Karamandan.com

Karamandan.com

18 Ağustos 2018 Cumartesi
KILBASAN KÖYÜ
Kılbasan köyü Karaman merkezin kuzeyinde olup 17 km uzaklıkta, Karadağ’ın güneydoğu eteklerinde bulunmaktadır.
Kategori : Köyler
09 Şubat 2018 11:54
 
KILBASAN KÖYÜ
Kılbasan köyü Karaman merkezin kuzeyinde olup 17 km uzaklıkta, Karadağ’ın güneydoğu eteklerinde bulunmaktadır. Yerleşim yeri deniz seviyesinden 980 metre yüksekliktedir. Kuzeyinde Karadağ ve Dinek, güneyinde Göztepe, Yuvatepe, batısında Eminler, doğusunda Hamidiye bulunmaktadır. 1967 yılına kadar köy olan Kılbasan bu tarihte belediye olmuştur. 12.11.2012 tarih ve 6360 sayılı kanunla, 30 Mart 2014 yılına kadar belde olan Kılbasan, tekrar köyü dönüşmüştür. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından tespit edilen 2011 yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayım sonuçlarına göre nüfusu 2.000’in altında olan belediyelerin tüzel kişilikleri ilk mahalli idareler genel seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak bu belediyeler köye dönüştürülmüştür.
 
Kılbasan köyü nüfusu; 1904 yılında 957, 1922 yılında 225 hanede 800 nüfus, 1925 yılında 1009, 1950 yılında 1430, 1960 yılında 1681, 1970 yılında 2004, 1980 yılında 1936, 1990 yılında 1906 ve 2014 yılında 809 erkek, 803 kadın, toplam 1612 olarak saptanmıştır. Karaman ilinin en kalabalık köylerinden birisidir. Halkın çoğunluğu yurt dışında çalışmaktadır.  
 
Karaman ile Kılbasan arasında bulunan Davuda Dağı üzerinde Karışmaa Birindi adında bir şehir olup, 1467 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından bu bölgenin fethedilip Osmanlı topraklarına katılmasıyla birlikte, Han, Hamam, Cami ve Medreseler yıktırılmıştır.
 
Davuda Dağındaki (Karışma Birindi) şehrinden arta kalan ve çoğunluğu Ermeni olan halkın şu anda Kılbasan’ın içerisinde bulunan höyüğe gelip yerleştikleri, şehri burada kurdukları, Birindi olarak yaşattıkları bilinmektedir. Ayrıca Karadağ’da hayvancılık yapan Kastamonu Yörüklerinden zengin bir zatın Kılbasan’a gelip yerleştiği ve şimdiki Koca Caminin olduğu yeri bir Ermeni baba kızdan satın aldığı, halen cami içerisinde asılı bulunan tapu senedinden anlaşılmaktadır.  Abdurrahman Altın, bu görüşleri ileri sürse de 1530 tarihli BOA, 387 numaralı Muhasebe-i Vilayeti Karaman ve Rumili defterinde 88. Sayfada bu tarihte Kılbasan adlı köyün varlığını biliyoruz. Davda’daki halk buraya gelip yerleşmiş olmalıdır.
 
Kılbasan’ın batı kısmında Eminler Köyü yolu üzerinde bulunan Kandalı, Karlar ve Sarular Köyleri ile Kılbasan’ın doğu kısmında bulunan Kabahasan köyü ve Sısa Köylerinin güvenlik nedeniyle bugünkü yerleşim alanları içerisine gelmesi Kılbasan’ın mahalle yapısını oluşturmuştur. Boyacı Mahallesine Sarular Köyü, İmamlar Mahallesine Kandalı Köyü, Çarşı Mahallesine Kabahasan ve Sısa Köyleri yerleşmişlerdir.
 
Bu bölgeye yerleşmelerine Kılbasan halkı rıza göstermemiştir. Çünkü onların kullandığı ve benimsediği yerlere Devlet tarafından yerleştirilmişlerdir. Devlete güçleri yetmeyeceğini bilen Kılbasbanlılar, Mercik halkına eziyet ve rahatsızlık vererek kaçırma yoluna gitmişler ancak bu olmamıştır. Bu kavgaların birinde Bir Mercikli ve bir Kılbasanlı ölmüştür. Bu olaydan sonra kavgaların ardı kesilmiştir.  Bu olayla ilgili Osmanlı Arşivlerine yansımış bulunan; “Hicri 18/Ca/1327, Miladi 7 Haziran 1909 tarihli belgede, Karaman kazasına bağlı Mercik köyüne iskânları sırasında kendilerine verilen araziye Kılbasan köyü ahalisince müdahale edilmesi üzerine müsademe çıktığı ve köy sınırlarının belirlenmesi gerektiğine dair Pazarcık muhacirlerinin verdiği arzuhalin tahkik ve gereği için Konya Vilayeti'ne gönderildiği.” Belgesi mevcuttur. 
Yine Hicri 17/C /1327, Miladi 6 Temmuz 1909 tarihli belgede “Rumeli'den hicret edip Karaman'ın Mercik köyünde kendilerine tahsis edilen araziye Kılbasan köyü ahalisi tarafından yapılan müdahalenin engellenmesi hususunda Konya Vilayeti'nce gereğinin yapılması.” İstenmiştir. 
1844 Temettuat Defterine göre; “Hass-ı Humayun Tımarı dâhilinde olup bir miktarı evkaf ve birazı da Sipahi Tımarı olduğu” yazılmış ve 161 hane olarak verilmiştir. Ayrıca bu defterde şu kayıtta Kılbasan halkının bu yöreye yerleştirilen köylülere razı olmamasında etkendir. “Zirde maharrer olan mezralar bundan yüz elli yıl evvel karye (köy) iseler de ahalileri perakende ve perişan olup yerleri, hali ve arazileri muattal kalmış olduğundan bir miktarını işbu Kılbasan ahalileri ziraat ide geldikleri.” Bu mazralar: Mezra-i Davda, Mezra-i Mercik, Mezra-i Eminler, Mezra-i Sarılar, Mezra-i Karlı, Mezra-i Kandalı, Mezra-i Karlı, Mezra-i Sis, Mezra-i Kabahasan, Mezra-i Kucur. Bu bilgilerden hareketle bu mezralardaki halkın güvenlik nedeniyle buraya yerleştikleri anlaşılmaktadır. Gerçekten de buraya yerleşen halk o dönemde devlete buranın çevresini kale gibi çevirmek istemişler ve devletten masraflarını da kendilerinin karşılayacağını ve bu işe izin verilmesini talep etmişlerdir. Ancak talep uygun görülmemiş olacak ki, çevirme yapılmamıştır. Çevreye hükümet tarafından buraların viran olması nedeniyle de köyler oluşturulmuştur. Oysa halk güvenlik sağlandığı zaman yerlerine geri dönmüş olsalar bu yerleşmeler gerçekleşmeyecek veya başka boş olan yerlere olacaktır.
 
Bu tarihte Kılbasan’da kayıtlı bulunan hane reislerinin lakabı ve adı şöyledir. İmam Molla Mehmet Oğlu Hacı Ebu Bekir Efendi, Hatip Molla Mehmet Oğlu Hacı İbrahim. Ebu Bekir Efendi’nin tarlasının yarısı Davda Dağındaki Yatağan baba Vakfına aittir. Hacı İbrahim’in tarlasının 16 dönümü ise Emir Musa Vakfına aittir. Bu tarihte köyde diğer kişilerin çoğunluğunun işlettikleri tarlaların büyük kısmı Emir Musa Vakfı ve bir kısmı da Yatağan baba Vakfına aittir. Bu bilgiler ışığında Davda Dağı’nda bulunan Yatağan Baba önemli birisidir ki adına Vakfiye ve oldukça fazla vakıf tarlası ve ekeneği bulunmaktadır. 
 
Hacı Ahmet’in Hacı Recep, Hacı Memiş’in Hacı Mehmet, Abdurrahman’ın Hacı Kasım, Ali Oğlu Mehmet, Ömer’in Şişik Mustafa ve Mükremin, Boşnak İbrahim’in Ali, Hacı Hüseyin’in Mehmet, Süleyman Hasan, Ali’nin Hacı Abdülkerim, Hasan’ın Hasan, Köse Hüseyin’in Seyyid, Kara Mustafa’nın Deli Mehmet, Mehmet Oğlu Emir Osman, İmam Hasan’ın Yusuf, Borlu Hasan’ın Mehmet, Hıdır Oğlu Halil, Kel Ali’nin Mustafa, Hasan’ın Mehmet, Hacıoğlu Mustafa’nın İbrahim, Yahya’nın Mehmet, Hacı Yahya’nın Mehmet, Hacı İsa’nın İsmail, Kör Veli’nin Ahmet, Yusuf’un Hasan, Celil Mehmet’in Osman, Bekdaşoğlu Hüseyin, Sarı İsmail’in İbrahim, Cin Hüseyin’in Mustafa, Kara Mehmet’in Durmuş, Kara Yusuf’un İsmail, Molla Ahmet’in Osman, İsmail’in Hüseyin, Deli Veli’nin Durmuş, Keşf Ahmet’in Ali, Mehmet’in Süleyman, Abdülcelil’in Halil, Numan’ın Abdülkadir, Alemdar Yusuf, Abdullah’ın Türkmen Veli, Köse İdris’in Ali, Kara Mustafa’nın İbrahim, Mehmet’in Abbas, Türkmen Abdurrahman’ın Mehmet, Kadı Salih’in Ahmet, Kasım Mehmet’in İbrahim, Ahmet’in İsa, Mustafa’nın Abdülmümin, Hacı Ömer’in Hüseyin, Ahmet’in Abdülbaki, Memiş’in Kara Mevlüt, Bali Ali’nin Mehmet, İbrahim’in Hüseyin, Abdülkadir’in Mehmet, Kör Mehmet’in Osman, İlisralı Ahmet’in Tatar Seyyid, Cafer Oğlu Mehmet, Hadim ömer’in Ali, Keçeli Hasan’ın Mehmet, Kethüda Süleyman’ın İsa, kara Ali’nin Abdülkerim, Halil İbrahim’in Halil, Canan Mehmet’in İbrahim, Kırış Hasan’ın İbrahim, Yakup’un İbrahim, Kara Hüseyin’in Durmuş, Köse Mehmet’in İbrahim, İsmail’in Mehmet, Topal Halil’in Hasan, Kör Ali’nin Mustafa, Osman’ın Musa, Mehmet’in Hüseyin ve Sarı Mustafa, Koca Osman’ın Mustafa, Ebubekir’in Kara Ali, Hacı Halil’in Hacı Ali, Hacı Topal’ın Hasan, Halil’in İbrahim, Cafer’in Kel Hasan, Kör Ali’nin Mevlüt, Cafer’in Osman, İlisralı Abdi’nin Memiş, Yusuf’un Mustafa, Karasenirli Hasan’ın İslam, İbrahim’in Mahmut, Gülüz Hüseyin, Ali Hayranın Oğlu Hasan, Aslan Mustafa’nın İsa, Sarı Ali’nin Mehmet, Ahmet Oğlu Dağlı Mahmut, Aslan Mevlüt’ün Mehmet Ali, Aslan Musa’nın Salih, Iraz Mehmet’in İbrahim, Dedeoğlu Abdullah, Kara Mızrakoğlu Ali, Köle İsmail’in Hasan, Altıoğlu Hüseyin, İbrahim’in Ahmet, Hasanoğlu Kör İbrahim, Topal Ebubekir’in Hasan, Deli Ali’nin Mustafa, Nebi’nin Seyyid, Kocaoğlu Ahmet, Kürt Hasan’ın Mustafa, Yusuf’un Deli Musa, Kör Ali’nin Hüseyin, Ilıcapınarlı Mehmet, Kurusıkı Ali’nin Ömer, Cafer’in Könbe Mehmet, Tanacı Ali’nin Mustafa, Ali’nin Ömer, Kör Musa’nın Mustafa, Mevlüt’ün Osman, Abdullah’ın Halil, Abdülkadir’in Mevlüt, Emir Mehmet’in Musa ve İsmail, Erzincanlı Hüseyin’in Mustafa, Abdülcelil’in Koca Ali, Ali’nin Kara hasan, Mustafa’nın Yazık Mehmet, Hasan’ın Yakup, Dilki Ebubekir’in Osman, İsmail’in Hacı Yusuf, Keçimenli Abdullah’ın Hüseyin, İsmail’in Mahmut, Hasan’ın Kavlak İsmail, Abacı hasan’ın Mustafa, İsmail’in Hüseyin.     
 
Köyün doğusunda Davda Dağı denilen Kızıldağ’ın doruğunda, Bizans devri yapısı, tonoz örtülü, kesme taşlardan yapılma bir bina kalıntısı vardır. Bir de havlusu bulunan bu binanın içinde “Davda Dede” adlı erişkin bir yatırın olduğu söylenmektedir. 1844 Temettuat Defterinde burada yatan kişi hakkında şöyle bir kayıt vardır: “Medine-i Larende kazasına muzaf Davda nam mahal-i mübarekede medfun Yatağan Baba ks. Degah-ı şerifinde olan zaviyedarın emlak ve arazi beyanıdır.” Burada Kılbasan Köyü 150. Hanesinde yazılı Yatağan baba zaviyesinin zaviyedarı, Orta boylu, kır sakallı Şeyh Mehmet Dede’nin Davda’da sahip olduğu emvalin listesi verilmiştir. Bu defterde Davda ve Mercik Kılbasan mezraları içerisinde verilmiştir. Buradan anlaşıldığına göre halkın Davda’daki Tekke ve yatır dediği şahıs “Yatağan Baba ks” dır. Bu dağın doğu tarafında Tilki Kalesi denilen yerde birkaç tane oyma barınak ve oyma mezar bulunmaktadır. 
 
Bu köyü önemli kılan nedenlerden birisi de Karamanoğulları ile ilgilidir. Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277 yılında Konya’yı alarak ünlü fermanını yayınlamasından sonra Selçuklular tekrar egemenlik kurmak için Moğollardan ordu desteği alarak Karaman’a doğru yürürler. Karamanoğlu Mehmet Bey komutasındaki Karaman ordusu da Elmasun köyü taraflarında ovaya doğru yürüyüşe geçer. Eminler ve Mercik köyleri civarında yetmiş bin kişilik Moğol ordusuna karşı yirmi bin kişilik Karamanoğlu ordusu savaşa başlar. İkinci bir savaşta Kızıldağ’ın önlerinde Mercik yöresinde olmuştur. Bu savaşı Şikari Karamaname’sinde şöyle anlatmaktadır;
 
Mehmet Bey: “Ey Beyler! Tatarı şehre getirmektense şehit olmak yeğdir. İki küçek karındaşı bile-alub on yedi bin er ile yürüdü. Kızıldağ önünde râst gelüb tîğ çekip Tekbîr getürüb Tatar içerisine koyuldular. Üç gün üç gice ceng olub yerin bir katı tozup göğe çıktı. Gâziler mest pelenge döndüler, kan içmekten. Mehmet Beğ:
 
– Bin dilâver ile sürüb hânın alemin yıktı. Hân bildi ki tuğun yıkan Karamanoğludur. On bin Tatarı çevirip öğle zamanına değin cenk kıldılar. Bin yiğidi şehit eylediler. Mehmet Beğ’in üç kerre atın yıktılar. Yine atlandı. Mehmet Beğ kendi kılıcıyla dört yüz yirmi baş kesti, bir nice defa. Sonra kendisini şehit eylediler. Bunun üzerine Karaman orduları dağıldılar. Tatar orduları Lârende’yi yakıp yağma eylediler.”
  Bu olaya göre Mehmet Bey burada şehit olduğu anlaşılıyorsa da birçok tarihi kaynakta Mehmet Bey’in Mut, Ermenek taraflarına çekilip orada öldüğü yazılıdır. Merhum Mehmet Armutlu’da Eminler köyünde mezarının bulunduğu yolunda tezler ileri sürer. Oysa Ermenek Balkusan köyünde türbede mezarı bulunmaktadır. 
 
Eski adı “Mercik” olan bu köy ismi muhtemelen köyün güneybatısında bulunan tepenin eskiden söylenen adının Yuvatepe olasından dolayı ismi değiştirilmiş ve bu isim verilmiştir. Bunlar Oğuzların, Üçok kolundan Denizhan Ata’ya bağlı Yuva aşiretindendir. Hafif bir tepe üzerinde kurulması nedeniyle köye “Yuvatepe” ismi verilmiştir. Ya da Köylülerin deyimiyle; Yuvatepe, Oğuz boyunlarından Yıva aşiretinden gelmektedir.
 
Kılbasan, adını tulum peynirlerinin yapımında kullanılan keçi derilerinden almıştır.    Çok sel gelirmiş, sel basan olmuş. Çok toz esermiş Tozbasan olmuş. En son tiftik keçilerinin tüylerinin çuvallara basılmasından, kıl basma dan Kılbasan olmuş. Karaman dolaylarında yaşamış olan “İsorilerin” şehirleri arasında “Kılbanum” adlı bir yerleşim yerinin şimdiki Kılbasan Köyü olduğu tahmin edilmekte ve bu isim Türkçeleşerek “Kılbasan” şekline dönüşmüştür. 
 
Başdağ Kalesi; Kara Dağ’ın Kılbasan köyü tarafında bulunan Başdağ yükseltisi üzerinde bulunur. Sekizgen planlı kalenin burçları yuvarlaktır. İki tepe arasında yer alan kale bir krater çukurunu da kapsamaktadır. Roma ve Bizans devirlerinde kullanılan kale büyük kesme taşlardan inşa edilmiştir. Burada birde büyükçe bir su havuzu ve askeri amaçlı eski yapılar bulunmaktadır.
 
Karadağ'ın yamacında kurulan Kılbasan’ın toprakları oldukça verimlidir. Geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Kasabada ayrıca meyvecilikte çok gelişmiştir. Köyde tarım ürünleri olarak en çok buğday, arpa, mısır, şeker pancarı, nohut, fasulye ve son yıllarda özellikle devlet desteğiyle geliştirilen yem bitkileri ekimi yapılmaktadır. 
 
Peder Edwin John Davis, 1875 yılı Haziran ayında Karaman’a gelir. Davis’i bu gezide en çok etkileyen halkın “Goca Doksan Kıtlığı” dediği 1873 yılındaki korkunç kıtlık olayı ve 1873-1874 yılındaki sert kış damgasını vurmuştur. Özellikle kıtlıkta gezdiği köylerin boşaldığı, pek çok insanın yiyecek bulmak için Konya ve Adana’ya giderken yollarda öldüğü, insanların ve hayvanların açlıktan telef olduğunu anlatır. İnsanların arpa ekmeği ve cindarıdan yapılan ekmeği dahi bulamadığı, ot köklerini yediği, hayvanların açlıktan öldüğünü acıklı bir biçimde anlatır. Açlık yetmemiş gibi, üstüne üstlük birde salgın hastalık vardır.
 
16 Haziran 1875 günü Kılbasan’a gitmek üzere yola çıkar. Kılbasan’a yarım saatlik bir mesafede kuzeyinde büyük bir antik köy harabesine rastlar. Burada bu köyün adının “Abeadae” olduğunu belirten bir kitabe bulup not ederek Karadağ’ın arasından Madenşehri’ne varır. Altmış, yetmiş evden ibaret olan bu köyün insanları, hayatı ve ağası hakkında bilgi verdikten sonra 17 Haziran günü harabeleri incelemeye geçer. 25-30 kadar kilise olduğunu ve özellikle sekizgen planlı kiliseyi inceler. Tekrar Kılbasan üzerinden Karaman’a döner.
 
Kılbasan köyüne vardığında yabancılar odası dediği köy odasına varırlar ve köylüler bunları ziyarete gelirler. Köylülerin kıtlık hakkında anlattıklarının oldukça dokunaklı olduğunu eskiden 206 hane olan köyün, artık sadece 100 kaldığını söylemektedir. Bazı köylüler birkaç ay sonra dönmüşlerdir. Gidenlerin çoğunun Konya ve Adana’da öldüklerini belirtir. Köylü kıtlıktan evvel 48.000 koyun ve keçiye sahipken, bunlardan sadece yaklaşık 400 kalmıştır. 500 öküzden, 100; 200 buzağıdan, 25 kalmış, yaklaşık 400 inekten de 100 kadar kalmıştır. İnsanların ot kökleri yediğinden ve bazı ailelerde un olduğundan bahseder. Köylülerin kıtlıktan yeni çıkmalarına rağmen yüksek vergi istendiğinden yakındığını aktarır.
 
Tüm bu gezi notları ve çizimlerini 1879 yılında “Life in Asiatic Turkey A Journal of Travel in Cilicia (Pedias and Tracheia), Isauria and Parts of  Lykaonia and Cappadocia” adı ile Londra’da kitap olarak yayınlar. 
 
FOTOĞRAFLAR: MEHMET ÇETİN
ARAŞTIRMACI: OSMAN ÜLKÜMEN
EDİTÖR: CUMA ALİ KAYA
 
 
 
 
 
 

Okunma : 7275
Foto galeri
gultes c6
Aktekke
Gündem haberleri
Karaman Ereğli Yolunda Can Pazarı!
16 Ağustos 2018 Okunma: 10132 Asayiş
Karaman'da Fuhuş Operasyonuna Suç Üstü!
15 Ağustos 2018 Okunma: 9591 Asayiş
Bu geceden itibaren su sorunu yaşamayacağız
16 Ağustos 2018 Okunma: 9520 Gündem
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın