Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 06 Haziran 2018  -  Saat : 13:54:26   Görüntülenme: 7269

AYRANCI İLÇESİ
Karaman merkeze 45 km mesafede, Karaman-Ereğli karayolu üzerindedir. Coğrafi konum olarak, 37°36’ Kuzey enlemi ile 33°68’ Doğu boylamı arasında yer almaktadır. İlçenin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.135 metredir. İlçenin, kuzeyinde Konya ili Karapınar ilçesi, güneyinde Mersin ili, batısında Karaman ve doğusunda Konya ili Ereğli ilçesi bulunmaktadır. İlçenin yüzölçümü 2.432,1 km²’dir. Nüfusu 2014 yılı itibariyle ilçe merkezi nüfusu 2 366’dır. İlçe nüfusunun Karaman nüfusuna oranı %3,75’tir.

Toros dağlarının kuzey eteklerinde yer alan Ayrancı topraklarının bir bölümü İç Anadolu Bölgesinde, bir bölümü de Akdeniz Bölgesinde bulunmaktadır. Ayrancı ilçesinde bulunan dağlar; Bolkar, Bozoğlan, Musa, Meke, Çakırdağ, Kiraz Dağı silsileleridir. Toroslara dâhil bu dağların arasındaki "Tarihi Mara Yolu" üzerinden Mersin iline ulaşma olanağı mevcuttur. Türkiye’nin en az yağış alan bölgesinde kurulu olması nedeniyle önemli bir akarsuyu yoktur. Güneydeki Toroslardan kaynaklanarak Berendi-Kıraman-Üçharman (Divle) vadisi boyunca uzanan Divle Deresi ile Kayaönü ve Küçükkoraş’tan doğarak kuzeye doğru uzanan Buğdaylı Deresinin birleşerek oluşturduğu Koca Dere, Ayrancı Barajını besleyen akarsulardır. Ayrıca, Hışılayık Mağarası Kaynak Geliştirilmesi Tüneli ve Hışılayık Derivasyon kanalı Buğdaylı çayına dökülerek Ayrancı Barajına ulaştırılması ile barajın kaynağına katkı sağlamaktadır.

Ayrancı ilçesi 243.210,2 hektarlık alan ile Karaman’ın %27,57’sini, Türkiye’nin ise %0,31’ini kapsamaktadır. İlçe toplam alanının %28,08’i tarım arazilerine ayrılmış olup, bu oran Türkiye ortalamasının ve Karaman ortalamasının altındadır. Toplam alanın %48,86 gibi büyük bir oranı çayır-mera alanları için ayrılmıştır. Ormanlık alan ise toplam alanın %13,55’ini oluşturmakta ve bu alan Karaman toplam ormanlık alanın %20,47’sini kaplamaktadır. Ayrancı ve çevresi ilk çağlardan beri çeşitli kavimlerin yerleşkesi olmuştur. Bilinen tarihi; Hititler, Asurlular, Akamenitler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılardır. Bu yörenin Küçük Kapadokya olarak adlandırılması bulunduğu coğrafya, dağları, vadileri ile korunaklı yerler olmasından ve çok sayıda kayalara oyulmuş mağaralar bulunmasındandır. İnsanoğlu yaşam alanı olarak düşündüğü yerde öncelikler sıralaması ile can güvenliği, suyun bulunması ve yiyeceğini karşılamasını dikkate almıştır. Bulgar dağları bunu fazlasıyla karşılamaktadır. Ovada ise ya tepelere kaleler yaparak ya da yer altını oyup sığınaklar yaparak kendine yaşam alanları oluşturmuştur.

Bölge, Toros dağlarıyla ova arasında bir geçiş kuşağında yer almasından dolayı coğrafi ve kültürel çeşitliliği de beraberinde getirmiştir. Değişik medeniyetlere beşiklik etmiş olan bölge antik kalıntılar yönünden de oldukça zengindir. Ayrancı’nın Toroslardaki kesimlerinde birçok kaya yerleşimleri bulunmakta; dini, sosyal ve güvenlik gibi çeşitli işlevlere sahip bu kaya yerleşimleri sahasında çok sayıda kilise, manastır, şapel, kaya mezarları bulunmaktadır. Buraların etkin tanıtımı, ilçe ekonomisine katkı sağlayacaktır.

TARİH ÖNCESİ VE İLKÇAĞ’DA AYRANCI
Ayrancı ve çevresi ile ilgili olarak, günümüze kadar herhangi bir arkeolojik araştırma ve kazı yapılmamıştır. Dolayısıyla ilçemizin tarih öncesi ve ilkçağdaki yaşamı hakkında net bilgilere ulaşamıyoruz. Ancak tarih öncesi dönemlerle ilgili birçok yaşam izlerine rastlamaktayız. İlkçağ ile ilgili olarak da birçok kalıntının günümüze ulaşmış olduğunu görmekteyiz. İlkçağda ilçemiz ve çevresi Hititlerin yaşam alanı olarak görülmektedir. Özellikle Hititlerin MÖ 1200 yıllarında Frigler tarafından yıkılmasıyla; Anadolu’nun Güney taraflarında, Mezopotamya ve Suriye’de Hititlerin devamı olan “Geç Hitit Şehir Devletleri” ne rastlamaktayız. Bunlardan birisi de ilçemiz ve çevresine de hâkim olan Tuvana (Tuvanuva) Krallığıdır. Bu dönemde ilçemizin; Kocadere, Buğdaylı Deresi, Geleri Deresi, Koraş Köyleri çevresi, Ayrancı Merkez, Ulu Mahalle, Saray Köyü gibi yörelerimizdeki mağaralar ve inlerdeki düzenlemeler ve yaşam izleri, Hititlerin ve daha da net bir şekilde Tuvana Krallığından günümüze ulaşan uzantılar olarak değerlendirilebilir. Bir süre Friglerin de etkisinde kalan ilçemiz toprakları. MÖ 8. yüzyılda Asurluların, Lidyalıların, 6. yüzyılda da Perslerin yönetiminde kaldı.

MÖ 4. yüzyılda Makedonya Kralı Büyük İskender’in egemenliğine girdi. Büyük İskender’in ölümünden (MÖ323) sonra imparatorluk parçalanınca ilçemiz toprakları imparatorluğun Asya Krallığı yönetiminde kaldı. MÖ 3 yüzyılda Romalılar da Anadolu’ya adım attılar ve güdümlerinde birçok krallık oluşturdular. MÖ 129 yılında Anadolu Romalıların Asya Eyaleti haline getirilince İlçemiz toprakları da bu eyalete bağlandı. Uzun süre Roma İmparatorluğunun yönetiminde kalan toraklarımızda Roma izleri somut bir şekilde kendisini göstermektedir. Ambar Köyünden çıkarılmış olan; Sidamara Lahiti, köydeki antik Höyük ve diğer kalıntılar, Kale Köyü kalesi ve kaya mezarları, Pınarkaya (Divaz) köyündeki kale, kemer, sütun ve sütun başlıkları, Üçharman (Divle) ve Buğdaylı çevresinde olan kaya kiliselerindeki freskler ve steller bunların önemli kanıtlarıdır. 395 yılına kadar Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaleti olarak kalan Anadolu toprakları, bu tarihte imparatorluğun Doğu ve Batı Roma olarak parçalanması ile Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu)’nun payı içerisinde kaldı. Bizans yönetiminde iken zaman zaman Müslüman Arapların (Emevi ve Abbasilerin) saldırısına uğradı. Bizans döneminde önemini koruyan bölge, Osmanlı Devleti’nin uzun bir sürecinde, Medine’nin vakıf toprakları olarak işlevini sürdürdü.

TÜRK TOPRAĞI HALİNE GETİRİLMESİ
1071 Malazgirt Zaferi sonucunda Selçuklularla Bizanslılar arasında yapılan antlaşmaya Bizanslıların uymaması üzerine Sultan Alparslan Anadolu’nun fethine karar verdi. Fetih için komutan ve beylerini görevlendirdi. Ebül Kasım, Artuk, Mengücek, Danişment, Atsız, Porsuk, Çaka beyler ve Kutalmışoğlu Süleyman Bey Anadolu’nun fethi için görevlendirilenler arasındaydı. Anadolu’nun büyük bir bölümü bu komutanlarca fethedildi ve Anadolu’da ilk Türk beylikleri kuruldu. Bunlardan Kutalmışoğlu Süleyman Bey 1075 yıllarında Marmara topraklarının büyük bir bölümünü fethederek bölgede Anadolu Selçuklu Devletinin temellerini attı. Diğer beyliklere göre kısa sürede güçlenen Anadolu Selçuklu Beyliği topraklarını genişletti. 1077 yılında da Kutalmışoğlu Süleyman Bey Ereğli ve Ayrancı yörelerini de Bizanslılardan alarak Anadolu Selçuklu toprağı haline getirdi. Böylece Ayrancı toprakları Türk tarihindeki yerini aldı. 

Aynı yıllarda Diğer beyliklerle birlikte Anadolu Selçukluları da yarı bağımsız devlet haline geldi. 1092 yılından itibaren ise, Anadolu Selçuklu Devleti I. Kılıç Arslan’ın yönetiminde tam bağımsız devlet haline dönüştü. Kavuklar köyündeki mezar taşlarından net olarak buralarda Selçuklu halkının yaşadığını görebiliyoruz. Bu dönemlerde doğudan Anadolu’ya akın akın Türkler gelerek yerleşmeye başladı. Özellikle bölgemize ve Toroslara çoğunlukla Salur ve Afşar Türkleri geldi. Karaman ve Ayrancı topraklarına gelenler genelde Salur Türkleri idi.
Anadolu topraklarının Türkler tarafından fethi Haçlı Savaşlarının ana nedeni oldu. Türkleri Anadolu’dan atmak isteyen Haçlılar özellikle Anadolu Selçuklu Devleti ile bu savaşı başlattılar. 1096 yılında başlayan I. Haçlı Savaşı’nda, ilçemiz toprakları da bu savaş alanı içerisinde kaldı. Bu savaşta Ayrancı ile ilgili şu bilgilere rastlanmaktadır. 1097 yılında Hasan Dağı’na adını vermiş olan Emir Hasan (Ebul Gazi=Melik Gazi) yönetimindeki Anadolu Selçuklu kuvvetleri, Haçlı ordularına bu yörelerde büyük kayıplar verdirdiler. Aksaray ve Ereğli yöresini terk eden Haçlı kuvvetlerinden 20 bin kadar asker, Gülek Boğazından geçerek Çukurova’ya ulaşmak istedi. Ancak boğazın Türkler tarafından tutulmuş olması nedeniyle hedeflerine ulaşamadılar. Amaçlarına ulaşmak yani Çukurova’ya gitmek için, Ereğli’nin güneyindeki Toros silsilesini takip ederek Larende’ye (Karaman) yöneldiler. Ayrancı’ya kadar gelen bu Haçlı kuvvetleri “Kafir Yazısı=Gavur Yazısı” denilen mahalde bir süre konakladılar ve dinlendiler. Buradan da Ayrancı – Divle – Kıraman – Berendi vadisi’ni (Kocadere) takip ederek Toros Dağlarını aşıp Tarsus’a ulaştılar. Çukurova’ya geldiklerinde 20 bin olan sayıları daha da azaldı. 

KARAMANOĞULLARI ZAMANINDA AYRANCI
Şikari’nin anlatımına göre Nure Sofi, daha aşireti Sivas dolaylarında yazları yaylamakta iken Ereğli’yi Ermenilerden almış ve bu olay üzerine Sultan Alaaddin Keykubat tarafından tabl, alem ve sancak verilmişti.  Bu dönemde Karamanlılar yazları Sivas Kayseri gibi bölgelere kadar gelmekte ve kışlak olarak Azerbaycan taraflarını kullanmakta idi. Bu başarısı ile Sultan tarafından Ermenek bölgesini almasını ve alırsa buraların yurtluk olarak verileceğini söylemişti. Çünkü bu bölgelerde aşılması ve alınması zor gelişmiş şehir devletleri ve müstahkem kaleler bulunmaktaydı. Bu bölgeler Akdeniz’le Anadolu’nun kara yolu bağlantısını sağlayan geçitler üzerinde olması nedeniyle ticareti de elinde bulunduruyordu. Bu bölgelerde sadece Bizanslılar ve Rumlar yoktu.  Haçlılar bu bölgelere çok sayıda Ermeni de yerleştirmişti. Bu geçitlerin kontrolünü sağlamak, düşman unsurlarla arasına bir güvenlik duvarı oluşturmak maksadıyla Selçuklular Karamanlıların yerleşmesini istiyordu.

1228 yılında Ermenek’i alan Nure Sofi buradan Gülnar, Mut, Mara Kalesi’ni de alarak Bulgar Dağlarına geldi. Buraları önceden gören Nure Sofi, stratejik önemini bilmekteydi. Buralarda bulunan Türklerle anlaşma yolunu denedi ise de olmadı ve yapılan savaşlarda beyleri Yahşi Han öldürüldü. Oğlu ve yöre halkı, aynı soydan olan, gelenek ve görenekleri aynı olan bu halk Karamanoğullarına kolayca itaat ettiler. Yahşi Han’ın oğlu Aydın Bey’i bu yörenin yöneticisi yaptı. Artık buralar Karamanlıların yılmaz savunucuları ve sadık koruyucuları oldular. Buralardaki halk Bizanslılar zamanında Arapların ve Türklerin akınlarına karşı tampon bölge oluşturmak amacıyla yerleştirilmişlerdi. Ancak bir şeyi düşünememişlerdi. Geleneği göreneği, konuşması, yaşam tarzı aynı olan ve kan bağı bulunan bu zümreleri sadece inancına bakarak yerleştirmelerinin hata olduğunu sonradan anlamışlardı. 1071’de Malazgirt Savaşı’nda da Bizans ordusu içerisinde bulunan bu unsurlar kandaşlarının yanına geçmişlerdi. Toros Dağları ve yöresine Anadolu Selçuklu Devleti’nin Uç Beyliği olarak yerleştirilen Karaman ve halkı, Anadolu Selçuklu Devleti’nin zafiyetinden ve isyanlardan da (1240 Babailer İsyanı) yararlanarak başkaldırdılar. Ayrancı ve Ereğli topraklarını bu karmaşada kendilerine bağladılar. 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra yaşanan gelişmeler ve Anadolu’daki Moğol baskısı üzerine 1257 yılında Kerimüddin Karaman yönetiminde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Böylece Karamanoğulları Devleti kurulmuş oldu.

Karamanoğlu I. Mehmet Bey’in ünlü dil fermanını yayınlaması ile ise milli bir devlet haline dönüştü. Osmanlı Devleti’nin kurulması, güçlenmesi ve genişlemesi doğrultusunda, diğer beyliklerde olduğu gibi Karamanoğulları Beyliği de Yıldırım Bayezit döneminde Osmanlı Devletine bağlandı. 1402 yılında yapılan Timur ile Yıldırım Bayezit arasında yapılan ve Osmanlı’nın yenilgisi ile biten Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden bağımsızlıklarını kazandılar. Uzun süre Osmanlı Devleti ile çekişmeler yaşayan Karamanoğulları Beyliği topraklarının tamamına yakını, Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. (1466) Toros Dağları’nın korunaklı alanlarında bir süre varlıklarını devam ettiren beylik, II. Bayezit zamanında tamamen Osmanlı Devleti’nin yönetimini kabul etti ve tarih sahnesinden çekildi (1487).

Karamanoğulları Beyliği zamanında Ayrancı ve çevresi (Divle); beyliğin yöneticileri ve hükümdar ailesinden olanların (melikler) yaylağı olarak işlevini sürdürdü. 14. yüzyıl ortalarında Musa ve Fahrettin Ahmet Beylerin Divle ve çevresinde yaşadıkları bilinmektedir. Musa Bey’in günümüzdeki Musa Mahallesi çevresinde yaşadığı, kendi adı ile anılan Musa Dağı ve Yüğlük dağlarında avcılık yaptığı, Fahrettin Ahmet Bey’in ise Divle’de küçük bir saray ile Saraycık yaylağına bir av köşkü yaptırdığı tarihi bir gerçektir. Ayrıca da Karamanoğlu Beyliği zamanında, Kocadere (Divle Deresi) üzerinde birçok köprü de yaptırılmış olup, bir bölümü yıkık dökükte olsa günümüzde varlığını sürdürmektedir. (Kıraman, Divle, Ayrancı ve Kale – Karaağaç köyleri arasındaki köprüler bunlardandır.)

OSMANLI DEVLETİ’NDE AYRANCI
Ayrancı ve yöresi Osmanlı hâkimiyetine geçtikten sonrada önemini korumuştur. Özellikle Divle’ye önem verilmiş, yoların ve geçitlerin kontrolü sağlanmıştır. Bu bölgede daima bir kaza merkezi bulundurmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan Otlukbeli Seferi (1473) ile Yavuz Sultan Selim tarafından gerçekleştirilen Çaldıran (1514) ve Mercidabık ve Ridaniye seferlerinde (1516/1517) İstanbul’dan hareket eden Osmanlı ordularının geçit güzergâhı olmuştur. Gebze, İznik, Eskişehir, Bolvadin, Akşehir, Konya, Pınarbaşı, Çoğlu, Akçaşehir, Ayrancı, Ereğli menzilini takip ederek buradan Doğuya ve Güneye yönelirlerdi. Ayran Dede ve Ziya Efendi efsaneleri, Yavuz Devri Savaşlarına izafe edilmektedir. Kanuni’nin Bağdat Seferi (1534) ile IV. Murat’ın Bağdat Seferleri de aynı menzilleri takip ederek yapılmıştır. IV. Murat’ın Bağdat Seferi sırasında ordularının, 09 Mayıs 1638 Çarşamba günü saat 8’de Akgöl’ün Ayrancı tarafındaki Gölbaşı denilen menzilde konakladığı menzilname kayıtlarında mevcuttur. Yine bu menzilnamede Akçaşehir’de de konakladığı ve IV. Murat’ın Çakır Dağı’nda geyik avladığı belirtilmiştir.

Cem Olayı; Fatih Sultan Mehmet’in 1481 yılında ölümü üzerine, oğulları olan Amasya Valisi II. Bayezit ile Karaman (Konya) Valisi Cem arasında geçen taht kavgasına denir. Cem Sultan’ın başından geçen maceraların bir bölümü Ayrancı toprakları içinde ve Bulgar (Bol- kar) Dağlarında geçti. Güçlü olan taraf, Kapıkulu Ordusunun (Yeniçeriler) kendi yanında yer alması nedeniyle II. Bayezit idi. II. Bayezit’in padişahlığını tanımayan Cem, Bursa’da padişahlığını ilan etti. Adına para bastırdı ve hutbe okuttu. Ancak babalarının çıkarmış olduğu “Ülkenin bekası için kardeş katli vaciptir.” kanunu gereğince Cem’e savaş açtı. Gedik Ahmet Paşa komutasında yapılan savaşı kaybeden Cem Konya’ya kaçtı. Burada da kalamayarak Memluklara sığındı. Bir yıl kadar Mısır’da kalan Cem, padişah olmak üzere Konya’ya geri döndü. Ancak II. Bayezit’in kuvvetlerine karşı koyamayarak ikinci kez bin bir güçlükle Torosları aşarak Rodos Adası’ndaki Hıristiyan (Sen Jan) şövalyelerine sığındı. 1495 yılına kadar Avrupa’da birçok maceraya konu olan Cem Sultan aynı yıl Nis’de yaşamını yitirdi. Tahnit (iç organların çıkarılması) edilen cenazesi İstanbul’a getirilip defnedildi. Bir süre sonra cesedi Bursa’daki türbesine nakledildi.

Karamanoğlu Kasım Bey ile Cem Sultan işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’ne (II. Bayezit) karşı mücadele etmişlerdir. Bu mücadele ilgili olarak Şikari eserinde şu bilgiyi vermektedir. “Cem Sultan bir gün atına binerek, Bulgar Dağlarının bir bölümü olan Koraş dağlarına çıktı. Yanındaki 300 kadar adamı ile birlikte Koraş yaylalarına ulaştılar. Burada büyük bir topluluk vardı. Anladı ki bunlar Karamanoğullarındandır. Korktu, meğerse Koraş Beyleri Karamanoğulları Beylerini ziyafete çağırmışlardı. Kasım Bey (Karamanoğlu Hükümdarı), Cem Sultan’ı görünce tanıdı. Kökezoğlu’nu gönderip davet etti. Cem Sultan çok korktu. Gördü ki, kaçmak mümkün değildir.

Allahüteala’ya sığınıp, davete katıldı.” Kasım Bey, tüm Karaman beyleri ile ayağa kalkarak Cem Sultanı karşıladı. Tokalaştılar, Kasım Bey gördü ki Cem sultan sevilen bir yiğittir. Cem Sultan da Karamanoğlu Kasım’ın sevilen sayılan bir reis olduğunu gördü. Hal hatır sorup, Larende’ye yapılan zulmü konuştular. Birbiri ile candan dost oldular. Kırk gün kadar burada kalıp, içtiler, eğlendiler. Cem Sultan şu sözü verdi. “Eğer ben padişah olursam, yine topraklarını sana vereyim.” diyerek dünya ahret kardeş oldular. Birkaç gün daha kalıp, Kasım Bey’le vedalaşan Cem, Larende’ye (Karaman’a) geri döndü. Fatih’in ölümünden kısa bir süre sonra Cem (1481/1482 yılları) tekrar Bulgar Dağlarına çıktı. Uzun süre Kasım Bey’le görüştüler. Üç yıl sakin yaşadılar. (1481’den sonraki yıllar) Bulgar Dağları, korunaklı ve sarp olduğu için kimse bunlara ulaşamadı. Bir süre sonra II. Bayezit Larende’ye gelince Kasım Bey ile Cem Sultan Larende topraklarını terk edip Ereğli’ye geldiler. II. Bayezit’in gönderdiği kuvvetlerle çarpıştılar ve tekrar Bulgar Dağlarına çıktılar. II. Bayezit de, Larende’de Şehzade Mehmet’i bırakıp İstanbul’a döndü. İki yıl kadar Bulgar Dağlarında kalan Cem Sultan, Rodos Şövalyeleri ile anlaşarak onlara sığındı.”

Şikariye göre, bu olayla birlikte Karamanoğulları tamamen tarih sahnesinden çekilmiş oldu. Olaylar genelde Ayrancı İlçesi’nin sınırları içinde meydana gelmiştir. Başta Divle olmak üzere, Koraşlar, Çat Köyü, Kıraman, Berendi ve yaylalarını kapsamaktadır. Buralar Karamanoğulları Beyleri ve ileri gelenlerinin barınma ve korunma yeri oldu. Buralarda hala anlatılan, çatışmalar ve maceralar yaşandı. Ayrıca; Cem Sultan’ın Divle’ye gelerek konakladığı, buradan da Kıraman ve Berendi vadisi üzerinden Bulgar Dağlarını bin bir güçlükle aşarak Ramazanoğulları topraklarına ulaştığı belirtilir. Antik dönemlerde kurulmuş olan Divle yerleşkesi, Karamanoğulları döneminde yönetici ve beylerin yazlığı (yaylak) olarak işlevini sürdürmüştür. 19. yüzyılda Osmanlı zamanında Divle’yi kaza merkezi olarak görmekteyiz. Ayrancı ve ova toprakları ise bu kazanın çiftlikleri olarak işlenmektedir. Yüzyılın ilk yarısında (1832 yıllarında) Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’ın Osmanlı Devletine karşı isyanı ve Ereğli ve Ayrancı yöresini yönetimine almasıyla, Divle’nin vergileri düzenlemek, toplamak üzere mütesellim olarak Halimzade Mehmet Ağa görevlendirilir. Bu tarihten itibaren yaklaşık 40 yıl kadar Ayrancı ve çevresinde Helimoğullarının etkisi ve ayanlığı görülür.

Ayrancı ve çevresinin, bu günkü halkının yerleşme tarihi Selçuklu ve Karamanoğulları dönemine uzanmaktadır. Hatta Bulgar Dağlarının adından dolayı buraya Bizanslılar döneminde Türk uyruklu boyların tampon olarak yerleştirildiği de malumdur. Berendi isminin Oğuzlara ait bir Türk boyu olduğu ve Bayındırlar içerisinde yer aldığı bilinmektedir. Karamanoğulları, Nure Sofi önderliğinde, Ermenek’i aldıktan sonra Mut Kalesi, Mara Kalesi’ni almış ve Bulgar Dağlarındaki aşiretin Yahşi han adlı beyi ile savaşarak onu öldürmüş, oğlu Aydın Beyi de buradaki aşiretlerin beyi ilan etmiştir. Buradaki aşiretler kendi soyundan olan Karamanlıların tarihi boyunca sadık destekçisi ve sıkıştıklarında uygun coğrafyası ile koruyucuları olmuştur. Şikari’nin Karamannamesi’nde verilen bu bilgi buradaki bulunan aşiretlerin Türk olduğunu belgelemektedir. Yine Bulgar Dağlarındaki bu aşiretler Selçuklulara bağlı olsalar idi Nure Sofi bunlarla savaşamazdı. Kendisi de Selçukluların himayesi ile buralara henüz yerleştirilmişti.

Ayrancı’nın özellikle güneyinde bulunan dağlık kesimi Karamanoğulları için stratejik bir öneme sahiptir. Karamanoğullarının uzun süre varlığını devam ettirmesi Toros Dağlarındaki ulaşılmaz coğrafyada sığınacak birçok yerin olmasıdır. Aynı zamanda Selçukluların elde edemediği bu bölgeleri Karamanlı Türkmenler elde etmiş, Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan yolların kontrolünü de eline almıştır. Bu şekilde ticaret ve ekonomik zenginliğe de ulaşmıştır. Ayrancı’nın güneyindeki bu yollardan Torosları aşarak Akdeniz’e ulaşmak mümkündür. Bunun için Karamanoğullarının ve Beyleri ile namzetlerinin buralar vazgeçilmez yeri olmuştur. Bölgede mutlaka önemli bir beyi, şehzadeleri ya da beyin kardeşlerinden birisi bulunmuşlardır. 

Günümüzdeki ilçe merkezimiz ve ova köyleri Divle kazasının özellikle Helimoğullarının çiftlikleri olarak işlev görür. Konya Salnameleri ve Osmanlı arşiv kayıtlarına göre, Divle Kazası 1867/1868 yıllarında kaza (kadılık) statüsünden çıkarılarak, nahiye statüsüne dönüştürülür. İdari yönden Ereğli’ye askeri yönden ise Karaman’a bağlanır.
20. yüzyılın başlarında Divle yine nahiye statüsündedir. 1903 yılında Divle Nahiyesi’ne bağlı bir çiftlik olan Ayrancı-Derbent (Kabaktepe) yöresine Kırım’dan gelen 200 hanelik Tatar göçmenlerinin yerleştirilmesi ile yeni bir köy kurulur. Kırımlı göçmenlerin buraya gelişleri ile yörenin konumu da, kaderi de değişecektir. 1903 yılı baharında İstanbul’a gelen Kırım Türkleri için yerleşim alanları aranırken bir bölümü Konya’ya gönderildi. Bir süre Konya’da kalan göçmenler, Karaman çevresinde yerleşmek istiyorlardı. Zira daha önce gelen akrabaları buralara yerleştirilmişti. Göçmenler Komisyonu onlara, Karaman-Ereğli arasında beğendikleri bir mahalde yerleştirileceklerini bildirdi. Gerekli çalışmalar yapıldı. Göçmenlerin temsilcilerininde katılımıyla oluşturulan komisyon Ayrancı’yı yerleşme alanı olarak belirledi. 12 Haziran 2003 günü göçmenler komisyonunun temin ettiği araçlarla Konya’dan yola çıkan Tatar Türkleri, Akçaşehir üzerinden yaptıkları yolculuk sonunda 13 Haziran 1903 günü Ayrancı’ya geldiler. Yaklaşık olarak sayılarının 900-1000 kişi ve 210 hane civarında olduğu zannedilmektedir.

Gelen göçmenler, kilimlerle oluşturdukları çadırlara ve çevredeki inlere geçici olarak yerleştiler. Bir taraftan da köyü oluşturmak için çalışmalar başlatıldı. Konya’dan gelen fen heyeti ile Divle yönetimi ve göçmenlerinde içinde bulunduğu heyet; yerleşim alanının oluşturulacağı arazi ile köyün sınırlarını, tarla ve bahçe yerlerini tespit etti. Aynı yılın temmuz ayında köyün inşasına başlandı. 1903 yılı aralık ayında inşaatlar tamamlandı. Göçmenler yeni evlerine kavuştu. Buraya iki mahalle olarak yerleştirilerek Dede ve Yeni mahalle olarak adlandırıldı. Köy, kayıtlara resmi olarak Osmaniye ismi ile tescil edildi. Ancak halk bu köy için Ayrancı ismini kullanmayı sürdürdü. Çünkü köy Ayrancı Derbendi üzerine kurulmuştur. 1905 yılında Cami ve okul yapımına karar verilerek hızla bitirildi. 

Bu yerleşme arşiv belgelerine şu şekilde geçmiştir. 1903 yılında Kırım Türklerinden 210 hane Divle nahiyesinin Osmaniye köyüne (bugünkü Ayrancı’ya) yerleştirilmiş ve zamanla Divle nahiyesinin nüfusunun azalması sonucunda nahiyelik 18 Şubat 1906’daki belge ile 23/Z /1323 Hicri, Konya vilayetinde Ereğli kazasındaki Ayrancı Derbendi nam mahalde teşkil olunan Osmaniye karyesinin nahiye merkezi ittihazı (kurulması) istenmiştir.   Hicri 18/C /1324, Miladi 09 Ağustos 1906 tarihinde ise şu emir ile  “Konya'nın Ereğli kazasına tabi Divle nahiyesi merkezinin, ehemmiyetine binaen Osmaniye karyesine nakledilerek nahiye adınında yine Osmaniye olarak tahvil edilmesi” taşınması istenmiştir.  Osmanlı Arşivlerindeki bu belgelerden anlaşıldığına göre nahiye merkezi olma tarihi 1906’dır. 22 Mayıs 1917 tarihli belgeden ise Kırım Muhacirlerinin Ayrancı Derbende yerleştirildiği, Nahiye Merkezi isminin ise Osmaniye olduğunu görüyoruz.  “Eski Mebus Salim Efendi ile ortağı Hafız Hasan vs. nin tarlalarına el koyarak ziraat yapmalarına engel olduklarından bahisle haklarının korunmasını taleb eden ve Konya'nın Ereğli Kazası'na bağlı Osmaniye Nahiyesinin Ayrancı Derbend isimli mevkiinde iskân edilmiş olan Kırım muhaciri asker ailelerinin verdikleri arzuhal.”   

O yıllarda İstanbul-Bağdat Tren Yolu Projesi nedeniyle Osmaniye Köyü’nde tren yolu inşaatı yapılmaya başlanır ve işgücüne ihtiyaç vardır. Bu yüzden Osmaniye Köyü çevre köylerden hızla göç alır. Divle’den göç edenlerin de bu köye yerleşmesi ile Divle Nahiye olarak küçülür. 1906 yılında Osmaniye nahiye statüsü kazanır, Divle köy statüsü alır. 1914 salnamesinde Osmaniye (Ayrancı) İbtidaiyesinde bir öğretmen, Divle (Üçharman) İbtidaiyesinde bir öğretmen, Karaağaç İbtidaiyesinde de bir öğretmen görevlidir. Bu tarihte Ayrancı ve iki köyünde toplam üç okul bulunmaktadır. 1933 yılında ismi “Ayran Dede” efsanesinden dolayı Ayrancı olarak değişmiştir. Nahiyelikten birkaç yıl sonra Belediye kurulmuş ancak nüfus azalınca Belediyeliğe son verilmiştir. 1946 yılında Uluköy, Ayrancı Nahiyesinin bir mahallesi olmuştur. 28.02.1968 tarihinde yakın köylerden Musaköy, Mahalle olarak Ayrancıya bağlanarak tekrar Belediye kurulmuştur. Ayrancı, Konya ilinin Ereğli İlçesine bağlı Kasaba iken 1987 yılında Kanunla İlçe yapılmış ve Ağustos 1988‘de fiilen İlçe olmuştur. 1989 yılında Karaman’ın İl olması ile Ayrancı İlçesi Karaman‘a bağlanmıştır. İlçenin Merkez Belediyesi ve 22 köyü bulunmaktadır.

Ayrancı Adını Almasının Öyküsü
Ayrancı ismini nereden aldı sorusu sorulduğunda anlatılan rivayet şudur. Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran Seferine giderken ordusuyla buradan geçer. Geçerken bu günkü Kuru Dere üzerinde kurulu olan Ayran Dede Köprüsünün olduğu yere gelirler. Köprüden geçeceklerinde Hilmi Dede ismindeki zat vezirlerden birisine ordunun içerisinde çaşıt (casus) olduğu söyler. Köprüden geçmemelerini söyler. Bunun üzerine vezir huzura çıkar. 
Devletlü Padişahım Hilmi Dede köprüden geçirmez ne yapalım der. Padişah der ki; "Geçme namert köprüsünden seller alırsa alsın beni der." ve atını dizginleyerek dereyi geçer. Fakat geçiş esnasında bir kaç askerin boğulup öldüğünü görür. Daha sonra anlaşılır ki bu ölen askerler ordudaki casuslardır. Bu arada ordunun yorgun ve susuz olduğu gözlenir. Hilmi Dedeye içilebilecek su olup olmadığı sorulur. O da bu günkü Karaman yolu üzerindeki soku taşına bir tas ayran yayarak ordunun bundan içmesini ister. Vezir sinirlenerek bir taş ayran kime yetecek dede der. Hilmi Dede besmele çekerek ayranı bardaklara doldurur. Koca ordu içer ama yinede ayran bitmez. Padişah oraya gelerek Hilmi Dede bundan böyle senin adın Ayran Dede der. Ayran Dede de padişaha bir altın ibrik hediye eder ve üzerinde söyle yazar. "Bu günün aşını yarına bırakırsan aş olur, bu günün işini yarına bırakırsan iş olur" der. Fazla zaman kaybetmeden yolunuza gidin varın der. Gazanız mübarek ola oğul der. (Kaynak: Ayrancı Yıllığı)

İlçenin Okur Yazar Oranı % 98’dir. Okuma yazma bilmeyen nüfus kesimi genellikle yaşlılardan oluşmaktadır. İlçede bulunan ilkokullar; Merkezde Yavuz Sultan Selim ilkokulu, köylerde ise Ağızboğaz, Akpınar, Ambar, Berendi, Çat, Dokuzyol, Karaağaç Mustafa Usta İlkokulu, Kavaközü, Kayaönü, Kıraman, Küçükkoraş, Melikli, Pınarkaya köylerinde bulunmaktadır. Merkezde ise Yunus Emre Anaokulu vardır. Ortaokullar; Ayrancı Yatılı Bölge Ortaokulu, Ambar Ortaokul, Berendi Ortaokulu, Kavaközü Ortaokulu, Kıraman Ortaokulu’dur. Lise olarak, Ayrancı Çok Programlı Lisesi yer almaktadır.

AYRANCI EKONOMİSİ
Ayrancı İlçemiz, Akdeniz bölgesine geçiş noktasıdır. Geçimi tarım ve hayvancılığa dayanmakta olup, Karapınar’a sınırdır. Türkiye’nin en kurak ilçelerinden biri konumundadır. Son dönemlerde arazi toplulaştırması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. İlçede işlenen toplam arazi 79,5 ha olup, Karaman toplam işlenen alanın % 23,6’sını oluşturmaktadır. Bu arazilerin % 86,4 gibi büyük bir oranında tarla tarımı yapılmaktadır. Tarım arazilerinin toplam işlenen araziye oranı, Karaman’a (%73,6) göre yüksektir. İlçede genellikle kuru tarım yapıldığından nadas için ayrılan alanların oranının yüksek olduğu görülmektedir. Sebze ve özellikle meyve yetiştiriciliği önem kazanmaya başlamıştır. İlçede meyve yetiştiriciliği için ayrılan 16.610 da büyüklüğündeki alanın %32,8’inde elma üretimi yapılırken, %4,5’inde kiraz ve %62,7’sinde ise diğer meyve çeşitlerinin üretimi yapılmaktadır.

Ayrancı ilçesinde toplam çayır-mera ve orman alanlarının % 78,29’u çayır-mera alanıdır. İlçedeki çayır-mera alanı oranı, Karaman ve Türkiye çayır-mera alanı oranlarına göre oldukça yüksektir. Bu durum ilçenin hayvancılık için elverişli ortama sahip olduğunu göstermektedir. İlçede toplam 5.757 adet büyükbaş hayvan bulunmakta ve bunların %63,8’ini kültür melezi ırkı, % 35,8’ini ise saf kültür ırkı oluşturmaktadır. Yerli ırk sığır yok denilecek kadar azdır. Ayrancı ilçesi koyun varlığı bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. İlçede 2010 yılı itibariyle 145.294 adet koyun ve 4.883 adet keçi bulunmaktadır. Mevcut koyunların % 99’u yerli ırk, keçilerin ise % 86’sı kıl keçisi ırkındandır. Ayrancı’daki koyun varlığı, Karaman koyun varlığının % 52,89’unu oluşturmaktadır. 

İlçede toplanılan inek sütünün büyük kısmı Ereğli ilçesinde bir kısmı da Karaman il merkezinde pazarlanmaktadır. Koyun sütünü ise Karaman il merkezinden 1, Ereğli ilçe merkezinden 5 farklı kuruluş toplamakta ve değerlendirmektedir. Üretilen peynir ve yoğurdun çok önemli bir kısmı Ereğli ilçesinde pazarlanmaktadır. Yine ilçede üretilen meyve ve sebzelerin pazarlandığı en önemli merkez Ereğli meyve ve sebze halidir. Bazı ürünler de aynı halden alınarak ilçede pazarlanmaktadır. İlçede üretilen baklagil ürünleri özellikle de nohut ve mercimek Ereğli, Karaman ve Karapınar’da ki ticaret borsalarında değerlendirilmektedir. Ereğli ilçesinde bulunan Bahri Dağdaş Şeker Fabrikası, ilçenin ürettiği şeker pancarlarının pazarlandığı tek merkezdir. Ereğli, ilçenin küçük ve büyükbaş hayvanlarının kesim için pazarlandığı önemli bir merkezdir. Ereğli ilçesindeki kesim haneler sadece Ayrancı ilçesinin değil, bölgenin en önemli küçük ve büyükbaş hayvan kesim ve satış merkezidir.

İlçede üretilen hububatın pazarlandığı en önemli merkez ilçede bulunan Toprak Mahsulleri Ofisi’dir. Toprak Mahsulleri Ofisi 2009 yılında yaklaşık 15 bin ton hububatın alımını yapmıştır. Hububatın pazarlandığı diğer merkezler ise Karaman Ticaret Borsası, Karaman il merkezindeki bulgur ve bisküvi fabrikaları, Ereğli Ticaret Borsası ve bu merkezlerdeki yem fabrikalarıdır. İlçemiz Kavuklar köyü üreticileri daha yakın olması nedeniyle hububatın büyük kısmını Karapınar Ticaret Borsasında değerlendirir. Aynı ilçeden de hayvan yemi alımı yapmaktadırlar. Son yıllarda arıcılık faaliyetleri de yapılmaktadır. Ayrancı ilçesinde kalker, mermer ve boksit madenleri bulunmaktadır. Ayrıca Karapınar bölgesinde bulunan kömür yatakları Ayrancı ilçesi sınırlarına da girmektedir. Ayrancı ilçesinde tarıma girdi sağlayan tarıma bağlı sanayii kollarından herhangi birine yönelik üretim faaliyeti bulunmamaktadır. İlçenin ulaştırma altyapısı karayoluna ve demiryoluna dayanmaktadır. İlçe, Konya-Karaman karayolu üzerinde olup Konya ili Ereğli ilçesine 38 km, Karaman şehir merkezine uzaklığı ise 45 km’dir. İlçenin demiryolu ile Konya, Karaman, Niğde, Adana ve Mersin illerine ulaşım imkânı mevcut olup, en yakın havalimanına uzaklığı 154 km’dir. İlçe Merkezinde ve köylerinde içme suyu ve kanalizasyon ilgili şebekeler mevcut olup, bazı köy ve mahallelerde eski ve yetersiz konumdadır. Bütün köylerine asfalt yolla ulaşmak mümkündür. 

AYRANCI İLÇESİNİN MERKEZ MAHALLELERİ

1-DEDE MAHALLESİ: Ayrancı’nın 1968 yılında belde olmasıyla oluşan Dede Mahallesi ismini Ayran Dede’den almıştır. Kırım Muhacirlerinin ağırlıklı oturduğu bir mahalledir.

2-YENİ MAHALLE: 1968 yılında İstasyon caddesinin batı tarafında ve Yurtluk yolunun batısına yapılan yeni yerleşmeler ve yeni konutların yapılması ile bu adı almıştır.

3-MUSA MAHALLESİ: Musa Mahallesi 1968 yılına kadar muhtarlığı olan müstakil köydür. Bu tarihte mahalle Ayrancı’ya bağlanmış ve belde içerisinde mahalle olarak yer almaktadır. Kuruluşu Karamanoğullarına dayanır. Karamanoğlu İbrahim Bey’in kardeşi olan Musa Bey, dini duyguları güçlü olup yönetim işlerine fazla karışmamıştır. Kiraz Dağının baraj taraflarındaki eteklerini yaylak olarak seçmiş, çadırlar kurarak avcılık yapmıştır. Zamanla burada kalanlar olmuş ve mahalle bu şekilde oluşmuştur. Yine Koraş taraflarındaki tepelerin Musa Dağı olarak anılmasının nedeni de bundandır. Burhanettin lakabı ile bilinen Musa; Eremenek ve Larende emirliği yapmış; müftü, vaiz, şeyh gibi sıfatlar anılmıştır.

4-ULU MAHALLE: Cumhuriyet döneminde Saray Köyü ile birlikte Ulusaray adı ile tek muhtarlık iken 1946 yılında buradan ayrılıp Ayrancı ilçesine bağlanmıştır. Böylece Ayrancının bir mahallesi ve müstakil muhtarlığı olmuştur.

Bulgarlu Kabilesi ve Bulgar Dağları 
Bulgarlu Kabilesi’nin bulunduğu asıl saha, Adana, Tarsus ve çevresidir. Ereğli’nin güney ve doğusunda, Ayrancı’nın yine güneydoğusunda, Ulukışla’nın güneybatısında bulunan 3000 metrenin üstündeki Toroslar’ın bu kısmına Bulgar Dağı denilir. Selçuklular döneminde de bu dağ aynı adla anılmıştır. Adın nereden geldiği bilinmemektedir. Ancak bu adın Balkanlarla bir ilgisi yoktur.

Bir rivayete göre bu dağa yaylaya çıkan cemaatlerden bir kişinin yaylada iken doğan oğluna Bulgar adı verilmiş ve Bulgar’ın soyundan gelenler bu adla tanınmıştır. Ayrıca Bulgarlu, sadece oturulan yer anlamında da Bulgar Dağı’nı ifade ediyor olabilir. Yani Bulgarlı adı ya Bulgar Dağı’ndan ya da bir şahıs adından gelmektedir. Bu konuda kesinleşmiş bir bilgi yoktur. Faruk Sümer, Bulgar adının bir şahıs adı olduğu ihtimalinin daha fazla olduğunu söylemiştir. 1500 yıllarında bölgede köy olarak bulunup bu gün olmayan köylerde mevcut olduğu gibi, o dönemde olmayıp ta sonradan kurulan köylerde vardır.

 

AYRANCI İLÇESİ
AYRANCI İLÇESİ Karaman merkeze 45 km mesafede, Karaman-Ereğli karayolu üzerindedir.