Ve Adını da Unuttu Kadın | Karamandan.com - | Karaman Haber

Ve Adını da Unuttu Kadın | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Mart 2019 Perşembe
Ve Adını da Unuttu Kadın

Gün geçmiyor ki, ülkemiz kadınlarına yönelik bir şiddet, bir karalama, aşağılama haberi almayalım.

Bunun son örneklerinden biri de oyuncu Mehmet Akif Alakurt isimli bir ezik.

Sizleri bilemiyorum fakat bir empati yapmak gerekirse, hanım tutup beni kapının önüne bırakıverse kendimi sokağa atılmış bir ev kedisi gibi hissederim.

Bizim bir üst kulağımız, yanı babalarımız ve dedelerimiz hem eşlerine hem cocuklarına karşı biraz vicdansızdı, hüsranla biten bir gönül meselesine; "karının kökü mü kesildi ulan!" şeklinde bir tepki ile karşılaşmamız gayet olağandı. 

Belki de bu tepki savaştan ve kıtlık yıllarından yeni kurtulmuş ve o travmayı henüz atlatamamış olmalarının verdiği bencillikten ileri geliyordu.

Alakurt da kadınlar hakkındaki ilk çıkışında Türk kadınlarını 'çıkarcı' ve 'iki yüzlü' olarak nitelendirmiş, Türk kadınını çıkarlarını elde edene kadar mükemmel kadını oynayan, her fikrini onaylayan ve hep "Ben de öyle düşünüyorum " diyen. Zamanla esas olan çirkin yüzünü gösteren kadını Türk kadını olarak yorumlamış ve eklemişti; "yolun başında olanlar kulağınıza küpe edin" bu şekilde de tüm tepkileri üzerine çekmişti.

Sonrasında da hayvani bir içgüdü ile savunma durumuna geçmiş, 10 yaşından beri yediği herzeleri matah bir şeymiş gibi anlatmaya başlamıştı.

Bana göre Alakurt'un ve onun karakterinde olanların hastalıklı hezeyanlarından başka da bir şey ifade etmiyor bu tür düşünceler.

Hani, 'hırsızın hiç mi suçu yok?' diye soruveresi geliyor insanın. Öyle ya! Ailede başlayan baba, ağabey baskısı, ardından mahalle baskısı, hayata atılınca toplumsal baskı... Şimdi sormak gerekmez mi sözkonusu kadınları kim, nasıl bu hale getirdi diye.

Daha 1 ay geçmedi üzerinden, bir pazar yerinde çocuğunun elini bıraktı diye karısını onca kalabalığın arasında evire çevire döven ve çevredekilerin, özellikle erkeklerin müdahale etmeden, üstelik sırıta sırıta seyretmeleri ve adamın elinden kadını zorlukla almamız olayının üzerinden.

Samimiyetle soruyorum: Ne verdik kadınlara da, ne bekliyoruz onlardan? Bazı kadınları çekilmez kılan yine biz erkekler değil miyiz?

Bir takım uyduruk kalıplar ve saçma sapan düşüncelerle şu toplumda artık kadınları ikinci sınıf insan muamelesi yapmaktan vazgeçmeliyiz artık. 

Hayattaki tek gayelerinin, evlenmek, çocuk yapmak, yemek yapmak, evi temizlemek, siz geldiğinizde size hizmet etmek olmadığının farkına varmak için ne zaman beynimizi kullanacağız? 

Birlikteliklerde şu sıraladıklarımın hiçbirisi kadının asli görevi değil, erkek-kadın olmak üzere iki kişinin üzerine düşen görevlerdir. 

Bu arkasına sığındığımız inanç kurallarında, ahlak kurallarında, hayatın kurallarında da böyledir.

İnsanların ağzında en sinir olduğum kelime de, "Onun sahibi benim." Kaba bir örnekleme olacak ama, barınaktan kedi, köpek, kuş vb hayvanlar edindiğinizde veyahut bir yerden para karşılığında aldığınız bir malın sahibi olursunuz. 

Hiçbir insan, başka bir insanın sahibi olamaz. Bu söylemler, tamamen cehalet kokan düşünce sisteminin ürünlerinden ötesi değildir. 

Akli dengesi yerinde, yaşı kemale ermiş, belli bir olgunluğa erişmiş ve yanlışı-doğruyu ayırmakta güçlük çekmeyen her kadın, hayatta söz sahibidir. 

Bir konu üzerinde fikrine-düşüncesine başvurulmalı, hiçe sayılmamalıdır.

Kadınların bu denli değersizleştirme kültürü de araplardan bize kalmış kötü bir mirastan ötesi değildir. 

Zira Türk töresinde kadınlar; mecliste söz sahibi, devlet yönetiminin içerisindedir.

Bu durumu örneklendirmek gerekirse: Bir gün Cengiz Han, eşiyle birlikte tüm halkı yanına toplar. Ve tebaasına seslenir:
"Ben sizin Han’ınızım!" der ve akabinde eşini göstererek devam eder.
"Bu da benim Hanım."

Araplar, doğan kız çocuklarını ve kadınlardan utandıklarını ve uğursuzluk getirdiklerini düşünerek diri diri gömerken, Türk’ler kadınları baş üstünde tutmuşlardır. 

Gel gelelim bugün, İslam adı altında arap kültürüne özendiği için millet kadınlar susturuluyor, gözleri korkutuluyor, düşüncelerinin değeri olmadığı gibi, toplumda da hiçbir söz sahibi edilmiyor. 

Bakın 21.yy da Suud’lar yeni yeni kendilerine geliyor ve kadına ucuzda olsa bir değer veriyor. 

İçler acısı durumun ahvali böyleyken, bizi de kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. 

Bizim Alakurt gibi bağırsak parazitleri de bunu çabucak benimsiyor.

Kadınlar, korunmak, kendilerini güvende hissetmek ve değer görmekten mutlu olup, memnun olan varlıklar. 

Lakin belirtmek gerekir ki kendinizi güvende hissetmek ile o kişinin kölesi olmak arasında ummanlar kadar fark var. 

Unutmamakta fayda olacak bir durumda şudur ki; istemediğiniz hiçbir şeyi size kimse yaptıramaz. Çünkü yaşadığınız hayatın sahibi erkek arkadaşınız, nişanlınız, kocanız değil, sizsiniz. Söz sahibi de yine sizsinizdir.
İlişkilerinizi laçkalaştırmak, vıcık-vıcık yaşamak yerine belli çizgilerin ve sınırların ardında yaşamak hayat kurtarır ve sizi hüsrandan korur. 

Öbür türlüsü, bir akıntıya kapılır gidersiniz. Önünde sonunda kurtulursunuz o akıntıdan da, kurtulduktan sonra ne kadar siz, siz olarak kalırsınız? Orası tartışılır.

Salih Cengiz

Düzenleme : 14 Mart 2019 21:53 Okunma : 924
Foto galeri