezanlarımızı Susturamayacaksınız, Türkiye’ye Diz Çöktüremeyeceksiniz- Akşam

Son Büyük Zafer- Güneş

Bir Yıl Sonra Yine Meydanlarda Nöbetteyiz- Türkiye

Bir Daha Asla- Cumhuriyet

İmanın Zaferi- Yeni akit

Darbeler Batıdan Geliyor- Milli Gazete

Devlet Millet Nöbet- Takvim

Türkiye Demokrasi Nöbetinde- Yeniçağ

15 Temmuz Kanlı Emel Şanlı Destan- Ortadoğu

15 Temmuz Türkiye’nin Yeniden Doğuşu- Foto maç

Büyük Zafer Bir Yaşında- Yeni mesaj

Okunma : 1604