Baharı Beklerken | Karamandan.com - Karaman Haber

Baharı Beklerken | Karamandan.com - Karaman Haber

09 Ağustos 2020 Pazar
Baharı Beklerken

Baharı beklerken kışa yakalanmışım,
Üşüyorum anne, ört üstümü!
Örteyim yavrum, örteyim!
Bulursam bir parça naylon yada teliz…

Biz insanlar her şeyi har vurup harman savurmayı seviyoruz. Savurganlık, namı diğer israf içimizde bir yerlerde gizli bir canavar gibi sanki. En çokta çok konuşmayı ve gereksiz konuşmayı yani kelimeleri israf etmeyi, birde kafa ütülemeyi çok seviyoruz. Gıybet belki bu yüzden haramdır, kim bilir? (Allah’u alem).

Geçtiğimiz günlerde birkaç il dışı seyahatim oldu. Bunların içerisinde hem yurt içi hemde yurt dışı olanlar vardı. İçlerinden bir tanesi beni çok etkilemişti hem de çooook etkilemişti.

Bu ziyarette yalnız değildim. Karamandan bazı Sivil Toplum Kuruluşu yetkilileri ile birlikte yaptığımız bir ziyaretti. İmkanı olan herkesin sahip olduğu imkanlara ne kadar çok şükretmesi gerektiğini görmesi için aynı yerleri veya benzeri yerleri ziyaret etmesini tavsiye ederim.

Karaman İHH Şube Başkanlığınca organize edilen, ve Karaman ÖNDER, Karaman CİHANUMA, Karaman MEMURSEN, Karaman İMH, Ermenek İHH ve Karaman ERDEM-DER olarak katılım sağladığımız ve benim için gerçekten önemli ve bir o kadarda faydalı olan İDLİB ziyaretinden bazı notlar veya anekdotlar aktaracağım.

Kur’an_ı Kerim’de Allah Azze ve Celle şöyle bir tabir kullanır. “İlmel yakin” ve “aynel yakin”. İlmel yakin; hakkında bilginiz olan ve bu bilgiyle kabul edilen gaybi olayı, aynel yakin ise bu gaybi olayı sonra göreceğimizi onun gerçek olduğuna şahitlik edeceğimizi ifade anlamında kullanılmaktadır. Bu anlatım açılabilir ama kısaca böyledir.

Yine dilencilerle ilgili olarak isteyeni azarlamayın ve güzellikle gönderin tavsiyesi veya emri vardır. Yoksulu ve yetimi yedirip doyurun, hakkını gözetin, haksız yere malını yemeyin emri vardır. 

Sahip olduklarınızın hiç birisini siz kazanmadınız ve gerçek sahibi siz değilsiniz der Allah’u Teala. Hepsi size bir emanettir onun gerçek sahibi yani size o nimetleri veren sonuçta Benim (Allah). Bununla ilgili de birçok örnek vardır Kur’an da.

Bizim 3 günlük İDLİB ve Reyhanlı ziyaretimizde o kadar çok alınacak ders ve utanılacak halimiz vardı ki…

Esas ziyaretimiz İdlib şehir merkezi çevresi idi ancak o gün TSK’nın gözlem noktasının vurulması nedeniyle güvenlik sorunu olacağı düşünülerek, Afrin taraflarına ve Reyhanlı sınırındaki Atme çadır kenti ve çevresindeki kamp ve köylere ziyaret yapıldı.

Oradaki durum o kadar kötü ki, anlatılması gerçekten zor ve yürekler acısı. Çadırlarda yaşayan yaklaşık 1,6 milyon insandan bahsediliyor ve buna yeni göç dalgasında gelecek olanlar dahil değil. 

Hiçbir yerleşim yerinin suyu, elektiriği yok. Alt yapı sistemi zaten yok. Gözünüzün alabildiği yer çadır. Yolu sokağı olmayan ve çadır kurabilecek bir yer bulan çadırını kurmuş, bazılarının kuracak çadırı yok, derme çatma naylon ve kilimden bir şeyler yapmışlar ve açıkta kalanlarda var. Çadır verilmesini veya bulunmasını bekliyor o insanlar. 

Tuvalet ve banyolar ortak kullanılyor. Sular genellikle tankerlerle taşınıyor. Her şey sınırlı. Üretim hiç yok. Ekip dikebilecekleri veya ticaret yapıp, para kazanacakları imkan ve ortam yok maalesef. İHH, Beşir, Kızılay, İyilikder, Özgürder, Fetihder vb. yardım kuruluşlarının kurdukları çadır, biriket ev ve köyler var. Oralar nispeten biraz daha düzenli ama durum gerçekten çok vahim. 

Savaşta şehit düşenlerin ailelerinin yerleştirildiği bir köyde yardım dağıtırken çok etkilendim ve sessiz sessiz ağladım. Sayılarını tam olarak bilememekle birlikte 100 civarında olduğunu tahmin ettiğim şüheda eşi  geldi ve tek tek bizim arabadan onlara vereceğimiz şeyleri almak için sıraya girdi. Hiç saygısızlık, acele etmek, bende isterim demek yok. O köyün sorumlusu tarafından kendilerine verilen yazılı kağıtları getirip teslim ediyorlar ve verilen eşyayı alıp gidiyorlar. Verdiğimiz ise “bir plastik hasır, bir battaniye ve bir paket bebe bisküvisi” bu verilenler karşısında teşekkür edip bolca dua ediyorlar. Yetimler ise içler acısı. Ayaklarında doğru dürüst giyecek ayakkabı yok. Kimisinde terlik, kimisinde çorap yok, elbiseler dersen kirliii, yırtııııık. Çünkü su kısıtlı, etraf hep çamur, imkanlar kısıtlı.

Yolda giderken aldığımız lokma  tatlısını gören çocuklar ağzını açıp bekliyor. Hem şüheda babaları hem o çocuklar bu ümmetten şikayetçi olmaz mı? Her türlü israf, harcama, bir varken bir daha alma, elbise dolapları dolu, modeli, modası beğenilmeyen onlarca elbise ayakkabı…
İHH Reyhanlı Lojistik Merkezi Sorumlusu Hamza Bey’in anlattığı iki olayla sözlerimi bağlamak istiyorum: “Rehanlı da Pazar yerine yapılan bombalı saldırı sonrasında , Reyhanlılar Suriyelileri darp ediyorlar. Suriyeliler bir ay kadar evlerinden, çadırlarından dışarıya çıkamıyorlar.  Bir süre sonra yaşlı bir Suriyeli amca ile karşılaşıyor ve konuşurlarken söz Reyhanlıların yaptıklarına geliyor. Yaşlı amca oğul diyor; biz körfez krizinde aynısını Irak’tan bize sığınanlara yapmıştık. Şimdi de  biz aynısına maruz kalıyoruz.”

Diğer anlattığı şey ise hepimiz ağlatmıştı. “ Koridorda lojistik merkezindeki görevlilerden birinin hali çok gariptir ve hiç böyle görmediği bir kişi. Hayırdır neyin var diye sorar. Abi çok kötü anlatamam, iyide niye anlatamazsın, anlatmazsan çözüm üretemeyiz. Biraz ısrar ve konuşmadan sonra görevli; “Abi bir telefon geldi, bir bayan aradı ve yardım istiyor. Gaziantep’ten. Bu bayan henüz 25 yaşlarında genç biri ve ilk Türkiye ye geldiğinde bir türkle evlenmiş ikinci eş olarak ve iki yıl sonra boşamış bu kişi. Açıkta kalmış, bir barakaya sığınmış ve yiyecek yok, içecek yok. İş arıyormuş ama iş veren yokmuş. Sana yardım ederiz ama ama… İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer burası. – Bizimle yatarsan- Gittiğim insanlar bana böyle kötü teklifle geliyorlar. En son sizin telefonunuza ulaştım. Sizde yardım etmezseniz başka umudum kalmadı. Bu kadının iki de çocuğu varmış. Çocuklar 1 haftadır aç ve bu gün bir şeyler yedirmem lazım. Sizden de bir şey çıkmaz ise, haram olduğunu biliyorum ama bu çocukları doyurmam lazım bu kötü teklifi kabul etmek zorunda kalacağım. Ne olur yardım edin. Ben bu kötülüğe razı olmak zorunda kalırsam, bunun suçu ümmetin bütün erkeklerinin boynundadır. Diyor ve telefonu kapatıyor.”

Bu içler acısı durum nedir, insanlığımız bu kadar mı bizim. Müslümanlığı bir kenara bıraktım, insanlık, vicdan nerede? Aynı yere kendinizi, eşinizi, kızınızı, torununuzu bir koyun hele. İçinizde ne şimşekler çakacak.  

Bu gün güvenli olduğu için Türkiye’ye gelen, içeride veya sınır ötesinde bulunan bu mazlum insanlara kötü davranmak sadece bizi küçültür. Elbette bu insanların içerisinde de kötüler vardır. Bizim toplumu muzda olduğu gibi. Ama bu, herkes kötü demek değildir. O insanlar bir şekilde bu hale düştüler ve şuan ellerinden tutulması lazım. Bizim cennete girecek anahtarlarımız onlar. 

Unutmayalım kazandığımız hiçbir şeyin asıl sahibi biz değiliz. Veren de Allah, alanda. Çekip alırsa elimizden biz ne yapabiliriz ki. Bakın Elazığ-Malatya depremine. 40 saniyede her şeyini kaybetti birçok insan.

Bu olaylar ilmel yakin yani; bir bilgi olarak sizlere anlatılıyor. Aynel yakin olmak istiyorsanız o kamplara gidip bir ziyaret edin, gerçekleri daha iyi görüp, anlayacaksınız. Gerek mülteciler, gerekse bizim içimizdeki ihtiyaç sahibi olanları doğru anlayalım ve elimizden geldiğince yardımcı olalım. İmkanınız yoksa bile dua edin, bolca dua edin. Allah dualara icabet edendir.

Selam ve dua ile.

Muhammet Çağlıyan

Okunma : 1687