Foto galeri

Karamandan.com

Karamandan.com

 
 
Tarih : 17 Mart 2020  -  Saat : 14:48:56   Görüntülenme: 1684

Üstad’la Üç Gün

Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’in “Büyük Doğu Fikir Kulübü” üyelerinden olan ve rahmetlinin kendine “Siirtli” diye hitap ettiği Üstad İhsan Süreyya SIRMA’yı Karaman’da üç gün boyunca ağırladık.

Dünyada yüzden fazla ülke gezmiş, içinde Karaman’ın da bulunduğu iki şehir dışında ülkemizi baştan sona seyahat etmiştir Üstad. Karaman gezisinden sonra Üstadın görmediği bir tane vilayet kalmıştır. Kırşehirli kardeşlerimize duyurulur!

Kendisini ortaokul talebesiyken Konya Alaaddin Tepesinde bulunan konferans salonunda “İkinci Abdulhamid” konulu tebliğini sunarken tanıdım. Muazzam bilgisi ve hitabetiyle beni etkileyen Üstad’ı dinledikten sonra dedemin evinde bir odası kütüphane olan bölüme geçtim. Orada rafları kurcalarken Üstad’ın “Nehirlerin Dili” adlı kitabını gördüm. İlgimi çeken kitabın ismi bende nehirlerin dili nasıl olurmuş hissi uyandırdı. Bu his ile elime aldığım kitabı birkaç saat içinde okumuşum. O süreç hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Bundan dolayı Üstad hayatımda iz bırakan büyüklerden birisidir.

Yaptığımız programa göre Üstad İhsan Süreyya SIRMA’nın mart ayının 13’ünde Karaman’a gelip 14’ünde İstanbul’a dönmesi planlanmıştı. Üstad’ın Karaman’a ilk defa gelecek olmasından ve seyahati sevmesinden dolayı tekrar arayıp ufak bir ricada bulunduk. Ricamız gezilecek yerlerin reklamını yaparak yani hassas tarafından yaklaşarak Üstad’a “hayır deme” imkânı bırakmadan İstanbul’a dönüş gününü ayın 15’ine ötelemekti. Seyahati boyunca bizi hiç kırmayan Üstad bu talebimize de olumsuz cevap vermedi.

Üstad’ı misafir olarak ağırlayacağımız tarih netleştikten sonra iş daha da ciddiye bindi ve bu sürecin içinde olan arkadaşlarımızı daha çok heyecan bastı. Gezilecek yerleri planlama, hocayı rahat şekilde ağırlama, yöresel hediyeler, konferansın gündemi, kitap tavsiyeleri, afiş hazırlama, slogan belirleme, davetiye gibi süreçler ekibimizi yorsa da hepsi bu işi gönüllü şekilde yaptılar. Bundan dolayı da yaptıkları gönüllere değdi sanırım.

Üstad’a konferanstan sonra nasıl bir hediye vermemiz konusunda istişare ederken “Pervari’den Paris’e” adlı kitabın 25. sayfasında çocukluk döneminde anlattığı bir bölüm bize ilham verdi. O bölüm şöyleydi: “Gurgin Ağa’yı çok iyi hatırlıyorum. Güzel bir bastonu vardı”. 76 yaşına gelmesine rağmen o bastonu hâlâ unutamamış Üstad’a Yunus’un diyarında derviş asası yaptırıp hediye etme fikri uyandı bizlerde. Bunun için katran ağacından, tutulacak kısmı çatallı olan uygun bir dal bulduk. Bu dalı; kurutma, kabuğunu soyma, oyma, süsleme, yazı yazma ve ahşap boyası ile boyama işleminden sonra son şeklinin verilmesi yaklaşık bir ayımızı aldı. Bu bir aylık süreçte dalı bulmamıza yardım eden Karaman Off Road Kulübü (Karmoff) üyesi arkadaşlarımıza ve özel vaktini ayırarak sanat icra eden ustalarımıza çok teşekkür ederiz.

Cuma günü öğleden sonra Konya Havaalanından aldığımız Üstad’ı aracın sağ arka koltuğunu makam haline getirip Karaman’a getirmekti niyetimiz. Üstad ise seyahati boyunca her zaman aracın ön koltuğuna oturdu; “seyahat edeceğim yerleri daha net görmem lazım” diyerek.

İlk gün “Dünden Yarına Haçlı Seferleri” konulu konferans icra edilip hediyeler takdim edildikten sonra Üstad kitaplarını imzaladı. İmza kuyruğunda bekleyen gençlerimizin gözlerinde gördüğümüz ışıltı ne kadar doğru bir işe giriştiğimizi hissettirdi bizlere. Bu his aylardır çektiğimiz zahmeti, yorgunluğu bir anda alıp bizlere “çok şükür” dedirtti. Konferanstan sonra gençlerin Üstad’la ayrıca muhabbet etme isteği olunca; Üstad bu isteği de geri çevirmedi. Böylece Üstad’ın gençlere nasıl değer verdiğine bir kez daha şahit olduk. 

Cumartesi günü Karaman gezisine gençlerle beraber adet üzere ilk Yunus Emre’nin kabrini ziyaret ile başladık. Bu ziyaretten sonra seyahatimizi Akköprü, Manazan Mağarası, Taşkale Tahıl Ambarları ve İncesu Mağarası olarak belirledik. Aslında cumartesi günü planımız Ermenek ziyaretiydi ama vakit ve hava şartları bu seyahate mani oldu. Üstad ise bizi borçlandırdı! Kısmet olursa ileriki zamanlarda bu borcu ifa edeceğiz.

 

Seyahat güzergâhında ilk durağımız Akköprü oldu. Burada tarihi köprüyü ziyaret ettik, köprünün altından geçen dereye baktık. Biz dereye bakarken Üstad da aynı yöne bakıyordu ama gördüklerimiz ve düşündüklerimiz aynı mıydı? Ondan emin değiliz. “Nehirlerin Dili” ve “Dağların Sırrı” gibi seyahat kitaplarından sonra mağaralar ve köprüler üzerine de kitap yazma düşüncesini anlattı bizlere orada.   

 

Manazan Mağaralarına geldiğimizde merdivenleri çıkarken yol üzerine yapılan vadi manzaralı dinlenme yerinde soluklanırken Üstad bizlere “hani benim çayım” dedi. O günkü planımız Ermenek olduğu için böyle bir aksaklık olunca yarınki Karadağ gezisinde Divle Peyniriyle beraber çay sözü verdik. Bu sözden sonra Manazan Mağaralarının olduğu yere kadar çıkıp “At Meydanı” denilen bölüme ulaştık. O bölümden vadiyi uzun uzun seyrettik, gözlerimizi dinlendirircesine.

 

 

 

 

Manazan Mağaralarından sonra Taşkele’ye vardık. Üstad burayı görünce hayran kaldı. Ambarları uzun uzun seyreden Üstad; Taşkale’nin buz gibi lezzetli suyundan içtikten sonra Taş Cami’ye geçti. Taş Cami’de Üstad’ın etrafında halka oluşturan gençler burada da muhabbete devam ederek verimli bir zaman daha geçirdiler.

 

Taşkale’den sonra İncesu Mağarasına vardığımızda aydınlatma sistemi çalışmadığından dolayı yolculuğumuza cep telefonlarının ışıklarıyla devam ettik. Mağarada 300. metreye vardığımızda arkadaşlarımızdan birinin fikri ile ışıkları söndürdük. Burnumuzun ucunu bile göremediğimiz zifiri karanlıkta gençlerden birisi güzel sesiyle salâ okumaya başladı. Yerin metrelerce altında “es-salatu ve’s-selamu aleyke ya resulallah, es-salatu ve’s-selamu aleyke ya habiballah…” diye başlayan kıraatı duyunca bizlerde kendi salâmızın okunduğu hissini uyandırdı. Salâ bitip telefonların ışıkları yanınca Üstad başta olmak üzere hepsinin gözlerinde hüzünlü bir buğu vardı. Bu ruh haliyle mağaranın sonuna kadar vardık. Mağarada ilginç oluşumların resmini çekip, lezzetli suyunu da tattıktan sonra dönüş yolunda Üstad şöyle dedi: “Dünyada birçok yer gezdim, birçok mağara gördüm ama böyle güzelini görmedim”.

 

Gezimizden sonra dağların ve mağaranın temiz havası, tırmanış ve uzun mesafeli yürüyüş bizleri acıktırınca yemek yemeye gittiğimiz yerde bulunan sobanın hava şartlarından dolayı yanmaması Üstad’ın hevesini kursağında bıraktı. Onun bu halini görünce arkadaşlarla yaptığımız istişare ile gereğini yapmaya niyetlendik.

Karaman’a vardığımızda önce Üstad’ı evimize davet ettik; kahve içmeye ve evlatlarımla tanıştırmaya. Ailem ile hoş bir muhabbet eden Üstad’ı ikram edilen kahve ile kırk yıllık hatra borçlandırdık. Bu hatır borcundan sonra hadis kaynaklarımızın meşhur sünenlerinden olan Ebu Davud’u tercüme eden hocalardan Necati YENİEL’i ziyaret ettik. Bu ziyarette iki büyüğümüz muhabbet etti biz dinledik, biz dinledik onlar ilim icra etti.

Biz iki ev ziyareti ile vakit geçirirken arkadaşlarımız ise bahsettiğimiz konunun gereğini yaparak şöminede ateşi yakıp, küllerine de patatesi atmışlar. Ateşin aydınlattığı odada Üstad’ı dinlerken arkadaşlardan biri Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’in Fransa’da talebeyken yazdığı “Kaldırımlar” adlı şiirini okumak istedi. Bu isteği duyan Üstad; “Okuma! Ağlarım! O kaldırımlarda benim de çok ömrüm geçti” dedi. Bu talebe rağmen şiiri okudu arkadaşımız. Şiir bitince Üstadın mavi renkli yaşlı gözleri buğulanmıştı yine. Muhabbetin ilerleyen saatlerinde Üstad; “aranızda sesi güzel olan biri bir türkü okusun” dedi. Bunun üzerine arkadaşlardan birisi başladı türküye “ne ağlarsın benim zülfü siyahım”…
Gece 2’ye doğru Üstad’ı kalacağı yere götürdüğümüzde otelin kapısında bize şöyle dedi: “Böyle macera beklemiyordum”.

Pazar günü güne erken başlayıp gezi güzergâhımız Karadağ idi. Seyahatimize başlamadan evvel Vali Fahri MERAL Bey ve hanımefendinin kahvaltı davetine icabet ettik. Kahvaltı sofrasında hoş muhabbet ettikten sonra müsaade alıp yolumuza devam ettik. Dağlara düşkün olan Üstad yolculuk boyunca bizlere gezdiği dağların hikâyesini anlattı. Tur dağındaki hikâyesine ise daha çok değindi. Karadağ’da bulunan insan eseri kalıntıları gezerken Üstad geçmiş ümmetlerden bahsetti bizlere. Karadağ gezimizden sonra Manazan Mağaralarında verdiğimiz sözü yerine getirdik; dağ manzarası olan bir yerde çayımızı yudumlayarak…

 

 

 

 

 

Çay molasından sonra Konya Havaalanına Üstad’ı götürdük. Hava alanında Üstad ile helalleşip bir de talepte bulunduk bugüne kadar hiçbir talebimizde bizi kırmamasına güvenerek. Talebimiz yazacağınız seyahat kitaplarından birinde memleketimize de bir bölüm ayırması yönündeydi. Gülerek “İnşallah” cevabını aldıktan sonra bizlerle helalleşip ayrıldı. Üstad uçağa doğru giderken Akköprü’den dereye baktığı gibi bizlerde uçağa doğru giden Üstad’a öyle bakakalmışız “Sakarya” adlı şiirin: “Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir” mısrasını hatırlayarak.

Üstad gitti biz kaldık! Biz gidince geriye ne kalacak! Dönüp gerimize baktık…

Şadan Sezgin

Üstad’la Üç Gün
Üstad’la Üç Gün Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’in “Büyük Doğu Fikir Kulübü” üyelerinden olan ve rahmetlinin kendine “Siirtli” diye hitap ettiği Üstad İhsan Süreyya SIRMA’yı Karaman’da üç gün boyunca ağırladık.