Karamandan.com

Karamandan.com

23 Eylül 2019 Pazartesi
Yangın var!
Nice yıl hasret-i hicran oduyla yaktı Kenan'ı Yanan Yakûb değil gör Yûsuf u Zelha'da yangın var Salih Baba Bundan 5 yıl kadar önce "Evvel Zaman Olur ki" adını verdiğimiz bir kitap hazırlamıştık.
Kategori : Köşe Yazıları
30 Ağustos 2019 11:15
 
Yangın var!

Nice yıl hasret-i hicran oduyla yaktı Kenan'ı
Yanan Yakûb değil gör Yûsuf u Zelha'da yangın var
Salih Baba

Bundan 5 yıl kadar önce "Evvel Zaman Olur ki" adını verdiğimiz bir kitap hazırlamıştık. Kitap Karaman'ın eski fotoğraflarının şiirlerle süslenerek sunulmasını ihtiva eden bir prestij albüm niteliğinde idi. Sonradan dönemin Belediye Başkanı Kâmil Uğurlu'nun tensipleriyle Karaman Belediyesi Yayınları arasında basıldı. Kitabın devam eden serileri de bir sonraki Belediye Başkanımız Ertuğrul Çalışkan tarafından basıldı.

Bu kitabı hazırlarken, zengin bir arşive sahip ve ömrünü fotoğrafa adamış Mustafa Koçak ile uzun süren çalışmalar yapmıştık. Ben ona fotoğrafların tarihlerini, hikâyelerini soruyordum, o da uzun uzadıya anlatıyordu, o dönemi, kişileri ve hadiseleri. Anlatırken de o günleri yaşıyordu. İşte o gün yine Mustafa Koçak tarafından temin edilen bir fotoğrafı konuşuyorduk. Siyah beyaz fotoğrafta bir itfaiye aracı ve hemen önünde itfaiye personeli duruyordu. Tabi hemen hikâyesini anlattı Mustafa Ağabey. Dinlediğimde beni oldukça etkileyen “Nereden nereye” dedirten bir hikâye idi.

Mustafa Koçak’ın anlattıklarından nakille itfaiye aracının hikayesi şöyle; 1945 yılıdır. Karaman esnafından Halı Tüccarı Ali Hindioğlu’nun evinde bir yangın çıkar. Oldukça büyük bir yangındır. O dönem itfaiye teşkilatında kullanılan Osmanlı Döneminden kalma tulumbalarla yangına müdahale edilir fakat yangın bir türlü söndürülemez. Bütün mahallenin yanmasından korkan zabıta memuru -ki o dönemde belediyede tek bir zabıta vardır- Nuri Koçak (Mustafa Koçak'ın babası) iki tane el bombası atarak yanan binayı yıkıp yangını söndürmeyi başarır. Söndürür söndürmesine de, zabıtaya “ Nereden buldun el bombasını” soruşturması açılır.

Bu hadise üzerine Belediye Reisi Ziya Göncü bir itfaiye aracı almaya paraları olmadığı için, yeni alınan iki kamyondan birinin itfaiye aracına dönüştürülmesi talimatı verir. O yıllarda bu kamyonu bir itfaiye aracına çevirebilecek tek bir usta vardır, O da İstanbul’da bir Ermeni’dir. Fakat yolların ve diğer şartların uygun olmaması sebebiyle araç İstanbul'a götürülemez. Sonradan kamyonu trenle İstanbul’a götürmeyi akıl ederler. Kamyon kara trene yüklenir ve günlerce süren bir yolculuktan sonra Üsküdar’da gayri Müslim ustaya teslim edilerek itfaiye aracına dönüştürmesi istenir. Tabi bu dönüşüm aylar sürer. 6 ay sonra yapılıp yine trenle  Karaman’a getirilen itfaiye aracı, yapılan denemelerden sonra hizmete sunulur. Artık Karaman'ın bir itfaiye aracı vardır.

Bir kaç ay sonra şehirde bir yangın çıkar. Korkuya mahal yoktur zira şehrin tam donanımlı modern bir itfaiye aracı vardır. Fakat daha gittiği ilk yangında pompalardan su fışkırmaz. Tam bir hayal kırıklığı ile ne yapacaklarını bilemeyen Başkan ve arkadaşları İstanbul'daki ustayı arayarak durumu bildirirler.

Usta’nın "Getirin bakalım" demesi üzerine itfaiye aracına yine yol görünür. Trene yüklenen araç uzun bir yolculuktan sonra yine İstanbul’a aynı ustaya götürülür.

Mustafa Amca, tamiri yapılarak yine büyük zahmetle trenle Karaman'a getirilen o kamyonun 50 yıldan fazla Karaman’a hizmet ettiğini anlatırken, bende ona Salih Baba’nın şiirini okudum.

Yetiş ey keştibânım büsbütün deryada yangın var.
Değil derya yalınız, cümle hep sahrada yangın var.


Aslında bu şiirin başka bir anısı var bende. Sıcak bir yaz gününde Adana’dan Karaman’a dönerken otobüsün Silifke’de verdiği kısa moladan istifade ederek ilk bulduğum çay ocağına çökmüştüm.  Çayımı içerken dalmış olacağım ki yanıma gelen piyango bileti satıcısını farketmedim. Başında Milli Piyango logolu şapkası, yüzünde muzip bir gülümseme ile yaklaşan, kısacık boylu, göbeği kendinden büyük, yer elması gibi bir amcanın “Selamın aleyküm” sözüyle kendime geldim. Sanki alem-i ervahtan tanışıyorduk. “Heey deryada gemilerin mi battı” dedi.

Ben Salih Baba’nın yukardaki beyiti okuyarak cevap verince o da devamını getirdi şiirin;

Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mest oldu bülbüller
Zemîn ü âsumân dünyâ ve mâfîhâda yangın var


Haydaaaa, ikimizde şaşkındık; ben piyango bileti satıcısının dış görünüşüne bakarak bu şiiri nerden bildiğine şaşıyor, o da benim yaşıma bakarak aynı şaşkınlığı yaşıyordu. Devam ettim;

Erişti nev-bahâr vakti figâna başladı bülbül
Değil bülbül yalınız, ol gül-i ranâda yangın var.

Artık şiirin kalanını bir beyit ben, bir beyit o okuyordu;

Kaşınla kirpiğin zülfün beni mest etti ey dilber.
Değil mestane gözler, kâmet-i zîbâda yangın var.

Muhabbetden yarattı Ol Habîb'i Hazret-i Mennân.
Değil kim Ol Muhammed, Hazret-i Mevlâ'da yangın var

Hitab-ı "kün fekân" erdi zuhura geldi akl-ı küll,
Felekler gulgule düştü kamu esmada yangın var.


Zemîne indi me'vâdan nice yıllar döküp kan yaş
Yalınız ağlayan Âdem değil Havva'da yangın var.

Nice yıl hasret-i hicran oduyla yaktı Kenan'ı,
Yanan Yakûb değil gör, Yûsuf u Zelha'da yangın var.

İkinci çayı beraber içerken ihtiyar, Erzincanlı olduğunu ve intisaplı olduğu Nakşi dergahında bu şiirin sıkça okunduğunu anlattı. O zamana kadar hakkında pek bir şey bilmediğim Salih Baba’yıda anlattı piyango bileti satıcısı; Nakşî tarikatı Halidi kolundan Şeyh Sami-il Erzincani’nin talebesi imiş Salih Baba (1820- 1908). Bir kolu çolak, bir ayağı topal olduğu için çok ön plana çıkmaz, sesiz, mahcup bir gölge gibi otururmuş halakanın arka saflarında. Dergâhta zaman zaman Yunus Emre, Niyazi Mısri, Kuddusi Baba gibi tasavvuf ehli büyük şairlerin hikmetli şiirlerinden beyitler okunurmuş. Yine böyle bir sohbet esnasında müritler “Bizim aramızda da böyle şairler olsaydı da, dinleseydik” deyince, Şeyh Piri Sami; “Bu bir himmet işidir, şiiri bizim Salih bile söyler” diyerek eliyle arkalara sinmiş Salih Baba’yı işaret eder. O an Salih Baba sünuhat varidatı ile irticalen şiir söylemeye başlar. Salih Baba’nın, Piri Sami’nin, kendisine: “Yeter Salih", diyinceye kadar şiir söylediğini ve bu emirden sonra da başladığı gibi aniden şiir söylemeyi bıraktığını o vakit öğrendim. İşte bu karşılıklı okuduğumuz şiir de "Rabıta-i Nakşi Hayali" isimli divanında yer alırmış Salih Baba’nın.

Salih Baba’nın hikâyesini anlattıktan sonra esas mevzuya gelen ihtiyar elindeki kazı-kazan kuponlarından uzattı; “Çek bakalım.”

Böyle şeylerden hiç anlamadığımı söyleyince ısrarla “Sen parayı ver, ben anlatırım sana” dedi. Cebimden çıkarıp verdiğim 5 lira karşılığında bana 5 tane kazı-kazan verdi. Mevzuata uzak olduğumu görünce kendisi kazıdı kuponları; “Dört fos, bir boş” dedi. “ Ne kazandım” deyince 1 lira koydu masaya. “Bunu da al bari bir tane daha ver” dedim, az evvel bana zorla sattığını unutmuşçasına; “Olmaz, işte böyle başlanıyor kumara” deyip geldiği gibi hızlıca uzaklaşıp kayboldu.

Cihan halk olalı göster bana âsûde ahvâlin
Ki yok bir istirahat esfel ü âlâda yangın var.


Erişti Sâmî-yi Sultân beraber dilber-i rûhân,
Değil yalınız Erzincan Yemen San'a'da yangın var.

Bilinmez Salih'in rengi çalınır tablı gülbangı,
Kurulmuş Kerbelâ cengi yaman gavgâda yangın var.

Salih Baba

Okunma : 2246
Foto galeri
seç
guney sigorta
EKSPERTİZ
maboto
Gündem haberleri
Karaman'da sokak ortasında adam vurdular
20 Eylül 2019 Okunma: 22833 Asayiş
Feci kaza ağır yaralılar var
20 Eylül 2019 Okunma: 12814 Asayiş
Karaman’da yolcu otobüsü ile çarpışan kadın sürücü kaçtı!
21 Eylül 2019 Okunma: 8518 Asayiş
Son dört günün en çok okunan haberlerini gösterir
Ayın en çok okunan haberleri için tıklayın