Üç Önemli Liman | Karamandan.com - Karaman Haber

Üç Önemli Liman | Karamandan.com - Karaman Haber

01 Nisan 2020 Çarşamba
Üç Önemli Liman

Her birimizin içinde bulunduğu gemi dünya okyanusunda yol alırken, üç önemli liman büyük bir fırsat ile gemiyi karşılar. Bu limanlarda durmak, geminin salahiyeti açısından pek mühimdir. Durduğu zaman gemide bulunan her bir mümin bu limana ayak basmalı ve kendisine katkı sağlayacak manevi atmosferi tenefüs etmelidir. Tenefüs etmekten imtina eden her bir kişi kaybının büyüklüğünü gemi battıktan sonra anlayacaktır. Ki batan gemiden kurtulanın olması da ancak o manevi havayı tenefüs edip etmeme durumuna sabittir. 

Üç aylar diye bilinen Recep,Şaban ve Ramazan aylarının gönül dünyamızda çok özel bir konumu vardır.Recep ayı zulmün geçici olarak da olsa ortadan kalktığı,meylimizin neye olduğunu sorguladığımız Regaib gecesini ve Efendimizin bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya oradan da Allah’ın huzuruna yükseldiği Mirac gecisini içerisinde barındıran ilk limandır.Efendimiz Mirac’dan bizlere üç önemli hediye getirmiştir.Bize sorumluluklarımızı ve zaaflarımızı hatırlatan bakara suresinin son ayetlerini(Amene’r-Resulü diye bilinen aşr-ı şerif), insanın şeklen ve ruhen rabbine yöneldiği namaz ibadetini ve tevhid akidesine bağlı olan müminlerin ebedi kurtuluşa ereceği müjdesini getirmiştir.Şaban ayı Yüce Allah’ın rahmet ve mağfiretine sığındığımız Berat gecesini ve kıblenin Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Harâm’a tahvil edilmesi olayını içerisinde barındıran ikinci limandır.Ramazan ayı ise Kur’an-ı Kerim’in nâzil olmaya başlandığı ve  bin aydan daha hayırlı bir gece olarak ifade edilen Kadir gecesini içerisinde barındıran üçüncü limandır..Bu ayları geçmişimizle hesaplaşma geleceğimize dair planlar yapıp yön verdiğimiz müstesna zaman dilimleri olarak değerlendirmeliyiz.Dünyevî meşgalelerimizi bir kenara bırakıp uhrevî meselelere mesaimizi harcadığımız gönül yükümüzü hafiflettiğimiz af ve mağfiret dilediğimiz rahmet iklimi haline dönüştürmeliyiz.İnsan olarak işlemiş olduğumuz günahların büyüklüğüne bakmadan yaratıcının afüvv(işlenen günahı bütün izleriyle birlikte yok eden)ismine sığınmalıyız.Bu minvalde aklımıza Hz.Vahşi örneğini getirelim;Hz.Vahşi Hz.Hamza’nın katili idi.Mekke fethedildiğinde kaçıp bir müddet uzak diyarlarda saklandı.Hz.Peygamber’e görünmemeli idi.Çünkü amcasını katletmişti.İslam Ansiklopedisi Vahşi b. Harb maddesinde anlatıldığına göre ‘’Resulullah’ın huzuruna çıktığında veya onun kendisine haber gönderip İslam’a girmesini istediğinde Vahşi,günahkar olduğunu söyleyerek tereddütlerini ifade edince Resul-i Ekrem,’’Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse  işte o,Allah’a tövbesi kabul edilmiş olarak döner.’(Furkan,25/71.)ayetini okumuştur.Bunun üzerine Vahşî,’Ey Allah’ın Resulü!Ben neredeyse küfre denk bir günah işledim.Allah bunu da hasenata çevirir mi?’diye sormuş,Resululah da ‘Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.Bunun dışındaki günahları,dilediği kimseler için bağışlar…’(Nisa4/116.)ayetiyle cevap vermiştir.Bununla da tatmin olmayan Vahşî,’Burada Allah’ın dilediğini affedeceği bildiriliyor,beni bağışlamayı diler mi dilemez mi bilmiyorum deyince,Hz.Peygamber,’Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım!Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.Şüphesiz Allah bütün günahları affeder.Çünkü O,çok bağışlayandır,çok merhamet edendir.’(Zümer,39/53.)ayetini okuyarak Vahşî’nin bütün endişelerini gidermiş,bunun ardından Vahşî İslam’a girmiştir.’’

Üç aylarda mağfiret ikliminde yapmamız gereken bir diğer husus nefis muhasabesi artık başkalarının yanlışları ile değil kendi yanlışlarımıza mesai harcamalıyız.Allahu Teala ‘’Ey iman edenler!Önce kendinize bakın(düzeltin)(Maide 5/105.)’’buyuruyor.İmam Gazali ise bu meyanda ‘’Başkasının salahı uğrunda,kendi nefsini helak eden bir kimse ahmaklardan sayılır.Elbiselerinin cepleri yılanla,akreple ve daha başka öldürücü mahlukla dolu olan bir kimsenin kendi hayatını düşünmeyerek başkasının yüzüne konmuş sineklerle meşgul olması ne büyük bir hamakat örneğidir.Zira başkasının yüzündeki sinekleri kovmak,akrep ve yılanların kendisini sokup öldürmesine mani olmaz.’’şeklinde bir tasvir yapmıştır.

Üç aylarda mağfiret ikliminde mesaimizin yoğunluğunu Kur’an-ı Kerim’e ayırmalıyız. Kuran-ı Kerim okumakla insan Yaratıcısı ile muhatap olma şerefine nail oluyor.Kuran-ı Kerim okumakla insan gönül yükünü hafifletip dertlerini sıkıntılarını bir nebze olsun unutuyor.Kuran-ı Kerim okumakla insan sapa sağlam bir kulpa tutunmuş ahirette kendisine bir şefaatçi edinmiş oluyor.

Yavuz Sultan Selim oğlu Kanuni Sultan Süleyman’a iki mektup verir,”Birini ben ölünce aç,ikincisini de beni defnettikten sonra açarsın”der.Vefat ettiğinde Kanuni ilk mektubu açar.Mektupta,”Oğlum,senden tek isteğim var;beni çoraplarımla gömsünler,başka bir şey istemiyorum”yazmaktadır.Kanuni,defin işlemini yapacak din görevlisinden bu vasiyeti gerçekleştirmek için izin ister.İmam tüm ısrarlara rağmen bunun imkansız olduğunu,dinimizde böyle bir şeyin olmadığını anlatır.Yavuz mecburen çorapsız defnedilir.Kanuni ikinci mektubu açtığında şu yazıyı görür:”Bak oğlum,bir çift çorap bile götüremedim”

Madem ki ahirete maddî anlamda bir şey götüremiyoruz bu üç önemli limanda gemimize manevi erzaklarımızı dolduralım.Kuran-ı Kerim’i okuyup, anlamaya,anlatmaya ve yaşamaya gayret edelim.Allahı çokça zikrederek namaz kılalım.Pişmanlıkla tekrar etmeden günahlarımıza tövbe edelim.

TURGUT KAHVECİ
 

Düzenleme : 25 Şubat 2020 17:14 Okunma : 1041