Karamandan.com

Karamandan.com

20 Haziran 2018 Çarşamba
Madenşehri Köyü
Madenşehri Köyü Karaman Merkez'in kuzeyinde ve Merkeze 37 km uzaklıkta, 1205 metren yükseltidedir.
Kategori : Köyler
12 Mart 2018 11:52
 
Madenşehri Köyü
Madenşehri Köyü Karaman Merkez'in kuzeyinde ve Merkeze 37 km uzaklıkta, 1205 metren yükseltidedir. Köyün Kuzeyinde Eğilmez, Kuzeydoğusunda Karacaören, Güneyinde Karadağ, Batısında Üçkuyu (Yassıtepe, Değle), Doğusunda Çoğlu köyleri bulunmaktadır. 
Köyün nüfusu, 1580 yılında 255, 1922 yılında 25 hanede 97 kişi, 1925 yılında 137, 1935 yılında 262, 1950 yılında 349, 1970 yılında 459, 1980 yılında 524 ve 2014 yılında 148 erkek, 132 kadın 280’dir. Bu köyümüzden de Karaman merkeze göçler olmuş, yurtdışına çalışmaya gidenlerde epeyce vardır.
 
Karadağ, Konya Ovasının güney tarafında Karaman Ovası içerisinde Volkanik bir dağ kütlesidir. Onu değerli kılan ise üzerinde barındırdığı tarih ve medeniyettir. Hititlerden, Romalılara, Bizans’tan Karamanoğullarına, Osmanlıdan günümüze pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Üzerinde ve çevresinde kâh savaşlar olmuş anılmıştır, kâh saklanma yeri olmuş anılmıştır. Karaman’ın Karadağ bölgesi, üzerinde çok sayıda manastır ve kiliseyi barındıran, Doğu Hıristiyanlığı için kutsal bir bölgedir. Hıristiyan inziva hareketinin sona ermesinden ve Türkmen yayılması sonucunda pek çok Hıristiyan yerleşmesinin kırsal alandan çekilmesinden sonra, bu “kutsal dağ”ın çevresindeki irili ufaklı manastır yapıları ve şapeller harabeye dönmüştür.
 
Bu bölge, erken Hıristiyanlık dönemi için çok önemli ve kutsal bir yerdir. Tâkibattan kaçan ilk Hıristiyanlar bu dağda pek çok manastır kurarak yaşamışlar; Hıristiyanlığın Roma’nın resmî dini olmasından sonra da bu bölge bir kutsal alan haline gelmiştir. Ancak bölgenin Türkmenlerin eline geçmesinden sonra, yörenin Rum köyleri boşalmış ve Karadağ tekin olmayan bir hal almıştır. Nitekim Karaman bölgesinde her kim eşkıyalık, çetecilik gibi işlere karışacak olsa veya herhangi bir nedenle kaçak duruma düşse ilk durağı mutlaka Karadağdır. 
 
Bunlardan namlıları Madenşehirli Gökmen ve yoldaşı Tahsin de Türkmen eşkıyalarıdır. Bu iki eşkıya Karadağ köylerini haraca bağlamışlardır. Bütün bu eşkıyalık hikâyeleri içinde en sıra dışısı ise Gâvurcu Mehmet’in eşkıyalık hikâyesidir. Gâvurcu Mehmet Bozkır ile Hadim arasında dolaşan Sarıkeçili Yörüklerdendir. Gâvurcu Mehmet’in başlıca işi, önemli geçit noktalarını tutup İç Anadolu’dan İçel’e geçen tüccar kervanlarını soymaktır. Bir gün bir Hıristiyan tüccarın kervanını basıp tüccarı da öldürünce lakabı “Gâvurcu” olarak kalır. Bu baskından sonra arkasındaki tâkibat sıkılaşınca Gâvurcu Mehmet Karaman taraflarına gelip Karadağ civarındaki Yörüklerin arasına karışır. Ancak bir süre sonra buralarda da eşkıyalığa başlar.  O sırada Karacaören’li Yüzbaşının Ahmet de onun yanında elemanı olur. Yürüttükleri soygunlar çevrede dehşet salmaya başlayınca ve bu arada adam öldürme olaylarına da karıştıkları görülünce, haklarında “vur emri” verilir. 
 
Peşlerine bu bölgedeki Türkmen ve Yörükler görevlendirilir. Bu görevlendirilenler arasında Yüzbaşının Ahmet’in hasmı olan ve Gâvurcu ile birlikte öldürdükleri amcaoğullarının hayatta kalan iki kardeşi en inatçı ve intikamcı olanlarıdır. Nitekim bu amcazadeler, Karacaören ile Madenşehri arasındaki kum ocakları mevkiinde iki namlı eşkıyayı pusuya düşürürler.  Çatışma sırasında Yüzbaşının Ahmet ve Gâvurcu Mehmet’i vururlar. Hükümete haber göndererek görevin tamamlandığını bildirirler.  
 
Önceleri buraya gelen eşkıya ve kaçakları yakalamanın imkânı yoktur. Koskoca dağda bunlardan başka kimse yaşamamaktadır. Dağın aşağılarında ve ova kısımlarında yaşamaktadırlar.  1844 yılında 12 hane bulunmaktadır. Burada sistemli arama ve izleme yapmak mümkün değildir.  Bir kısım kaçak bu nedenle bu dağın çevresinde küçük mezralar kurarak buraları mesken tutarlar.  Bu nedenle 1797 yılında İran’dan dönerken Karaman’a uğrayan Fransız gezgin G. A. Olivier, Hıristiyanlık için önemi nedeniyle Karadağ’ı da ziyaret etmek istemiş; ancak “oralara insan yaklaştırmayan bir aşiretin korkusu”  yüzünden kendisini buraya götürecek bir rehber bulamamıştır.  1800 yılında yöreye gelen İngiliz subay W.  M. Leake,  bu dağda çok sayıda antik kalıntı bulunduğunu işitmesine rağmen, dağın oldukça uzağından  (İlisıra köyü üzerinden)  geçerek Karaman’a ulaşmayı tercih etmiştir. Leake, burasının hiçbir seyyah tarafından görülmediğini, Derbe’nin 1001 Kilise mevkiine uygun düştüğünü belirtir ancak bu düşüncesinde ısrar etmez. Yine 1814’de yöreye gelip Karadağ’a çıkmak isteyen İngiliz gezgin J. Macdonald Kinneir de, kendisine burada “kervanları vuran Delibaş’lar bulunduğu” söylendiği için dağa gidememiştir. 
 
Bu gezginler arasında ilk defa görme ve gezme şansı elde eden Fransız Alexandre de Laborde, 1826 yılında gelmiştir. Burası hakkında dört çizim yapan Laborde bu düşünce ve çizimlerini “Voyage de'l Asie Mineure “ Küçük Asya Yolculuğu adı ile 1838’de yayınlamıştır. Bu çizimlere bakıldığı zaman bu tarihte pek çok yapının ayakta olduğu, bir adette etrafı surlarla çevrili kale olduğu görülmektedir. Laborde’nin bu eserinin Avrupa’da yayınlanması ile bu çizimleri gören bilim adamı ve araştırmacıların da cazibe noktası haline gelmiştir.  Daha sonra W. J. Hamilton, Ereğli’den Karadağ’da Binbirkilise’yi görmek kararı ile ayrılan seyyah önce Divle’den Akgöl kıyısına yaylaya çıkan köylülerle konuşur. Köylülerden cesaret alıp Akçaşehir ve Çoğlu Köyü yoluyla Sonra 8 Ağustos 1835 tarihinde Karadağ’da Madenşehri’ne ulaşmıştır. Çoğlu’da bazı eski parçalar ile bir kitabe tespit eder ki, bunların Binbirkilise’den gelmiş olabileceğini söyler.  
 
Hamilton’a göre burada, görünür vaziyette, yirmi kadar değişik ölçülerde gri veya kırmızı trahitten yapılmış kilise vardır. Ayrıca birkaç lahit ve pek çok su sarnıcı dikkatini çeker. Vadiye girdiğinde önce önemsiz gördüğü üç kilise dikkatini çeker. Sonra Nekropolden geçer ve altı dakikalık yürüyüşle bir köşesinde bir kilise olan, yuvarlak ve dört köşe burçlar ile tahkim edilmiş bir kaleye ulaşır. Daha sonra diğer kiliseler pek çok mezar görür. Hamilton son olarakta şehrin kuzeybatı ucunda bulunan büyük bir bazilikadan ve sekizgen şapelden bahseder. 
Ch. F.M Texier, 1830 yılından beri her çeşit eseri inceleyip çizmiş ve 1869 yılında yayınlanmış eserinde burayı ziyaret edip etmediğini bahsetmeden değinmiştir. O da Derbe’nin Binbirkilise değil Akgöle yakın Divle olabileceğini belirtmiştir. Texier Binbirkilise’deki harap ve terk edilmiş ortaçağ kiliselerinin hiçbir devrin mimari özelliğini yansıtmadığını belirtmektedir. Burasının diğer Bizans yapılarından ayrı bir mimari tarzda olduğunu ortaya koymaktadır. 
 
Yine Ereğli üzerinden Divle’ye gelen İngiliz Rahip E. J. Davis’de Akçaşehir köyünün güneydoğusundaki Serpek adlı yeri ziyaret eder. Olağanüstü bir lahdin olduğunu gördüğü bu yerin Derbe olduğunu iddia eder. Serpek olarak adlandırılan yer bu gün Ayrancı Ambar Köyüdür. Buradan Karaağaç ve Sidevra’dan (Sıdırba-Sudurağı) geçerek “adeta denizden yükselen kayalık bir ada gibi” fışkıran Karadağ karşısına gelir. Seyyah önce Karaman’a uğrayarak 16 Haziran 1875 günü Kılbasan’a gitmek üzere yola çıkar. Kılbasan’a yarım saatlik bir mesafede kuzeyinde büyük bir antik köy harabesine rastlar. Burada bu köyün adının “Abeadae” olduğunu belirten bir kitabe bulup not ederek Karadağ’ın arasından Madenşehri’ne varır. Madenşehri’ne çukur denilen yeri geçerek vardığını ve zengin bitki örtüsü olduğunu kaydeder. 
 
Madenşehiri’ne vardığından kaymakamın mektubunu iletir ve onu misafir ederler. Altmış, yetmiş evden ibaret olan bu köyün insanları, hayatı ve ağası hakkında bilgi verir. O gün üç evli olan muhtarın köyünde bir nişan veya düğün töreni vardır. Kadınların giysilerinden taktıkları altın takılara kadar kaydeder.  Düğünde müzik söylediklerini daha sonra bir çobanın kaval çaldığını anlatır. Ev sahibinin zengin, çok toprağı olan, kaba, üç eşi ve yirmi çocuğu olan bir kişi olduğunu tespit eder. Kıtlıkta hayvanlarının çoğunun öldüğünü, kalan keçilerin ise yüksek boylu ve semiz olduğunu söyler. 17 Haziran günü harabeleri incelemeye geçer. 25-30 kadar kilise olduğunu ve özellikle sekizgen planlı kiliseyi inceler. Eski şehrin büyük bir manastır veya din adamı yetiştiren merkez olduğundan bahseder. Yol boyunca pek çok kilise görür. Burada yaşayan önceki keşişlerin sarnıçlardan su ihtiyacını karşıladığını anlatır. Karadağ’ın zirvesine yakın atı kaçar, onu bulmak için uğraşırlarken bir köylü deve dikeninden yapılan “Kenger Kahvesi” ikram eder ve çok hoşuna gider. Burası Değle olsa gerektir. İkramı yapanın Eski Türkler ve kardeşler diye bahsetmesi burasının Değle olduğunu göstermektedir. 18892’da Değle köy olmuştur. Tekrar Kılbasan üzerinden Karaman’a döner. 
 
Zaman içinde dağa, sadece eşkıyadan,  yol kesenden,  çeteciden korkması için bir nedeni olmayan, en az onlar kadar silahlı gücü bulunan Hotamış Türkmenlerinden Boyunoğlu adıyla anılan kudretli bir ağa sahip çıkmıştır. Hotamış Türkmen aşireti zaten devlet tarafından Konya-Karapınar yolunu  “eşkıya”dan korumak üzere görevlendirilmiş güçlü bir aşirettir.  Boyunoğlu Karadağ’ın kuzey yamaçlarındaki Madenşehri ve Değle (bugünkü Üçkuyu) yöresini beğenip obalarını bu civara yerleştirmiştir. Boyunoğlu dağın batı ve güney sırtlarını ise Sarıkeçili Yörüklerine otlak olarak kiralamaktadır.  Doğal olarak Sarıkeçililerin de Hotamış ağaları gibi çeteciden, yol kesenden korkusu yoktu. Karadağ’ın Türkmen ve Yörüklerin hâkimiyetinde olan bu hali 1880’lerden itibaren Muhacirlerin gelmesiyle değişecektir.
Madenşehri köyüne Sarıkeçili Yörükleri artık kalıcı olarak yerleşmeye başlarlar. Boyunağa ve Yörüklerin yerleşmesiyle de buralarda artık eşkıyalık ve suç işleyenlerin mekânı olmamıştır. Ancak önceden gelip bunlar arasına karışanlar burada kalmışladır. Hatta birkaç aile Dinek köyüne yerleşmiştir. 
Hotamış Türkmenlerinden “Boyunoğlu” denilen kudretli bir oba ağası Madenşehri yöresini beğenip buralara yerleşmiştir. Köyde ve civarında maden yoktur. Ancak Bizans döneminde para basımı (darphane) denilen köydeki binada yapılırmış o nedenle buraya “Madenşehri” denmiştir.
1844 yılında Karadağ (Madenşehri) olarak adlandırılmakta ve12 hane bulunmaktadır. Bu aileler; Çiftçi Memiş, Çiftçi İsmail, Rençber İbrahim, Çiftçi Mustafa, Çiftçi Veli, Rençper Hacı Ali, Rençper Battal ve üvey oğulları Ebubekiroğulları Mustafa, Ali ve Ebubekir, Çiftçi Abdülhalim, Rençber Mehmet, Çiftçi Mustafa, Çiftçi Ali, Rençber Süleyman Hoca’dır. Bu bilgilerden anlaşıldığı kadarı ile Boyunoğlu’ndan kiralayıp çiftçilik yapan Türkmenlerdir. Çünkü tamamı çiftçilik yapmaktadır. Yörükler daha sonraki yıllarda buraya gelip yerleşmiş olmalıdır. 1875 yılında altmış yetmiş hane olduğunu yukarıda seyyahların dilinden bahsetmiştik.
 
Madenşehri, Binbir Kilise olarak bilinen tarihi kalıntıların üzerindedir. Büyük Kilise düzgün kesme taştan yapılmıştır. Girişi ile 9 kemerli sol kanadı ayaktadır. Kuzeyinde büyük bir sarnıç bulunmaktadır. Kentin kuzeyindeki Çanlı Kilise yıkıntı halindedir. Kentin tam ortasında bir mezarlık vardır. Birinci kilisenin kuzeybatısında ikinci bir kilise daha vardır. Bu kilisenin apsis kısmı ile girişi ayaktadır. Madenşehri, Sit Alanı ilan edilmiştir. Köyün girişinde yer alan Binbirkilise yapılarının en büyüğü bir numaralı bazilikadır. Yapı ilk kez 500 yılında inşa edilmiştir. Madenşehri örenyeri içerisinde Bizans Devrine ait Bazilikalar, Sarnıçlar ve konutların izlerini görmek mümkündür. 
 
Karadağ kitlesinin büyük küçük bir çok   tepesinde ve eteklerinde Bizans Devrine ait yapı kalıntıları bulunmakla   birlikte, Karaman´a 37 Km. uzaklıktaki Madenşehir köyünde ve buraya 7 Km.   uzaklıktaki Yukarı Değle´de, bu yapılar yoğunluk gösterir. Karadağ´ın tepelerine   ve eteklerine yayılmış olan yapılarda, Erken Hristiyanlık mimari özellikleri,   yerli sanat üslubuyla karışmıştır. dir. Mahalaç’taki Hititler dönemine ait hiyeroglif yazıtlar ve sunak, bu dağın en eski devirlerden itibaren kutsal bir dağ olduğuna işaret etmektedir. Yine bu kutsal alan üzerinde manastır, kilise ve şapelden oluşan bir kompleks bulunmaktadır ki dağın bu özelliğinin Bizans döneminde de devam etmiş olduğunu gösterir.  
 
Karadağ silsilesinin zirvesinde yer alan Mahalaç’ta değişik dönemlere ait bir takım kalıntılar yer almaktadır. Bunlardan bir kısmı Hititler dönemine ilişkin olup, bir sunak ve hiyeroglif yazıtlardan oluşmaktadır. Bir kilise ve buna bitişik durumda olan mezar şeklindeki şapel de Bizans dönemine ait olup diğer önemli eser grubunu oluşturmaktadır.
 
Mahalaç Tepesi’nin kuzey tarafında ve kilisenin hemen altında batıya doğru, Hıristiyanlık dönemine ait duvar kalıntılarının olduğu sahada iki adet hiyeroglif yazıt yer almaktadır.  Daha büyük ve okunaklı olan Karadağ 1 yazıtında şu ifadeler geçmektedir: “Bu bölgedeki Göğün Fırtına Tanrısı,  Büyük Dağ Tanrısı (ve) her tanrı (için?), Büyük Kral Majeste Hartapuš. Bütün ülkeleri fetheden (o),  Göğün Fırtına Tanrısı ve her tanrı için”
 
Son yapılan kazı ve düzenleme çalışmalarında Madenşehri Köyünde, bölgede ilk kez rastlanılan piramidal (piramit biçiminde olan) anıt mezar ile podyumlu tapınak 3. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bunlar Roma dönemine ait yapılar. 2 katlı anıt mezarın çatısı yıkılmış. Roma İmparatoru Marcus Aurelius'un bu bölgede sikke bastırdığı biliniyor. Yeni bulunan yapılar Hristiyanlığın yaygın olmadığı Roma dönemine aittir. Bölgede onlarca kilise bulunmuştur ama tespit edilen bir tapınak yoktur. Bu tür yapıları genellikle Ege kıyılarında görebiliyoruz. İç Anadolu'da şimdiye kadar ortaya çıkarılan tek piramidal anıt mezar ve podyumlu tapınak olduğu için çok önemlidir. Bu yerleşkenin Barata olduğu yönünde iddialar vardır. 
 
Madenşehri köyünde darphane olduğu ve Romalılar döneminden beri para basıldığı, Selçukluların da burada para bastığı Gülcan tarafından belirtilmiştir. Bu konuda paraların zamanı ve üzerlerindeki şekiller anlatılarak kanıtlanmıştır. Roma dönemine ait beş adet para basıldığı belirtilmiştir. Selçuklular dönemimde IV. Ruknettin zamanında burada üç adet para basılmıştır. Daha sonrasında Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında ise burada beş adet para basılmıştır. 
 
Karadağ, üzerinde üç adet köyü barındırmaktadır. Bunlar sırası ile Madenşehri, Üçkuyu(Yastepe), Değle 'dir. Köylerimizin başlıca geçim kaynakları Tarım, Hayvancılık ve Arıcılıktır. Ancak turizm açısından önemli yerlerdendir. Madenşehri köyünde bahçe tarımı dikkat çekmektedir. Şenlik düzenlenerek eski oyun, adet, gelenek ve görenekler unutulmaması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Karadağ 'da tarihi eserlerin haricinde Tarihi Yılki Atları da ziyaretçiler için vazgeçilmez bir ziyaret noktasıdır. Tarihi eserler dışında ise Yamaç Paraşütü, Doğa Sporları (Dağ Bisiklet Turu, Doğa Yürüyüşleri) gibi sosyal faaliyetler ile fotoğrafçıların vazgeçilmez uğrak yerleri arasında yer almaktadır.
 
Karadağ'a ulaşım için sürekli ve\veya belirli süreçlerde çalışan bir servis bulunmamaktadır. Şahsi aracınızla ulaşabilmek için Karaman üzerinden gelirken en düzgün ve kısa mesafe olarak Kılbasan üzerinden Dinek Köyü girişinde sola dönerek ulaşılabilir.
 
FOTOĞRAFLAR: ADEM KOCATÜRK
ARAŞTIRMACI: OSMAN ÜLKÜMEN
EDİTÖR: CUMA ALİ KAYA
 
 
 
 
 

Okunma : 3932
Foto galeri
Göksu Emlak
gultes c6
Aktekke
Gündem haberleri
Sertavul’da Can Pazarı
17 Haziran 2018 Okunma: 27926 Asayiş
Karaman'da görülen Dev Yılan Şaşırttı
18 Haziran 2018 Okunma: 21272 Yaşam
Türkiye’nin en yüksek ayaklı “Eyiste Viyadüğü” yükseliyor
16 Haziran 2018 Okunma: 11872 Gündem
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın