Kanayan Yaramız | Karamandan.com - Karaman Haber

Kanayan Yaramız | Karamandan.com - Karaman Haber

25 Mayıs 2020 Pazartesi
Kanayan Yaramız

Her gün bir yara açılır bedenimize. Her gün bir yaramız açılır. Her gün yanağımızdan düşer iki damla gözyaşı.

Sanat edinmişiz yara açmayı, gözyaşı dökmeyi. Ödüller almışız, ödüller vermişiz. Mevkiler makamlar vermişiz. Her yara bir şevk, her gözyaşı bir şevk. Gelmişiz aşka. Gözümüz körelmiş, burnumuz koku almaz olmuş.

Sanat alanında binlerce yarışma, binlerce ödül. ‘’ Sanat etkinlikleri’’ ‘’ Kültür Etkinlikleri’’ Ne hoş değil mi? Söyleyişi bile getiriyor şevke, söyleyişi bile getiriyor aşka…

En büyük sanatsal faaliyetlerde, yarışmalarda 21. Yüzyıl’da, İletişim Çağı’nda diyor ki ‘’ Yarışmaya katılım elden teslim’’ Yani diyor ki ‘’ Ağrı’daki vatandaş bin otobüse, gel İstanbul’a teslim et eserini, ertesi gün dönersin Ağrı’ya.’’ Bu kadar basit. Yine diyor ki sanat erbaplarımız’’ 8 Nüsha çıktı, kargo teslim’’ 500 sayfalık bir roman nerden baksan A4 100 sayfa x 8= 800. 800 x 1000 katılımcı= 800.000. 800.000x360= 288.000.000  sayfa kağıt. Bu bir katliam. Açılan bir yara. Bunu yıllarla çarpın sonuç vahim. Var mı gören? Yok. Bu bir vahim. Adı sanat.
Bu işlemi çözemeyen milyonlarca eser sahibinin eseri ya çekmece de ya orda burada çürümeye terk.

Nasrettin Hoca’mız var yüzyıllardır. Nasrettin Hoca kültürümüz var yüzyıllardır. Nasrettin Hoca’nın tiyatrosu yok. İlk yazan olarak ‘’Türk Kültürü Yaşatma ve Yükseltme Vakfı’’ tarafından panele davet edildim.’’ Param yok gelmeye’’ diyemedim.

İstiklal Marşı’mız var, tiyatromuz yok. Yazdım var mı bilen? Yok. Duyuruma bütün yollar kapalı.

Her öğrencinin okuması gereken rehber niteliği kitap yazdım ‘’ Yazarlar Okullarla Buluşuyor’’ projesinde onay aldım. Kitaba dönüp bakan yok.
Yüz yıllardır Türkçe’miz adına iki güzel şiir var. Üçüncüsü yok. Bilen var mı? Yok. Yazdım. Duyan var mı? Yok. Tüm yollar kapalı.

Kurdun kuşun bile yuvası var
Kuşun bile kendi dili var
Kaç, göç yaşadı
Kaç yangın gördü, kaç deprem atlattı
Kaç evrim geçirdi
 Ne anaç değiştirdi dilini ne civciv
Sahip çıkarsan diline yurdun olur
Yuvan olur
Sen sen ol, bozma yuvanı
…..
Her yıl okullarda ‘’ İstiklal Marşı Güzel Okuma Yarışması’’ düzenlenir. Katılımcılar katıldığına pişman edilir. Bu yıl katıldığım yarışmada her yıl olduğu gibi izledim dereceye giremeyenlerin nasıl ağladığını. Onların günlünü okşayan bir konuşma yapacak yarışma alanında ne İlçe milli Eğitim Müdürleri var ne yarışmadan sorumlu Şube müdürü.  Yarışmayı düzenleyen kurumun adı ‘’ Milli Eğitim ‘’ ‘’ Eğitim’’ Bir eğitim kurumu basit kurum logolu bir kalemle onları motive edemez mi? Her yarışmacıya yarışmaya katılmanın mutluluğunu yaşatamaz mı? Yarışmacıya ‘’ İyi ki katılmışım dedirtemez mi’’ Bir kek, bir meyve suyu veremez mi? Bu kanayan bir yara.

Her yıl girdiğim her sınıfa ait bir kitap baskıya hazır hale getirdim. Dönem sonu attım çöpe. Bu bir katliam. 

Okulların  düzenlediği’’ Çocuk Yazarlar Kitap Fuarı’’nda  sergilenenler çocukların çizgili kağıtlara yazıp fotokopi çektiği kağıtlar. O çocukların gözündeki sevinci görebilen için çok şey… Gören olmadı. Bu bir katliam. Onlara bir örnek sunulamaz mı? Sunamadık bu bir katliyam.  

Bu katliamlara eğitim kurumlarında ‘’ Dur!’’ diyemezsek her gün bir yaramız daha kanayacak. Yarışmalar çıktı, elden teslim. Yazışmada görevli meşgul. Yazıyı kuruma yollayacak sorumlu müsait, müsait değil. 

Bunları elektronik ortama taşıyabilirsek, katılımcıları katıldığına pişman etmezsek yarın onlar bizim yaralarımızı saracak.

KANADIM KIRILDI O GÜN

Ne zaman doğdum, başladım yaşamaya, o gün başladım hayal kurmaya. ..

Yürümeyi hayal ettim önce. Yürüdüm. Koşmayı hayal ettim, koştum.

Düştüm, yaralandım. O da hayal kurmanın bedeli. Öğrenmenin bedeli.

Ayağımın bastığı çimen oldum. Ezildim. Acıdı canım, yükseldi çığlığım. Acıyı öğrendim, çığlık atmayı.

Arı oldum uçtum daldan dala. ‘’ Vız,vızzz..’’ vızladım. Arı soktu ‘’sız sız’ ’sızladım.

Güneş oldum. Doğdum battım. Gece oldum, sabaha uyandım. Geceyi öğrendim. Gündüzü öğrendim. Doğup batmayı öğrendim.

Çiçek oldum kokladım kendi kokumu, çektim içime. Ter kokusunu sonradan öğrendim.

Ben büyüdüm hayallerim büyüdü…

Okula başladım. Yazı oldum. Öğrendim yazmayı okumayı.

Yazar oldum süsledim kitapları.

Doktor oldum, giydim beyaz önlüğü. İyileştirdim onca hastayı.

Pilot oldum taşıdım onca yolcuyu.

Ne oldu ise o gün oldu. Vakitsiz miydi hayalim? Yoksa basmış mıydım kuyruğuna? Ben incindim hayallerim incindi... Ben yasa büründüm, hayallerim yasa büründü….

Ah! Olmaz olası o gün. O kara gün…

Ne olduydu o gün, arkadaşım değildi beni inciten özür bekleyeyim. Arkadaşım değildi incittiğim, gidip özür dileyim.

O gün hayal kuracağım tutmuş hem de dersin orta yerinde.

Öğretmenim tahtada ders anlatıyor. Bir yandan yazıyor tahtaya’’ y-x²/5’’ bir yandan anlatıyor ‘’ X bilinmeyen değer, x ile y’nin yerini değiştirirsek…’’

Ben birden koymuşum kendimi x’in yerine, ben yer değiştireceksem kiminle değiştirecektim. X, y’nin yanındaysa benim yanımda Ayşe.

Öğretmen sınıfa sırtını döndüğü an değiştirdim kendi yerimi Ayşe’yle. Problemin sonucunu Ayşe düşünsün. Yok, yok öğretmen düşünsün Ayşe’ye yazık olur.

Farkında olmadan kalem elimden düşmüş yere. Kalem de x, y kadar sessiz… Ses çıkarmadı. Demek ki o da bilerek düştü. Kalem kiminle yer değiştirmişti acaba? Gel de çık işin içinden.

Öğretmen olsaydım işin içinden çıkar mıydım acaba?

Öğretmen olsaydım merak eder miydim’’ y-x²/5’’nin sonucunu? Etmezdim elbet çünkü sonucu biliyordum.

Ben öğretmen olsaydım merak ederdim sınıfta sonucu ilk kim bilecek? Bakardım her birinin gözünün içine. Bakışlarım okşardı saçını, yüzünü her birinin. Her biri kaldırırdı parmağını tek tek… Cevapları alırdım tek tek. Yanlış söyleyenleri de okşardım bakışlarımla. Sonrası kolay sonucu verdim mi alırlardı hepsi gülümseyerek.

Yüzümde gülümseme… Bakışlarım tavanda. Yok, yok ben bulutların üstünde. Hayaller almış götürmüş beni hem de defterimi de kapamış beni götürürken.

Öğretmen gelmiş dikilmiş başıma. Bana bakmış, bakmış… Üstelik dakika tutmuş. Ee, X.Y’yi bilen, y-x²/5’’nin sonucunu bilen dakika tutmayı da mı bilemeyecek?

Öğretmen bu defa bilemedi benim bulutlardan ineceğim saati. Bu defa hesaplayamadı saati. Kızdı… Çekti aldı beni bulutların üstünden. Dikti gözünü, gözümün üstüne. Sordu ‘’ Sen kimsin?’’’’ Sen nerdesin?’’ ‘’Burdayım hocam!’’’’ Sen burdasın da kalemin, defterin nerde?’’’’ Burda hocam!’’ ‘’ Sen ne yapıyorsun sen?’’ ‘’ ‘’Hayal kuruyorum hocam!’’ Sen bırak hayal kurmayı da tahtadakileri defterine yaz.’’

’’ Sen bırak hayal kurmayı da tahtadakileri defterine yaz.’’ deyişi bir tokattı sesinin titreyişinde, bir tokattı bakışlarında suratımda şakırdayan. ‘’ Şak! Şak! Şak!..’’

Ben aldım kalemi elime, başladım yazmaya. Hayallerim küstü bana. Gidiş o gidiş… Beni terk etti.

Baktım hayallerimin adından sanki giden bendim. El sallayamadım gidişine. Sadece iki damla gözyaşı damladı yanağıma. Aldım avuçlarıma.

Onlar hayallerimden kalan son parça ya da hayallerimin geri dönüşü. Onlar da kayboldu avuçlarımdan…

Koca, koskoca bir mezar kazdım yüreğimin orta yerine. Gömdüm hayallerimi. Avuç avuç toprakla doldurdum üstünü. Suladım gözyaşlarımla.

Biliyordum o mezarda bir daha ot bitmeyecek, güller açmayacak. Kuşlar konmayacak güllerin dalına..

Öğretmenim kanadımı kırmıştı o gün. Yastaydım…

Ben öğretmen olsaydım önce hayal kurmayı öğretirdim.

Sonra nasıl olsa öğrenirdi onlar kanat çırpmayı, uçmayı.

Ben kanat çırpmaya hasret kaldım, mavilikler kanat çırpışıma

İbrahim ŞAHİN

Düzenleme : 29 Şubat 2020 15:03 Okunma : 903