Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 28 Mayıs 2019  -  Saat : 12:55:44   Görüntülenme: 5353

İhsaniye Köyü
İhsaniye Köyü Karaman Merkez'in güney-batısında ve Merkeze 72 km uzaklıkta olup 1515 metre rakımdadır.

Karaman’dan sırasıyla Bucakkışla, Aşağı akın, Yukarı Akın ve İhsaniye’ye ulaşılmaktadır. Ermenek sınırında olan bir köyümüzdür. Köyün Doğusunda Aşağıakın, Batsında Kalaba köyü ve Hadim Balcılar, Kuzeyinde Yukarıakın, Güneyinde ise Ermenek Balkusan Köyü bulunmaktadır.

1902 yılında kurulan bu köyün 1904 yılındaki nüfusu 236, 1915 yılında 296, 1945 yılında 602, 1955 yılında 727, 1965 yılında 849, 1990 yılında 687’ye gerileyen nüfus 2014 yılında 149 erkek, 156 kadın olmak üzere toplam 305 nüfusa sahiptir.

Karaman merkeze yoğun göç yaşanan köylerimizdendir. Halkın buraya yerleşmesi 1902 olsa da köy olarak İhsaniye adı verilmesi 1925 yılındadır. Köy 1902 yılında Melemenci/Menemenci Yörüklerinin yerleşmesi sonucu oluşmuştur. Gülcan, Oğuzların, Yıldızhan Ata’ya bağlı Avşar boyları Yörüklerin yerleştiği bir köydür demektedir.

Melemenci obası Yörükleri Gelendi Hanı civarına yerleşerek, konar-göçer hayattan yerleşik hayata geçmişler
1925 yılında Köye İsim verilirken buraya “İhsaniye” adı verilmiştir.

Menemenci Yörükleri, Bozdoğan Yörükleri içerisinde, Varsak aşiretinden olarak 1518 yılı kayıtlarında bulunmaktadır.

Daha önceki dönemlerde Menemenci Cemaati; İçil Sancağı, Selendi Kazası (Gazipaşa) Karalar Köyünde sakin iken Adana Sancağı’na göç ederek, Çakıt mevkisinde kışlamakta ve Niğde Sancağı Üçkuyu mevkiinde yaylamaktadır. Bozdoğan aşiretinin en kalabalık kolu olan menemenciler, Karaisalı ve Tarsus arasındaki bölgeyi yurt tutmuşlardır.

Menemenciler hakkında, Özcan Tatar’ın arşiv kaynaklı araştırmasıdır. Bozdoğan Mukataası’na tabi olan bu cemaatin mensuplarının çoğunluğu Seyyid kökenlidir. 1720-1721 yılında yapılan Yörük tahririnde Menemenci Cemaati 4 gurup halinde tahrire tabi tutulmuştur.

Buna göre; Seyyid Habib Çelebi Kethüda’nın idaresinde bulunan ve mensuplarının tamamı Seyyid kökenlilerden oluşan birinci gurubun, 215 nüfusla, Adana Sancağı’nda Çakıd Hanı ve çevresinde kışlamakta, yazları ise Niğde Sancağı’nda Üç Kapulu adlı yaylada yaylamaktaydılar.

İkinci gurup; Adana şehir merkezinde sakin olan 3 kişiden oluşmaktaydı. Üçüncü grup; Habib Kethüda’nın idaresinde bulunan esas gurubun içinde sakin olan ve Seyyid kökenli olmayan kişilerden oluşmakta olup, 9 bennak nüfusa sahipti.

Dördüncü gurup ise; bu cemaatin perakendesi olup, Tarsus Sancağı, Kusun Kazası’nda Kozak adlı karyede sakindi. Bu gurup 3 bennak nüfusa sahipti.

Genel olarak devlete tabi olan ve bu bölgedeki huzursuzluk olaylarının önlenmesinde görevlendirilen Menemenci Cemaati mensupları, gittikçe güçlenmeleri ve çevrede önem arz eden bir cemaat olarak öne çıkmaları nedeniyle bazı eşkıyalık olaylarına karışmışlardır.

Yine bu dönemde Karaisalı ve çevresinde önemli bir cemaat olarak ortaya çıkan Yörük cemaatlerinden Bulahadioğlu Cemaati ile birlesen Menemenci Cemaati’ne mensup bazı kişiler Karaisalı ve çevresindeki köyleri yağmalayarak, buranın sakinlerinden birçok kişiye zarar vermişlerdir.

Bu tür davranışta bulunanların cezalandırılmasının ardından bir süre için devlete tabi olduğunu tespit ettiğimiz Menemenci Cemaati’nin mensupları, kısa bir süre sonra yeniden Bulahadioğlu Cemaati ile birleşerek Karaisalı ve çevresinde olumsuzluk yapmaya devam etmişlerdir.

Zaman içerisinde Çukurova bölgesinde gittikçe güçlenen Menemenci Cemaati, inceleme dönemimizden daha sonraki dönemlerde bu bölgenin en önde gelen cemaatleri arasına girmiştir.

1768 yılına ait bir deve tevziatı listesine göre, Adana Eyaleti’nden istenen 80 katar devenin 5 katarı Menemenci Cemaati’nin hissesine düşmüştür.

Aynı şekilde 1787 yılına ait bir diğer deve tevziatı listesine göre, Adana Sancağı’ndan toplanan 116 devenin 15 adeti Menemenci Cemaati tarafından karşılanmıştır.

Bir diğer örnek olması açısından 1812 yılında Adana Sancağı’ndan sefer için talep edilen 111 nefer askerin 12’si Menemenci Cemaati’ne mensup olan kişilerden oluşmaktaydı. 

Bizim tahminimize göre; Menemenci Cemaati’nin bu kadar güçlü bir hale gelmesinin en önemli sebebi, Seyyid ünvanını kullanmaları nedeniyle birçok vergiden muaf olmaları ve buna dayalı olarak çevrede bulunan bazı kişilerin evlenme yoluyla bu cemaati katılıp bu unvanı elde etmeleridir.

Bu şekilde pek çok vergiden muaf olup çevreden gelip katılanlarla birlikte nüfus ve nüfuzunu arttıran Menemenci Cemaati, daha sonraki dönemlerde büyük bir güç haline gelmiştir. 

Rahmetli Faruk Sümer’in D.V.Langlois’in eserine dayalı olarak 1857 yılında Çukurova bölgesinde yasayan cemaatler ile ilgili vermiş olduğu rakamlar bu iddiamızın en önemli delilidir.

Bu rakamlara göre; bu dönemde Menemenci Cemaati 3000 hanelik nüfus, 80.000 koyun, 20.000 keçi, 18.000 sığır, 2000 deveye sahiptir.

1720-1721 yılına ait rakamlarla karsılaştırdığımızda bu miktarlar, koyun sayısı haricinde bayağı fazla bir artış olarak görülmektedir. Menemencioğulları, 18-19. Yüzyıllarda Karaisalı çevresinde yaşamış, çok önemli siyasi faaliyetlere katılmış bir Türkmen Aşiretidir.

Aşiret ileri gelenlerinin İstanbul’a sürgüne gönderilmesinden önce Karaisalı yöresine nerden geldiklerine ve nasıl geldiklerine kısaca bakmak gerekir.

Bu konuda elimizde çok önemli bir yazılı kaynak bulunmaktadır: Menemencioğulları Tarihi. Son Menemenci Beyi Ahmet Beyin hatıralarını ve Menemenci Aşiretine dair bilgileri ihtiva eden bu eser, 1861 yılında kaleme alınmıştır.

Prof. Dr. Faruk Sümer, “ Fırka-i İslâhiye tarafından İstanbul’a getirilen son Menemenci Beği Hacı Ahmet Beğ, bize bu ailenin tarihine ait değerli bir hatırat bırakmıştır ki,  bu Türkiye Tarihinde eşine çok az rastlanan bir vakı’adır” diyerek eserden övgüyle söz etmiştir.

Dr. Yılmaz Kurt tarafından günümüz alfabesine çevrilen Menemencioğulları Tarihi kitabında; Menemencioğlu Ahmet Beyin anlatımına göre, Menemenci Aşireti, İzmir’in Menemen Bölgesinden doğuya göç ederek Aydın Bozdoğan’a gelmişler, buradan hareketle Teke Yarımadası üzerinden İç-İl’e yani Mersin’e gelince Aşiret, iki kola ayrılmış.

Sahil bandını takip ederek Kadirli yöresine kadar gidenlere Kök Bozdoğan, Tarsus tarafına gidenlere de Menemenci denilmiştir. Yine kitaptan öğrendiklerimize göre Menemenci Aşireti, ilk önce Tarsus Kusun Deresi mevkiine ve sonra Bucak ve Çeceli köylerine yerleşmişlerdir. Çeceli, merkez seçildikten sonra da çeşitli köylerde yurt tutup yerleşmişlerdir.

Hatta Ahmet Bey, “Aşiretin Çeceli’ye geldiğinde burasının 5-6 hanelik bir yer olduğunu, ilk Boy Beyleri olan Kör Boy Beyinin burada vefat ettiğini ve Çeceli Camisinin kıble penceresi önüne defnedildiğini” anlatır hatıratında.  
Son Menemenci Beyi Ahmet Beyin hatıratında Karaisalı’dan İstanbul’a sürgün edilmelerinin tam tarihi belirtilmemiş tahminen, Aşiret, 1845-1850 yıllarında İstanbul’a getirilmiştir.

Çünkü aileden bazı kimseler, Osmanlı Ordusunda ve Yönetiminde görev yapmışlardır. Bunun gerçekleşmesi için, Ailenin İstanbul’da olması ve çocuklarını okutmuş olmaları gerekir ki, bunlardan birisi Menemencizade Tevfik Mehmet Paşadır. Tevfik Mehmet Paşa, Ahmet Beyin oğlu olup, Mirimiran ve Mutasarrıf olmuştur.

Üsküp’ten azledilmiş olarak 1 Şubat 1874 de vefat etmiştir. Cenazesi, Üsküdar’da babasının yanına defnedilmiştir.

Bir diğer Menemenci Paşası da Tevfik Mustafa’dır. Tevfik Mustafa Paşanın babası Menemenci beylerindendir.
Amcası Ahmet Bey vasıtasıyla Mısır’a gönderilmiştir. Orada İbrahim Paşaya Yaver olmuş ve Miralay rütbesini almıştır. (1841) Osmanlı Ordusunda çeşitli yerlerde kumandanlık yapmıştır.

1877 de Kars Kumandanı iken hastalanıp İstanbul’a dönmüş ve 12 Temmuz 1879 da vefat etmiştir. Eyüp’te defnedilmiştir. Oğulları Ferit Sait Paşa ile Osman ve Nabi Beydir.

Kim bilir 200-300 kişilik bir insan topluluğunun yolculuğu, nasıl zahmetli geçmiştir? İstanbul’a varıldığında nasıl bir yerleşme zorluğuyla karşılaşılmıştır? Bu kadar insan zorunlu ikamete tabi tutulurken aileler, nasıl parçalanmışlar, hangi semtlere yerleştirilmişlerdir? Ahmet Bey, sadece kendi ailesinin Beyoğlu’na yerleştirildiğinden ve maaşa bağlandığından bahsetmektedir. Aşiretin diğer fertleri, nasıl yaşadılar, nasıl geçimlerini sürdürdüler bilinmemektedir.

İşte bu dönemlerde Osmanlı Devleti'nin konar-göçer Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur.

Dadaloğlu'nun şiirleri, yerleşik hayata geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin sesi ve sözlü tarihi sayılabilir. Aşiretlerin zorla iskânına karşı Dadaloğlu şu dörtlükleri yazmıştır:

Misis köprüsü de mühengi aştı
Karalar ho dedi Buruk'a düştü
Sırkıntı Menemenci hep yalın kaçtı
Hani ya Kabak Hasan Kodaz Ali'niz?

Nice kuşlarımı dumanda buldum
Menemenci'ye de atımı saldım
Cerit'in Avşar'ın güzelin aldım
Kalmadı muradım de Ali Oğlu

Bu dörtlüklerden de anlaşılacağı üzere Menemenci Obaları Silifke ve Mut yöresine gelip yerleşmişlerdir. Bunlardan birisi de Mut Topbaş Köyü sınırları içerisindeki Göksu Vadisinde kışlamaya başlamışlardır.

Burada bulunan eski köy harabelerinin üzerine yeniden damlar ve deve ağılları yapıp yerleşmişlerdir. Kendi aralarında “Eskiköy” adıyla muhtarlıkta oluşturmuşlardır. Yaz aylarında bu yörenin en yüksek kesimlerine çıkarak yaylamaktadırlar.

Daha sonra konup göçerek yerler aramaya başlamışlar sonuçta kışlaklarından 30 km kadar uzağındaki Güney yaylağına kadar uzanmışlardır. Karaman-Hadim-Ermenek Arassındaki bu yaylada konaklamaya başlamışlardır.

Ancak Güney Yaylağı, öteden beri Karamanoğullarından kalma köylerin yaylaklarıdır. Bu yüzden Menemencilerin buraya gelmesine ve yerleşmesine razı olmamışlar, aralarında epeyce anlaşmazlıklar olmuştur.

En sonunda Menemencilerden bir kadın bu anlaşmazlıklarda öldürülünce yerliler suçlanmış ve başka taraflara çekilmişler, böylece buralar Menemencilerin olmuştur. Güney Yaylağı ve kışlıkları arasındaki ılıman bir iklime sahip Gelendi hanı dolaylarına gelirler. Burasını ara nokta olarak kullanmaya başlarlar. 

Bu yaşantılar sürüp giderken kimi Yörükler yaz aylarında güneye kadar gitmeye gerek görmemişler ve hem ılıman iklim oluşu hem de çevresinde yüksek yaylaklar oluşu nedeniyle buralara evler ve ağıllar yapmışlardır.

Sadece kışın çobanlar develeri Göksu kenarındaki köylerine götürüp getirmişlerdir. 1902 yılında ise burayı tümden benimsemişler ama bu seferde öteden beri buraların sahipleri Bayır, Ada, Aşağı ve Yukarı Akın köylerinin halkıyla Mut ilçesinin Işıklı aşireti ile çekişmeye başlamışlardır.

1932 yılında sınırlar belirlenip bu günkü halini almıştır.

Bu aşirete mensup olanlar sadece hayvancılık yapmayıp develeriyle taşımacılık ve ticarette yapmışlardır. Zaman zaman odun satmışlardır.

1925 yılına kadar eskiköy muhtarlığı ile yönetilen Menemenciler Gelendi yöresinde köy oluşturmak için Konya Valiliğine müracaat etmişler, incelemer sonucunda burada bir köy kurularak İhsaniye adı verilmiştir. GELENDİ HANI: Karaman merkez Bucakkışla Nahiyesi’ne bağlı İhsaniye köyü hudutları içindedir. Karamanoğulları dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Han uzunlamasına dört kemer üzerine oturtulmuştur.

Karaman İhsaniye Köyü’nün 1 km. güneydoğusunda bulunan Gelendi Hanı’nın yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla da Karamanoğulları döneminde, XIV.-XV. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Han dikdörtgen planlı olup, içerisi birbirlerine ve duvarlara kemerlerle bağlı iki sıra halindeki ikişer sütunla üç bölüme ayrılmıştır. Duvar kenarlarında her iki yanda da dörder hücre bulunmaktadır. Hanın girişi basit, yuvarlak kemerlidir. Hanın yapımında kesme taş ve moloz taş kullanılmaktadır.

Günümüze harap bir durumda gelebilmiştir. 1930’lu yıllara kadar bu hanın önündeki düzlükte açık namazgâh bulunmakta ve Cuma namazları çevredeki Yörükler ve Akın köylüleri tarafından Yukarı Akın imamı buraya gelerek Cuma ve Bayram namazlarını kılarlarmış.

Yine Cuma günleri burada pazarda kurulurmuş. İhsaniye köy olup Camisini yaptırınca burada namaz kılınmaya başlanmış ve Handa kullanılmaz olmuştur.

Köyün sınırları içerisinde pek çok eski çağ uygarlıklarına ait kalıntılar bulunmaktadır. Topraktaş ve köyün kuzeyinde şehir kalıntıları görülmektedir. Yörük olan köylüler halen göçebe hayatın etkisindedir. Yaz dönemlerinde yayla olarak adlandırılan Güney Yaylaları, Ayı Gölü, Yellibel, Emine Muharı, Kale gibi yüksek yerlere göç etmektedir. Bu yerlerde keçe çadırlar kurularak yaşam devam ettirilmektedir.

Yemek; Aş olarak adlandırılan yerel yemek en beğenilen lezzetler arasında yer almaktadır. Dövme buğdayın haşlanarak pişirilmesi üzerine kavurma eklenmesiyle yenir.

Köyün ekonomisi ziraat ve hayvancılık hayvancılığa dayalıdır. Son senelerde köyde kiraz yetiştiriciliği önem kazanmaktadır. Küçükbaş hayvancılık yoğun olarak devam etmektedir. Tarım sadece kendilerine yetecek oranda yapılmaktadır.

İhsaniye Köyü
İhsaniye Köyü İhsaniye Köyü Karaman Merkez'in güney-batısında ve Merkeze 72 km uzaklıkta olup 1515 metre rakımdadır.