ÜSTÜ KALSIN | Karamandan.com - | Karaman Haber

ÜSTÜ KALSIN | Karamandan.com - | Karaman Haber

22 Kasım 2019 Cuma
ÜSTÜ KALSIN

Büyük kentlerin büyüklüğünü ve cazibesini artıran etkenlerden başlıcası kitabevleridir.

Ankara’da okur sayısı çoktur. Buna bağlı olarak kitap tutkunlarının çok sayıda gözde mekanı vardır. Buralar kitap severlerle dolup taşar. Büyük kitabevlerinin bir bölümü AVM’lere de girmiştir. 

Kafe, kütüphane, kitabevi, bistro karışımı bu hoş mekanlar, AVM’lerin farklı bir köşesi, okyanusların sakin adaları gibidir.

Bu mekanlarda çay, kahve, salep, süt, kek, pasta, börek, çörek, limon, tarçın, vanilya kokuları, kitap, dergi ve defter kokularıyla karışmıştır.

Kitap çeşitliliği, albenili defterler, göz atmaktan kendinizi alamayacağınız kalemler arasında dolaşmak ne büyük keyiftir. Müzelerdeki  hazzı, belki daha fazlasını buralarda da alabilirsiniz. Kitap kapaklarının tasarımlarına bakarak, kitap isimleri ve yazar adlarını okuyarak gezinmek, başka bir dünyada yaşamak gibidir. Zamanın nasıl geçtiğini bilemezsiniz.

Kitabevlerinin müşterileri farklıdır; kılık, kıyafet, saç, sakal, gözlük, şapka seçimleriyle market müşterisi profilinden uzaktır.

Kitabevine girdiğiniz andan itibaren, AVM’nin gürültüsü geride kalmıştır. Artık siz de bu sessizliğin, hoş kokulu ortamın bir parçası olmuşsunuzdur. 

Kitaplarla ilişki, bu sessiz ve seçkin ortamda daha romantik, daha duygusaldır. İstediğiniz kitabı seçip bakabilirsiniz. Kısacık bir sürede o kitap size aittir. Dergiler, defterler ve kalemler için de böyledir. Bazı kitap, dergi, defter ve kalemlerden ayrılmak kolay değildir. Bir türlü vedalaşamazsınız.

Ankara’nın kalbi Kızılay’da Atatürk Bulvarı’nda Yapı Kredi Yayınları’nın (YKY) satış yeri vardır. Önünde durup vitrinine uzun uzun baktığım yerlerdendir.

Vitrininde, son yıllarda çocuk kitapları, diğer kitapların önüne geçti. Çok güzel kapak ve kaliteli kağıttan basılmış çocuk kitaplarının fiyatları da çok yüksektir.

“Ben yiyemedim, çocuğum yesin”, “Ben giyemedim, çocuğum giysin”den sonra, “Ben kitap okuyamadım, çocuğum okusun” diyen ana-babalara evrildik galiba. Her vitrine baktığımda bu cümle dilime takılır: Ben kitap okuyamıyorum, çocuğum okusun.

YKY’nın sadece kitap satışı için açılmış, küçücük bir iş yeri... YKY’nın kaliteli kitapları ve bu kitapların takipçisi olan Ankaralı okura, kitap tutkunlarına yakışmayacak bir yerdir.
Diğer kitabevlerinin çok gerisinde kalmıştır. Kızılay’ı parsellemiş, kaldırımları daraltan ve siyasi rantın en küçük adacıkları olan büfelerden birazcık büyüktür.

Kitabınızı çabucak seçmek, parasını ödeyip çıkmak zorundasınızdır. Gerçek anlamıyla kitap satış büfesidir.

Türkiye İş Bankası, bir süre önce Kızılay’daki kitap satış yerini değiştirdi. Daha önce iki bankamatik cihazının (ATM) sığabileceği yerden, altı, yedi ATM’lik alana taşındı. Çevresi ATM ve ayakkabı boyacılarıyla çevrili durumda. Ama, klasik eserlerin en güzel çevirilerini  (Hasan Ali Yücel ve modern klasikler) burada bulmak mümkün. Her ay indirimli kitap uygulaması ise takdire şayan.

Kitap tutkunu, okumaktan haz duyan, yazıp çizen ve Ankara’nın kültürel iklimini soluyan dostlarımdan en kıymetlisi, Kadir Tan geçtiğimiz günlerde başından geçen bir olayı esefle anlattı.

YKY’nın Kızılay’daki satış noktasının vitrininde bir afiş görür. Afişte, “Cemal Süreyya” yazmaktadır.

Şairin tüm eserleri YKY’ndan çıkmaktadır. İçeriye girer, afişteki ismin yanlış yazıldığını söyler.

Satış yerinin personeli hemen koşar ve vitrindeki afişi indirir. Ardından Kadir Tan’a teşekkür edilir.

Kadir Ağabey “Acaba o afişi kimse okumadı mı? Okuyup da farkına varmadılar mı?” diye sordu. Ben de fotoğraf çekip çekmediğini sordum.

Hayır, çekmemiş. Sonra aklına gelmiş.

Olsun, dikkati ve duyarlığı bir hatalı afişi indirtmiş. Üstelik kitabevi çalışanları, tereddüt etmeden afişi indirme nezaketini göstermişler.

YKY, jest yapmayı ve halkla ilişkiler faaliyetini bilse, Kadir Tan’a en azından Cemal Süreya seçkisini hediye ederdi. 

Ah, nerde öyle incelikler...

Şairin soyadında tek ‘y’ vardır. Süreyya değil, Süreya’dır. Böyle olması, bir iddia sonucudur.
Şair, bir arkadaşıyla, ortak bir dostunun telefon numarası için iddiaya girer: Kim kaybederse, soyadından bir harf eksiltecektir.

İddiayı arkadaşı kazanır. Cemal Süreyya, sözünün eridir. Soyadındaki iki ‘y’den birini böylece kaybetmiş, o günden sonra Cemal Süreya olmuştur.

Okudum mu, birinden mi dinledim, hatırlamıyorum. Sekiz yaşındaki bir çocuk Cemal Süreya hayranıymış. Olur mu? Belki. 

Büyüyünce Cemal Süreya olacakmış, şimdiden Cemal Süreya okuyormuş. Bunu öğretmenine söylemiş. Öğrencinin böylesi bir hayali ve beğenisi olur da öğretmen bunu paylaşmadan nasıl durur?
Hemen velisini aramış, “Senin çocuk var ya, beni ağlattı. Her erkek çocuğu Recep İvedik, her kız çocuğu Hadise olmak isterken, sizinki ‘Cemal Süreya’ diyor.” müjdesini vermiş.
Cemal Süreya’yı 30’lu yaşlarımda tanıdım. Şiirleri, karanfil koksa da ağırdır, okkalıdır. Üstelik hazmı kolay değildir. Aforizmalarla örülüdür. Şiirselliği okuyanın birikimiyle çoğalır. Cemal Süreya’nın şiiri felsefeden, siyasetten, tarihten, müzikten, resimden, hayatın her renginden beslenmiştir. İmgeler çok yer tutar. Üstelik hiç destansı değildir.
Yani bir çocuğun şiir ufkunun ötesindedir. 

Acaba öğretmen Cemal Süreya’yı okudu mu? Şiirinin derinliğini biliyor mu? 

Bu ve benzeri övgüler bana, sekiz on yaşlarındaki kız çocuklarına makyaj yapıp, yetişkin kıyafetleri giydiren görgüsüz anneleri hatırlatır. Çocukcağız ne bilsin kabarık saçı, makyajı, abartılı giyeceği. Çocuğunun oyununu, hayatının gerçeği yapmaya çalışan anne babalar var ve var olacaktır.

Şimdi sosyal medya herkesi, herkese çok erken tanıtıyor. “Cuk oturan” her cümle sosyal medyada müşteri buluyor. Sözün sahibi olarak kimin adı yazılmışsa, o sözü beş dakikalığına zihnine almaya çalışan sosyal medyacı, artık o kişiyi en iyi tanıyanlar sınıfına dahil oluyor.
Bu tipler bana, Woody Allen’a ait bir espriyi hatırlatır.

Woody Allen hızlı okuma kursuna gittikten sonra Savaş ve Barış’ı iki saatte okuduğunu söyler. Dostlarından biri, kitabın konusunu sorunca,,”Olay Rusya’da geçiyor” yanıtını verir.
Okur olmak, maliyeti yüksek bir tercihtir ve çok emek ister. Okumak herkes için değildir. Öyle olsaydı, insanlık ve dünya kim bilir nasıl farklılaşırdı?

Sosyal medyanın incileri, Hz. Mevlana’dan Yunus’a, Cemal Süreya’dan Can Yücel’e, fanatik paylaşımların tamamı, okuma eyleminin amansız avcılarıdır. Bu sözlerin ağına takılan, Mesnevi’de anlatılan, saman çöpü üzerine konmuş sineğin kaptanlık rüyasına ortak olmaktan kurtulamaz.
Beyni, sosyal medyanın aforizmalarıyla beslenmeye alışmış kişiden kitaba ilgi göstermesini beklemek beyhude çabadır.

Sanat ve kültürle ilgili olmak ise daha yukarılarda konuşlanmayı gerektirir.
Bir arkadaşım, gençlik günlerimizde ne zaman hesabı ödese, “üstü kalsın” derdi.
 
Üstü kalsın demek, bahşiş bırakmanın kibar yoludur. Arkadaşımı hep bahşiş veren biri zannederdim. Meğer, kendince bir yöntem geliştirmiş. Hesap 20 lira gelmişse, 20 lira, 30 lira gelmişse 30 lira veriyor ve “üstü kalsın” demeyi asla unutmuyor. Gerçekte üst yok, dolayısıyla kalacak bir şey de yok. Ama bu sözü duyan herkes bahşiş bıraktığına inanıyor.
Cemal Süreya’nın aşağıdaki şiiri derin içeriğine rağmen, gençlik dönemimdeki bu anımı çağrıştırıyor.

ÜSTÜ KALSIN 

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür 
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat 
Fena değildir...

Üstü kalsın...

Notlar:

1-Üstü Kalsın: YKY’den çıkan ve Doğan Hızlan tarafından hazırlanan Cemal Süreya’nın seçme şiirlerinin yer aldığı kitabıdır. Temmuz 2019’da 34. Baskısı yapılmıştır.
2-Aforizma: Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir ilkeyi, kısa ve kesin bir biçimde anlatan, genellikle söyleneni bilinen özlü söz, özdeyiş.
3-Savaş ve Barış: Rus Yazar Lev Tolstoy tarafından yazılan ve 1869’da yayımlanan romandır. Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından iki cilt olarak yapılan romanın çevirisi 1808 sayfadır. Klasikler arasında yer alan bir baş yapıttır.

Ahmet Tek

Düzenleme : 07 Kasım 2019 14:58 Okunma : 870